Yaşları 40 ve daha üzeri olanlar, besteci Metin Bükey''i hiç kuşkusuz ki hemen hatırlayacaklardır. Hafızanızın işini kolaylaştırmak için bir de esaslı tüyo vereyim sizlere. Hani şu, 1960''ların sonlarında ses sanatçısı Berkant''ın yorumuyla dillere destan olan “Samanyolu” adlı popüler parçanın bestecisi…
* * *
Sizlere birazdan anlatacağım ilginç olayı, uzun yıllarını Yeşilçam''a veren, vaktiyle babası da aynı piyasada binbir türlü imkânsızlıklar içinde kameramanlık yapmış görüntü yönetmeni bir dostum aktarmıştı.
Yaşları 40 ve daha üzeri olanlar, besteci Metin Bükey''i hiç kuşkusuz ki hemen hatırlayacaklardır. Hafızanızın işini kolaylaştırmak için bir de esaslı tüyo vereyim sizlere. Hani şu, 1960''ların sonlarında ses sanatçısı Berkant''ın yorumuyla dillere destan olan “Samanyolu” adlı popüler parçanın bestecisi…
Son derece verimli bir müzisyendi Bükey. “Samanyolu” adlı duygusal filme gelene kadar, daha bir çok Türk filmi için birbirinden güzel müzikler hazırlamıştı. Ancak, yönetmenliğini Orhan Aksoy''un yaptığı, başrollerini Hülya Koçyiğit ile Ediz Hun''un paylaştıkları 1967 yapımı “Samanyolu” onun kariyerinde gerçek bir dönüm noktası oluşturdu. Bu film için bestelediği aynı adlı şarkı, önce Türkiye''yi, ardından da dünyanın dört bir köşesini fethetti.
Bükey''in parçasında sözler ikinci planda kalıyordu; Üstad, herkesi kolayca kuşatabilecek tarzda, öylesine evrensel bir tını yakalamıştı ki -Türk popüler müzik tarihinde o güne kadar hiç görülmemiş bir biçimde- 72 milletten yapımcılar ardarda kapısını aşındırmaya başladılar. Sonunda da bunların pek çoğu kendi dillerinde seslendirmek üzere parçanın haklarını satın alacaklardı. 1970''de ülkesini Eurovision''da da temsil eden Lüksemburg asıllı David Alexander Winter şarkıyı “Oh Lady Mary” adıyla Fransızca, Almanların büyük sesi Peter Alexander ise Almanca seslendirdi. Ki bunlar en bilinen uyarlamalar; “Samanyolu”nun Japoncaya çevrilmişliği bile söz konusudur.
Bükey, 1970''lerin başlarında, bestesinin getirdiği uluslararası şöhret ve saygınlıkla biraz da sarhoş olmuş bir durumda Yeşilçam''ın arka sokaklarındaki kahvehane görünümlü lokallerde kendisinden yeni parçalar isteyen yapımcılara astronomik fiyatlar çekip dururken, günlerden bir gün Amerika Birleşik Devletleri''nden bir mektup alır. Zarfı merakla açar, antetli kâğıdın sol üst köşesinde “Columbia Pictures” sinema şirketinin elinde alevli bir meşale tutan o ünlü kızı durmaktadır. İşin en ilginç yanı da, mektubun yanına iliştirilen üç adet gıcır gıcır 100''er dolarlık banknottur.
Yeterince İngilizce bilmediği için, ne kadar çırpınırsa çırpınsın mektubu tam olarak anlayamaz Bükey. Soluğu derhal İngilizcesi iyi, kıdemli bir Yeşilçam yapımcısının yakınlardaki yazıhanesinde alır. Durumu karşısındakine anlatınca, ahbabı da en az onun kadar merak dolu gözlerle zarftaki mektubu çıkarır ve dikkatle okumaya başlar. Gözleri alt satırlara doğru kaydıkça da yüzü şaşkınlıktan şaşkınlığa sürüklenecektir bizim yapımcının.
“Yahu Metin, bu adamlar sana telif ücreti göndermişler” diye mırıldanır biraz sonra, “Columbia Pictures şirketi senin ''Samanyolu'' şarkısını bir filmde mi kullanmış ne, o yüzden sana teşekkür ediyorlar. Mektubun yanına da şarkının kullanımından kaynaklanan telif ücretini eklediklerini yazmışlar.”
Bu olayın şahitleri, Bükey''in o İngilizce mektup ve üç tane 100 dolarlık banknotla, 1970 başlarının Yeşilçam''ında kendi kendine “Allah, Allah” diyerek günlerce şaşkınlık içinde gezindiğini anlatmaktalar…
Sonradan yaptığımız araştırmalarla öğrendik ki, o gün yaşanan olay tam olarak şöyleydi. Hollywood''un en eski film stüdyolarından biri olan Columbia Pictures, başrolünü Paul Newman''ın oynadığı bir filminde, ünlü oyuncunun sabah neşe içinde yataktan kalkıp odasının pencerelerini açtığı bir sahneye yer vermişti. Newman bu sahnede perdeleri sağa sola çekip dışarı bakarken ıslıkla, evet yanlış okumadınız, ıslıkla “Samanyolu”nu çalmaktaydı. Hani şu “Bir şarkısın sen/Ömür boyu sürecek/Dudaklarımdan/Yıllarca düşmeyecek” dörtlüğünün olduğu bölümü…
Batılılar bu şarkıyı başından itibaren “Oh Lady Mary” olarak bildikleri için Newman da bu güfteyi düşünerek çalmıyordu o bölümü hiç kuşkusuz, ancak yapımcıların kesin olarak bildikleri bir şey var ise o da filmde topu topu 5-10 saniye yer alan melodinin bestecisinin Türkiye adlı uzak bir ülkede yaşayan Metin Bükey adlı bir adam olduğuydu.
Bunu bilmek, Columbia yetkililerine yaptıkları her işi “adam gibi yapmaları” için yetip de artıyordu. Çok aramalarına rağmen, Bükey''in net iş adresini ya da bağlı bulunduğu “telif hakları ajansı”nı (!) tesbit edemedikleri için, onlar da çaresiz, parayı bir zarf içinde ve yanında bir teşekkür mektubuyla birlikte nakten ev adresine göndemişlerdi. Gönderilen para, o tarihlerde sinemada böyle bir müzik kullanımının telif bedeli olarak tam karşılığıydı. Uluslararası tarifeler neyi emrediyorsa aynen o miktarı iletmişlerdi muhataplarına…
Buna iş hayatında “işinin namuslusu” olmak deniliyor.
Ulusal televizyon kanallarımızda her ne zaman -Sunal Ailesi''ne zerrece faydası olmaksızın binlerce kez gösterilmiş ve hâlâ da tepe tepe gösterilmekte olan- bir Kemal Sunal filmi görsem, aklıma daima bu olay gelir. Aynı şekilde, yapımcılar tarafından yıllar öncesinde ulufe olarak verilmiş yarım yamalak bir ödemenin ardından çektikleri filmle bütün hukukî bağları kopartılmış, birilerini habire zengin ederken kendileri kimsesizler yurdunda, daha da ötesi sokaklarda ölen o düzinelerce isimli-isimsiz Yeşilçam aktörleri, aktristleri, figüranları ve teknisyenlerini de acıyla hatırlarım.
Bu ülkede sinema, ancak ona -şimdiki gibi “pişpirikçi kahveleri”ni andıran palavradan örnekler değil- ciddi ve etkin meslek örgütleri kazandıracak, bu sanata emek vermiş istisnasız bütün sanatçıları ve teknik elemanları mutlaka güçlü bir sosyal güvenlik sisteminin şemsiyesi altına alacak, sektöre gerçek anlamda sendikacılığı getirecek, sinema ve televizyon filmlerindeki fikrî hakları bütün hak sahibi kişiler adına gözü gibi koruyup koruyacak bir iktidar işbaşına geldiğinde “çadır tiyatrosu” olmaktan kurtulup batı ülkelerindeki gibi gerçek bir “endüstri”ye dönüşecektir.
“İkinci iktidar dönemi”ne girdiği takdirde, Türk sineması Ak Parti''den işte bu yönde adımlar bekliyor.
Yenişafak
14/07/2007