Romanlarında fitne, kadını marjinalize eden, güçsüzleştiren bir unsur değil,
onu güçlendiren ve tapınılası kılan bir unsurdur. Ama bu kadınlar, yazarlık
otoritesine sahip olamayacak, kadın, kimliğiyle kendini asla yazamayacaktır
Peyami Safa, Ahmet Hamdi Tanpınar, Cemil Meriç gibi Türk düşünce hayatının 'araf'ında
kalmış, kategorize edilemeyen bir siyasi ve edebi kişilik Halide Edib Adıvar.
Osmanlılık- Türkiyelilik, Batılılık-Doğululuk, pozivitizm-mistisizm,
gelenek-modern, avam-havas, ilericilik-muhafazakârlık, feminizm-militarizm
dikotomilerinden, özgürlükçü ve hümanist değerler dünyasına ulaşmaya çalışan,
hayal ile hakikat sarkacında gidip gelen bir yazar, eğitmen, öğretmen, düşünür,
hemşire, nefer, onbaşı, çavuş, profesör, milletvekili ve anne...
Kendine dayatılan doğrulara gönül indirmeden, inandığını savunan bir tahayyül
dünyası içinde ilerleyen ama kendini değilleyen sürprizli tavırları ve
eserleriyle şaşırtan bir kişilik Halide Edib.
Öyle ki ilk kocası Salih Zeki'nin kendini aldatmasına tahammül edemeyerek,
dönemin şartlarına cesurca karşı duran da Halide Edib'tir; ilk kocası Sururi'nin
ölümünün ardından evlendiği ikinci kocasının, kıskançlık krizi sonucu Sara'yı
ölümle cezalandırılışını anlatan (Seviyye Talip) ve kadınlara iffet üzerine bir
'ders' veren de aynı Halide Edib!
Cumhuriyet tarihinin gizemli yazarı Halide Edib, eserlerinde çocukluğundaki
Doğu-Batı ikililiğini ve döneminin tüm 'öykünmeci' tarzını yansıtır. Babasının
adını, ikinci adı olarak kullanan Halide, çocukluğunu, baba ocağıyla
anneannesinin evinde yaşar. Baba Edib, tam mânâsıyla bir İngiliz centilmeni;
anneannesi ise Mevlevi'dir. Baskın baba dilini (Batılılık, ilerlemecilik),
sürekli ana diline (Doğululuk, durgunluk) tercüme etmeye çalışan Edib'in
eserlerindeki ve otobiyografisindeki çiftseslilik ve çokkarakterliliğin nedeni,
çocukluk arka planında, erkek dünyası ile kadın dünyası arasındaki bölünmesinde
aranmalı belki de.
Mahrem bir kadın kültürü
Elaine Showalter, A Literature of Their Own'da, kadınların hem erkek egemen
kültürün içinde hem de ayrı ve susturulmuş, mahrem bir kadın kültürü içinde
olduklarını, bundan dolayı da kadın edebiyatının çiftsesli olduğunu belirtir.
Edib de erkek söyleminin hem içindedir, hem dışında. Ne var ki yine de mimari,
müzik, Mevlevilik üzerine düşüncelerini belirttiği, kişisel tarihinin izdüşümünü
yansıtan Sinekli Bakkal'da eril söylemin dışına çıktıkça, aynı söylem tarafından
içe çekilir sürekli.
Muhafazakâr ve yerli değerleri yücelten Rabia ile Batı pozitivizminin temsilcisi
İtalyan musiki öğretmeni Peregrini arasındaki aşk, melodramatik; Peregrini'nin
din ve kimlik değiştirerek Osman oluşundaki simgesel batı-doğu birleşmesi de
adeta fantastiktir. Doğu kadındır genellikle oryantalist romanlarda, erkek ise
Batı. Batı'nın Doğu'nun içine girişi ve onun cinsel kıyılarını fethedişi bir
zafer değildir. Aksine sünnet olarak cinsiyeti üzerindeki kendi cemaat hükmünü
reddeden Peregrini'nin eksilişi ve dramı söz konusudur. İç dünyası bize hep
kapalı tutulan Peregrini, aşık oldukça, yani ideal kadını yazdıkça kadınlıkla
bağdaştırılan Halide Edib kahramanlarındandır. Peregrini'nin cinsel arzularını
açığa vuruşu dahil olmak üzere tüm davranışları Rabia tarafından eleştirilir,
küçümsenir.
Cinselliği 'mübalağalı' olarak yaşayan erkek karakterler kötüdür romanlarda.
Böylelikle geleneksel erkek değerlerini, kadın kahramanlar üzerinden yeniden
üretir Edib. Erken dönem romanlarında cinselliği yıkımla sonuçlanabilecek bir
kavram olarak ele alan Edib milliyetçi görüşlerinin ve aktivist kadın sesinin
duyulmadığı, otobiyografik dönem romanlarında (1908-1913'e tarihlenen Raik'in
Annesi, Seviyye Talip, Handan, Yeni Turan), ideal Cumhuriyet kadını tiplemesini
üretir sürekli ama hikâyeyi erkek kahraman anlatır.
Tarih boyu kendine bir kimlik arayan, cinsiyetinin törelerinin pençesinden ve
dişiliğinden kaçmayı öğrenen kadının, iki kaçış yolu vardır ki Edib tıpkı
Charlotte Bronte gibi ikisine birden çalışmıştır: Yazarlık kimliğini
romanlarında gizleyerek benliğini korumak ve kadının yaşamında yer alabilecek
tehlikeli ve mahrem serüvenleri (aldatma, cinsellik, zina) erkek kahramana
içselleştirerek toplumsal yasaklara karşı meşruiyet kazanmak...
Hülya Adak, 'Otobiyografik Benliğin Çok-Karakterliliği: Halide Edib'in İlk
Romanlarında Toplumsal Cinsiyet' başlıklı makalesinde, Edib'in romanlarındaki
otobiyografik ögeleri gizlemek adına erkek anlatıcıdan yararlanmasına ilave
olarak ideal kadının erkek benliği üzerindeki tahrip edici gücünden söz eder.
Edib'in tüm romanlarının ortak paydası, kadın baş karaktere duyulan hayranlık ve
aşk yüzünden, erkek 'ben'liğinin yıkımıdır. Erkek anlatıcı nihayetinde çocuksu
ve histerik biçimde yazarlığını ve otoritesini kaybeder; kadın ise yazıldıkça
belirginleşip özneleşir. Anlatıcı erkektir ama altmetinde kadının sesi,
hasletleri, korkuları, endişeleri, duyarlığı sezdirilir.
Sandra Gilbert, Susan Gubar ve Elaine Showalter gibi araştırmacıların ortaya
koyduğu gibi üstte ataerkil söyleme uyan, hatta onu yüceltiyor gibi görünen bir
ses ile altta buna karşı çıkan, ataerkil söylemi eleştiren bir ses yer alır
kadınların romanlarında. Ne var ki bu romanlarda kadınlar da bölünmeye uğrar,
iyi ile kötünün bahçesinde.
Ya iffetli, babasız çocuk büyüten güçlü annelerdir bunlar ya da cinsel
kimliklerini unutarak erilleşmiş, militarize kadınlar... Handan'ın kahramanının
kadınlığı kamusal alanda örtülüdür, 'erkek gibi bir kız'dır o. Yine aseksüel bir
kimlikle, kadınlığını hiçleyerek Milli Mücadele'nin içinde yer alan Edib, Türkün
Ateşle İmtihanı'nda kendini cinsiyetsiz bir kadın olarak tanımlar; Yeni Turan'da
da sürdürür bu tutumunu. 'Erkek gibi' olmayı yüceltir Halide Edib. Çünkü kendisi
de kamusal alana ancak onun kodlarıyla girebilmiştir. Eril kabullere en aykırı
tutumu ise 'fitne' kavramını olumlamasıdır. Onun romanlarında fitne, kadını
marjinalize eden, güçsüzleştiren bir unsur değil, onu güçlendiren ve tapınılası
kılan bir unsurdur. Ama bu kadınlar, yazarlık otoritesine sahip olamayacak,
kadın, kimliğiyle kendini asla yazamayacaktır.
Nüket Esen'in, yazarının sesinin çok güçlü biçimde duyulduğunu belirttiği
Seviyye Talip'te de erkek kahramanın ağzından geleneksel kadın tipi eleştirilse
de kadını tutsak eden en direngen mitler kutsanır. Sıradışı kadın tipi, erkek
kahramanın ve romanın diğer kadın kahramanının gözünde ilkin kabul görür ama
sonra Seviye kötü yola düşer, karalanır.
Erkek kahramanın travmatize kırılışı ve benlik parçalanışı ile kadının
melodramatik bir sona mahkum edilmesi, Edib'in olmasa da toplumsal bilincin
temsilciliğini yapan kahramanların tercihidir. Yazarının duygusal ve romantik
bilincini aşarak, toplumsal bilince sahip kahramanların ortaya çıktığı Milli
Mücadele dönemi romanlarından (Ateşten Gömlek, Yeni Turan, Vurun Kahpeye) sonra
Edib de kahramanlarının çağrısına uymuş ve Sinekli Bakkal, Yolpalas Cinayeti,
Tatarcık, Sonsuz Panayır, Döner Ayna, Akıle Hanım Sokağı, Kerim Usta'nın Oğlu,
Sevda Sokağı Komedyası, Çaresaz ile Hayat Parçaları'nı içeren Cumhuriyet Dönemi
romanlarında her şeyi bilen, gören bir tanrı-yazar olmuştur.
Mor Salkımlı Ev ve Türkün Ateşle İmtihanı'nda toplanan otobiyografisiyle bu eril
dünyaya korkusuzca adım atar Edip. Halide Edib ve Amerika kitabının yazarı
Francis Kazan'ın ilgisini de bu 'dönüşüm' ve gizem çeker. Hatıratı ile ilk ve
son dönem romanlarını adeta birbirinden farklı kişiler yazmıştır çünkü. Bir
yandan kendini nasıl görüyorsa onu, öte yandan dış dünyanın gözünde nasıl
gözüktüğünü başarıyla anlatmış ve gözlerini sakınımsızca kendine
çevirebilmiştir.
Roland Barthes, yaşamöyküsünü 'adını ağzına almaktan korkan roman' diye niteler
ki Edib'in otobiyografik eserleri kurmacaya çok yakındır. Yazar kimliğiyle
yapıtları arasında eksiksiz bir bağıntı yaratırken, romanların inanılırlık ve
gerçeklik alanının sınırlarını belirler. Yazarın yapıtlarını yaşamı için saydam
bir özre dönüştürür, bunun sonucunda yazarın yaşamına olan ilgimiz artar.
Yaşamöyküsü, eserlerin denetçisi olmuştur artık...
Hümanizme, Haklar Bildirgesi'ne inanıyor, ifade ve örgütlenme özgürlüğünün
anayasal güvence altına alınmasını savunuyordu Halide Edib. Ne yazık ki onun
idealine ilişkin bir model, örnek bir yaşam yoktu 'şimdi'de ve gelecekte. Ama o
tamamlanmamış, tanımlanamayan bir kadın olma yürekliliği gösterdi.
Otobiyografisinde ve hatıratında mutlu bir ironi saklıdır bu yüzden; kendi
hikâyesini anlatabilme saadeti!
* * *
Halide Edib üzerine
Halide Edib, Ayşe Durakbaşa, İletişim Yayınları, 2000
Halide Edib ve Amerika, Frances Kazan, Bağlam Yayınları, 1995
Kurtuluş Savaşı ve Halide Edib, Mehmet Kılıçoğlu, Güldikeni Yayınları
Halide Edib Adıvar,
Yaşamı Sanatı, Derleme,
Bilgi Yayınevi, 1994
Halide Edib Adıvar,
Güven Taneri Uluköse, Kastaş Yayınları, 2007
Radikal
20/07/2007