“Kürt, 'Ben Türküm, aynı zamanda Kürdüm' diyecek.”
Demek oluyor ki; Kürt, “Kürdüm ama Türküm” dediğinde, “Kürt sorunu” şappadak
çözülmüş olacak.
* * *
MHP'nin neyi yapıp yapmadığını 57'nci hükümette yaptıklarından çıkarabilirsiniz.
AB yolunu o hükümet açtı. MHP, AB'ye girmek istemeseydi bunu yapmazdı.
Yukarıdaki ifade (noktasına, virgülüne kadar) MHP milletvekili adayı Gündüz
Aktan'a aittir.
Gündüz Aktan deyip geçmeyin. Radikal gazetesindeki yazılarıyla düşün hayatımıza
emsalsiz katkıları olan Gündüz Bey, “Kürt sorunu”nu çözen güzide bir insandır.
Gündüz Beyin hem kolay anlaşılır, hem akılda kalır tarzdaki çözüm formülü aynen
şöyledir:
“Kürt, 'Ben Türküm, aynı zamanda Kürdüm' diyecek.”
Demek oluyor ki; Kürt, “Kürdüm ama Türküm” dediğinde, “Kürt sorunu” şappadak
çözülmüş olacak.
Bu ne biçim çözümdür, Gündüz Bey bizi maskaralığa mı almak istiyor, demeyin.
MHP milletvekili adayı biraz mahiyeti meçhul, biraz celadetli bu ifadeyle
ağrısız, sancısız güzel bir çözüm formülü ortaya koyuyor, kıymetini bilelim. Tek
kusurcuğu var; muvazene eksikliği.
Bu eksikliği fark etmezseniz mezkur ifade tattan yenmez; fark ederseniz beş para
etmez.
Kürt, “Türküm, doğruyum, çalışkanım…” falan dedikten sonra, “Kürt sorunu”ndan
bahsetmek zaten beyhude. Ha, böyle sorun yok, deniyorsa; o zaman da niçin çözüm
önerisi getiriliyor? 'Muvazene eksikliği' dediğim tastamam budur işte.
Bir de şu var: Kürt, Türküm demezse, Gündüz Aktan ne yapacak?
Neymiş bu gülmeler sayın okur? Aklına, “Kötek faslından önce, 'Türküm Denilecek,
De!' komutunu çekecek herhalde!” cevabı geldiyse, yanılmaktasın.
Sayın Aktan'ın, 'Bölgede yaşayan Kürtlerin' asimile edilerek Türkleştirilmesi
hakkında oldukça rafine tavsiyelerini bilseydin, güleceğine ağlardın!
Neyse ki, mevzumuz bu değil. Lafa, başladığımız yerden devam edelim. Yani,
Gündüz Aktan'ın önerisine uyup, MHP'yi 57'nci hükümetteki icraatlarına bakarak
ele alalım.
Emekli Büyükelçimiz Gündüz Bey, MHP'nin yaptıklarının yapacaklarının teminatı
olduğunu, AB'ye bakışını tavzih ederken zımnen söylemiş oluyor.
Öcalan'ın artık idam edilemeyeceğini Neşe Düzel'e verdiği cevaptan takip edelim:
“Ne Ceza Kanunu'nu değiştirerek, ne de 11'inci Protokol'u feshederek onu idam
edebilirsiniz. Öcalan, davanın sonucunda idam edilmedi. O davanın sonucu, onun
için bir müktesep haktır.”
Gündüz Aktan'ın, “MHP'nin neyi yapıp yapmadığını, 57'nci hükümette
yaptıklarından çıkarabilirsiniz.” yöntemine itibar edecek olursak; “Öcalan,
davanın sonucunda idam edilmedi” şeklinde açıkladığı 'icraatı', ister istemez
MHP'nin hanesine yazmak zorunda kalırız.
Ee, bu durumda, Sayın Bahçeli'nin seçim meydanında attığı yağlı urgan hepten
tuhaf kaçıyor. Ayrıca, bir şey vaat edenden beklenir, etmeyenden değil, değil
mi?
Hatırlatmak babından, 57'nci hükümet hakkında şu kadarcığını söyleyelim:
Hani, İmam Hatip mezunlarının polis olmasını engelleyen, Sezer'i Cumhurbaşkanı
seçen, (duvara toslattırdıkları) ekonomiyi kurtarması için dışarıdan eleman
(Derviş) getiren hükümet.
Vay başıma, hâlâ aklınıza gelmedi mi?
Hani, bu hükümetin MHP'li Devlet Bakanı Sadi Somuncuoğlu cumhurbaşkanlığına
adaylığını koydu diye, MHP'li kardeşlerimiz tarafından bi güzel tartaklanmıştı,
nasıl hatırlamazsınız?
Hani, Bahçeli', Fazilet Partisi'nin altın tepside sunduğu Başbakanlık teklifini
elinin tersiyle itmiş, MHP'lilere katil diyenlerle 57'nci hükümeti kurmuştu.
İşte o hükümet.
Hâlâ hatırlamadınız, he mi? Bre aman, bu nasıl unutkanlıktır, yok mudur bunun
bir çaresi?
Yahu, Sayın Bahçeli ovalarda, obalarda haykırır, merhum Ecevit'in yanında suspus
otururdu hani. Ozan Arif'in bile tepesi atmış, “Bize geldi mi 7 dağın efesi /
Ele geldi mi çıkmıyor sesi” demişti. Onu da mı unuttunuz?
Yenişafak
10/07/2007