Kemalizme karşı mısınız?
Yok karşı değilim. Sadece Kemalizmin gelişmiş bir söylem olduğuna inanmıyorum.
Kemalizm aslında Türkiye’yi kurtarmak için ortaya atılmış olan, akıllıca, pratik
bir araçlar bütünlüğüdür. Büyük felsefi derinliği yoktur. Ama bir söylemin
kurtarıcı olması için illa derin felsefi kökleri olması da gerekmez.
* * *
Yeni kitabı vesilesiyle buluştuğumuz Prof. Şerif Mardin: “Mahalle baskısı
bilinmeyen ve sosyal bilimce ifade edilmesi çok zor bir havadır. Bu havanın
AKP’den bağımsız olarak, İslami alt çevrelerde yaşadığına inanıyorum.
Dolayısıyla bu havanın gelişmesine müsait şartlar oluşursa o zaman AKP de bu
havaya boyun eğmek zorunda kalacaktır.”
Profesör Şerif Mardin’in 1959’dan 2005’e kadar yayınlanan 16 makalesi Syracuse
Üniversitesi Yayınevi tarafından geçen yaz biraraya getirildi. “Religion,
Society and Modernity in Turkey” (Türkiye’de Din, Toplum ve Modernlik) adlı
kitap, 80 yaşındaki Prof. Mardin’in yaklaşık 50 yıllık akademik serüveninin
iddialı ve heyecan verici bir özeti. Şerif Hoca ile Washington’da kaldığı otelin
lobisinde buluştuk...
Bazı İslamcılar, İslami hareketlerin ancak içerden anlaşılabileceğini,
dışardan, hele Batılıysanız, ne kadar uğraşırsanız uğraşın anlayamayacağınızı
söylüyorlar...
Burada iki nokta var. İmanlı bir kişinin imanlı olduğu için yapabileceği bazı
şeyler var. Derler ya “Bunu anlamak için imanlı olmak lazım” öyle. Bu bakımdan
dışardan bakmak zor. Fakat imanlı olan kişinin de düşüncesiyle hesaplaşması çok
zor. İmanını masanın üzerine koyup boyutlarını anlayabilmek imanlı biri için çok
zor. Çünkü iman inanmaktan gelen bir şey. Evet imanlı bir insanı anlamak zor
olabilir, ama İslami hareketi anlamak öyle değil. Çünkü grubun nasıl oluştuğunu
sosyal bilimler açısından inceleyebiliriz, bu dışardan da yapılabilir.
Bunca yıllık akademik yaşamınızda içinizde bir ukde kaldı mı?
A tabii... Mesela Türkiye’de İslam’ın siyasi tabanını araştırdığım zaman
cevaplayamadığım çok sayıda soruyla karşılaşıyorum. Siyasal İslam’ın çok
oynayabilen bir şey olduğunu düşünüyorum. Birçok insan şunu söylüyor ve ben de
tamamen yanlış bulmuyorum: Siyasal İslam, iktidara tam sahip olduğu zaman bayağı
ağır şartlar yaratan bir rejimi de kurabilir. Onun için tamam, İslam Türkiye’nin
önemli bir yapısal boyutudur ama İslami güçlerin iktidara gelmesi,
beğenmeyeceğimiz sonuçlara yol açabilir.
O zaman Kemalistler “aynı noktaya geldik” diyeceklerdir...
Olabilir, bu konuda rahatsızlık duymam. İşin nasıl şekillendiğini anlamaya
çalışmak şart. İslam’ın iktidarı tam olarak ele geçirmesi durumunu, liberal bir
ortamın devam ettirilmesi olarak göremiyorum.
Bu AKP iktidarı için de geçerli mi?
AKP iktidarı olarak değil çünkü AKP içinde çok muhterem kişiler olduğunu
biliyorum. Belki bunu çok soyut bir şekilde, AKP ile ilişkisi olmayan İslam’ın
iktidara gelmesi olarak tarif edebiliriz. İkisi arasında bir nitelik farkı var.
AKP bu 4.5 senede size güven verebildi mi?
Bana onlar güven veriyor, ama kalan şüphelerimi anlatmak için sorduğun soruyla
ilgisi olmayan bir yerden başlayacağım. Türkiye’de “mahalle baskısı” diye bir
şey var. Jön Türkler’in en çok korktuğu şeylerden biri de oydu. “Mahalle
baskısı” bilinmeyen ve sosyal bilimce ifade edilmesi çok zor olan bir havadır.
Bu havanın AKP’den bağımsız olarak Türkiye’de yaşadığına inanıyorum. Dolayısıyla
bu havanın gelişmesine müsait şartlar oluşursa o zaman AKP de bu havaya boyun
eğmek zorunda kalacaktır.
İran devriminde de etkili oldu Faşizan bir olgudan mı söz ediyorsunuz?
Değil, buna örnek olarak daha çok İran’da ortaya çıkmış olan ve bugün
Ahmedinecad’ın devam ettirdiği sistemi gösterebiliriz. O dinsel otokrasinin
çevreyle, mahalleyle, ona destek veren insanların ortaya çıkardığı havayla da
çok ilişkisi var. O havanın İran devriminde çok etkili olduğuna inanıyorum. Bu
hava Türkiye’de de çıkabilir bir gün. 10-20 sene öncesine kıyasla daha az şansı
var ama bugün o havayı pompalayan başka şeyler, tuhaf oluşumlar, kendiliğinden
olan birtakım olaylar var. Bazı İslami alt-çevreler ortaya çıkıyor. Bunda
günümüzün gelişmiş imkanları da etkili oluyor. Mahalle havası dediğimiz şeyin bu
İslami alt-çevrelerle yeni bir şekil almış olduğuna inanıyorum. Bu yeni şekil
AKP’yi döver. Demek istiyorum ki eğer böyle bir hava gelişirse AKP ona biat
etmek zorunda kalabilir.
Batı’daki Türkiye araştırmaları bugün iyi bir noktaya vardı mı?
Yeni bir pro-Osmanlı araştırmacı tipi ortaya çıktı. Diyor ki “Siz Osmanlı’yı çok
basit bir şey olarak gördünüz. Ben size ne kadar incelikli olduğunu anlatayım.”
Kemalizme gelecek olursak, Batı’da bunun gerekli, fakat sığ olduğu kabul
ediliyor. Herkes Kemalizmin Türkiye’yi kurtardığı ama derinliği olmadığında
birleşiyor.
Batı, Türkiye’yi bir sorun olarak görmüyor sanki...
Bir sorun olarak görmemesinin sonucu, özelliklerini merak etmemesi olabilir.
Halbuki çok özellikleri var. Mesele yaratmaması özelliklerini örtüyor. O zaman
merak da edilmiyor. Halbuki Türkiye’nin sorun çıkarmamasının bir tarihi boyutu
var ve onun da incelenmesi lazım.
Kemalizm’e karşı değilim, sadece gelişmiş bir söylem olduğunu düşünmüyorum
Kemalizme karşı mısınız?
Yok karşı değilim. Sadece Kemalizmin gelişmiş bir söylem olduğuna inanmıyorum.
Kemalizm aslında Türkiye’yi kurtarmak için ortaya atılmış olan, akıllıca, pratik
bir araçlar bütünlüğüdür. Büyük felsefi derinliği yoktur. Ama bir söylemin
kurtarıcı olması için illa derin felsefi kökleri olması da gerekmez.
Peki onun günümüze taşınmasına ne diyorsunuz?
Günümüzde sorun şu: Kimse aslında onun ne olduğunu bilmiyor. Bu söylemin
sınırları belli olmadığı için, içinde ne var, dışında ne var, nelerden meydana
geliyor, belli değil. Mesela laiklik deniyor. Güzel ama laiklik ne demek, bunu
nasıl uygulayacağız? Mesela devletin içinde bir dini bütünlük getirmek isteyen
gruplar karşısında laikliğin ne dediği açık değil. Alevilik meselesi de ondan
çıkmıştır. Tamam “Laikiz, çok güzel, ama Aleviliği ne yapacağız?” Burada bir
riyakârlık; Osmanlı’daki ayrımcı düşüncelerin Cumhuriyet’e intikal etmesi var.
Ama Aleviler Kemalist...
Burada bir paradoks var. Kemalizm, sanmıyorum ki Alevilerin teşkilatlanmalarına
pozitif olarak baksın. Kemalizm “Devlet içinde devlet” kurdurmamakta çok
kararlıdır. Bu o zaman ne biçim bir laikliktir? Kemalizmin en belirleyici
yönünün laiklik olması yetmez, başka şeyler de söylemeli...
Mesela “çağdaş uygarlık”...İşte “çağdaş uygarlık”ın sınırlarını da çok iyi
çizmek lazım. Mesela Türkiye’de sivil toplum kuruluşları Kemalistlerin sınırsız
desteğiyle değil kendiliğinden ortaya çıkmıştır.
Bilimler Akademisi’ne ‘gerici’ olduğum için hak kazanamamışım
Profesör Mardin’in Türkiye Bilimler Akademisi’ne üyeliğinin üstüste birkaç kez
reddedildiği konuşulur. “Bilimler Akademisi meselesi nedir?” diye sorduğumda
“Bunu hep üçüncü şahıslardan duyarım. Oraya üye olan bazı arkadaşlarım iki-üç
kez beni aday göstermişler, fakat tıpçı olduklarını sandığım bir grubun
muhalefetiyle o topluluğa üye olmaya hak kazanmadığım sonucuna varılmış.
’Gerici’ bir insan olduğum için hak kazanamamışım” diyor.
Liberal entelektüalizm başka, seçmeni harekete geçirmek başka
Yeni Demokrasi Hareketi kurucuları arasındaydım. İyi niyetli, akıllı ama
Türkiye’de siyasetin nasıl yapıldığını anlamayan insanların bir hareketiydi.
Kemal Derviş’le birlikte hareket ettik. Çok kısa zamanda bunun siyasi açıdan çok
fazla etkili olamayacağı belli oldu. “YDH bugün çıksa çok etkili olurdu”
diyenler var... Hayır. Liberal entelektüalizm başka, seçmenleri harekete
geçirebilmek başka bir şey. Belki çok küçük bir parti olarak devam edebilirdi
ama mali nedenlerle zor olurdu.
Haber: Ruşen Çakır
Vatan
20/05/2007