Hatıralar, sevgili ve aşk ölmüştür. Düzelse de düzen, sağ dönse de sevgili
Duras ölmeye kararlıdır artık. Beklemek, kocasına ve eski varlığına
yabancılaştırır Duras'ı. Kocası ölmüştür çünkü, eski Duras ölmüştür
Marguerite Duras, yazdığını hatırlamadığını söyleyerek başlar Acı güncesine. O
yılları unutmak için yazmıştır ve sonunda da belleğinden silmeyi başarır.
İkinci
Dünya Savaşı sırasında geçen kurgusal ve otobiyografik altı metinden oluşan Acı,
Fransa'daki Alman işgali sürecini farklı biçimlerle belgeler. İlk metin olan
günce, yazarın kitaplarındaki ana odakların tümünü içerir -yalnızlık, beklemek,
korku, acı, ölüm- ve bu temaların nedenlerini içinde saklar. Kitap yazarın neden
hayatının sonuna kadar hep ağladığını, neden korkuyla yazıp yaşadığını ve neden
ölmeye bu kadar tutkulu olduğunu açığa çıkarır.
Naziler, Duras'ın kocasını toplama kampına götürmüşlerdir ve yazar işkencelerle
dolu, hiç ağlamadığı altı yıl boyunca izini kaybettiği, yaşayıp yaşamadığını
dahi bilmediği kocasını beklemektedir. Acı, der Kristeva, öznenin özne olduğu,
kaostan farklılaştığı yerdir. Dönem öznenin parçalandığı, anlamı, 'ben'i ve
insanlığını kaybettiği korkunç bir kıyım dönemidir. Bu süreçte yaşatılan
belleksizleştirmeye ve insanlığın parçalanıp yok edilmesine ancak acıyı
hissederek ve bu duyguyu koruyarak karşı durulabilir. Bu acı yazarı bütünler,
özneleştirir ve farkındalığa erişebilmesini sağlar. Yıllarca hiçbir haber
almadan beklemek acının sınır dışı görevidir. Yazar, bunu kadının yüzyıllardır
bütün coğrafyalarda zorunlu olduğu ve hiçbir zaman değiştirilmeyen yükümlülüğü
olarak açıklar, kadınlar buna alışıktır. Acı bütünlese de bu bekleyişin
sonundaki ben farklı bir yaşayışa geçer artık, ölüm hastalığına tutulur.
Bıkmadan mücadele etmek
Hatıralar, sevgili ve aşk ölmüş, öldürülmüştür. Düzelse de düzen, sağ dönse de
sevgili Duras ölmeye kararlıdır artık. Beklemek, kocasına ve eski varlığına
yabancılaştırır Duras'ı. Kocası ölmüştür çünkü eski Duras ölmüştür, parçalanmış
yeni Duras ise yaşamaya devam edecek ve tüm ölümler için yas tutacaktır hayatı
boyunca. Yine de insana olan umudunu hiç yitirmediğinden korkunç bir durumda eve
dönen kocasını insanlaştırmak için aylarca çalışır. Ürkütücü beden ve dışkı gibi
uygarlığın iğrenç olarak tanımladığı tüm nesneler, Duras'ın yaşamına mücadele
araçları olarak dahil olurlar artık. İğrençten, onun tahakkümünden ve korkutma
gücünden arınmıştır yazar.
Faşizme ve Yahudi soykırımına karşı Fransız Direniş Örgütünde François Mitterand
ve daha pek çoklarıyla birlikte savaşan Duras kitaptaki ikinci bölümü yaşamın
aldatıcılığını göstermek için kırk yıl sonra yayınladığını söyler. Kocasının
izini bulmak ve direnişçilere bilgi sızdırmak için yakınlaşmak zorunda kaldığı
gestapo ajanıyla olan gerçek hikâyesidir anlattığı. Bu hikâyede ele alınan korku
duygusu ikili karşıtlıkların yıkımını ispat için kullanılır. Yine Kristeva'ya
göre korku sürekli olduğunda bir sevgi çağrısıdır. Duras korkunun her iki tarafı
nasıl da kuşattığını anlatır. Birbirini tanımayan ama birbirinden ölesiye
korkan, birbirlerini öldüreceklerinden korkan iki millettir, Almanlar ve
Fransızlar. Herkes korkusundan yapayalnızdır: kendisi, kocası, ajanlar,
direnişçiler, Naziler. Korku her iki karşı taraf için de geçerlidir, düşman-dost
ayrımı ortadan kalkmıştır. Uygarlığın yüzyıllardır tahakkümlerini bu ikilikleri
büyüterek ve bileyerek sürdürdüğünün; savaşı, sömürüyü, baskıyı topluma bunlarla
içselleştirdiğinin bilinci içinde yazar Duras.
Sonraki bölümlerde de devam eder ikiliklerin iç içeliği: yazar ölümü ve aşkı
birlikte yaşar; hem ölmekten korkar hem yaşamaktan utanç duyar, muhbire işkence
ederken diğer yandan da milis eriyle sevişmek ister. Bu karşıtların biraradalığı
savaş suçları için de geçerlidir. Sonraki hikâyede Almanlar savaşı kaybedip
cezalandırma sırası Direnişçilere geldiğinde bu kez onlar acımasızdır. İşkenceci
artık Therese adlı kahramanı üzerinden Duras'ın kendisidir. Yahudilerin ya da
kocasının hayatını kurtarmaya çalışan da, bir muhbire işkence eden de aynı
kişidir artık. Birey ve toplum birbirinin içinden geçerek çökmüştür. İlk
öyküsünde Nazilerin suçlarını tüm Almanlara dağıttığı gibi bu hikâyede de
savaşın tüm insanlığın suçu olduğu, zaman ve süreç değiştikçe her toplumun
farklı nedenlerle de olsa benzer acımasızlıklar yaptıklarını gözler önüne serer.
Suç evrenseldir ve ancak bunu taşımayı kabul ederek insanın yaşamı bundan sonra
devam edebilir:
"... Bu suçtan çıkarılabilecek tek yanıt onu herkesin suçuna dönüştürmektir. Onu
paylaşmaktır. Tıpkı eşitlik, kardeşlik düşüncesi gibi." Artık masum ve suçlu
ikiliği yoktur, kan ve intikam her iki taraf için de baş döndürücüdür.
Duras bu ikiyüzlülükleri insanlık dışı tarihin en insancıl yanlarını yazarak
gösterir. İkinci Dünya Savaşının acısını ve utancını ölümü kabullenmiş çocuklar
üzerinden anlatır. Kitaptaki çocuklar garip bir şekilde ölümü yaşayan,
öleceklerini ve ölmüşlerle yaşadıklarının farkında olan çocuklardır. Bu çocuklar
Yann Andrea gibi, yazarı hem huzurlu hem korkutucu bir ölüme yaklaştırır.
Duras'ın kendisi de kitaplarının tümünde bu kaybolmuş çocukları merhametiyle
saran 'ölüm pınarı' olur, hıçkırıklar denizinde yok olmak isteyen bir pınardır
yazar.
İç ve dış benlik...
Duras yazını, konu ve biçimin birbirini desteklediği karmaşık, parçalı bir
bütündür. Biyografik olanı kurgusalın içine geçer, zaman ve mekan karmaşıktır,
şahıs zamirleri değişir. Bunun nedeni 'ben'in çöküş öyküsünü ve karşıtlıkların
iç içeliğini daha iyi algılatabilmektir okuyucuya. Anlatımda kimi zaman 'ben'i
biz olarak yazar, böylelikle iç ve dış benliğin kopma ve bütünlenme aşamaları
imlenir. Bazen yazar kendini kahraman olarak öne çıkarır, bazen mesafeli duruşu
araya girer kimi zaman da anlatı içindeki anlatıda simgesele dönüşür. Üslubu
duyguyla değişir, acı sayıklamalarla genişletilmiş zaman içinde anlatılırken,
savaşın somut gerçekleri daha kısalmış bir zamanda, garip bir şiddeti içererek,
şiddetli yazar. Aslında acının şiddetli anlatımı onu dönüştürmek için bir
hareket noktası olarak alınır. Zaman bazen de sarmal ilerler, geçmiş ve
geleceğin yokluğunu vurgulamak için kullanılır.
Duras bireyselde ve toplumsalda yaşanan kaosla ve acılı tarihle yüzleşirken
bulanık, korkak yazmak tam tersine tüm cümlelerinde açık ve durudur. Yaşadığı,
yazdığı acı onu netleştirir. Böyle bir iddiası olmasa da Acı'nın günümüz
okuyucusuna verecek pek çok 'dersi' vardır:
Hepimiz suçluyuz, karşıtımızı kendimiz yaratıyoruz ve bunu bilemeye devam
edersek acı yetmeyecek.
ACI
Marguerite Duras, Çeviren: Orçun Türkay, Sel Yayıncılık, 2007, 173 sayfa
Radikal
20/07/2007