Karakutu
Karakutu.Com - Kültür Sanat
Ana sayfa
Galeri
Haberler
Karakutu Tv
Forum
Ekart
Ana Konular
Arşiv
Sanat Ajandası
Sinema
Müzik
Medya Rehberi
Sesli Kitap
Kitap Tahlili
Metin Listesi
Metin Hali
Üye Paneli
Üye Günlüğü
Özel Mesaj
Metin Gönderme
Tavsiye Edin
Künye
İletişim

Reklam


Google Arama



Arama



Online üyeler
Şu an sitemizde, 143 Üye Adayı ve 9 Üye bulunuyor.

Henüz Sitemize üye olmamışsınız, buraya tıklayarak ücretsiz üyemiz olabilirsiniz.

Reklam



Forum Son Başlıklar

 Yarış
 Gene Hackman
 Doktor Doktor
 Ahmet İnam'la sıradışı bir sohbet...
 Sömürünün kavramları
 Halide Nusret Zorlutuna ile yeniden
 Mutfak kitapları
 FELON
 Kalbin hafızası var mıdır?
 Dahası ne?
 bir cumartesi
 Ayaklarının üstünde
 Bayramsız Çocuklar
 İyi Bayramlar
 bir cezm kaldı
 Uzlette...
 Çizginin Yüzleri...
 Eyy Uhnem! Eyy Uhnem!
 Seçmece
 İmkansızın peşinden koştunuz mu hiç ?

Karakutu.com-Kültür Sanat Forumu


Giriş Sayfanız Yapın
Favorilere Ekle!
İletişim Formu

Önemli Linkler
BBC Türkçe
İngilizce Dersler
DW-World Türkçe
VOA Türkçe
Google
Yahoo
Msn
Zoque
Resim Yükle

Karakutu - RSS - Alexa

Alexa - Karakutu internet gezgini

Site RSS
Forum RSS


İlber Ortaylı: Her zaman kıskandığım müze
Tarih: 08.07.2007 Saat: 07:49 Gönderen: karakutu
 

Lizbon'daki Gülbenkyan Müzesi beni hep kıskandırmıştır. Buradaki eserler bize gelebilirdi ama 1940'lı yılların tembel Hariciye bürokratları yüzünden elimizden kaçtı


Lizbon'daki Gülbenkyan Müzesi beni hep kıskandırmıştır. Buradaki eserler bize gelebilirdi ama 1940'lı yılların tembel Hariciye bürokratları yüzünden elimizden kaçtı

Portekiz, Fenikelilerin dünyaya açtığı bir ülke. Üstüne aynı ırktan Kartacalılar, sonra uzun bir dönem için Romalılar gelmiş. Ama artık Portekizlilerin de hiç rahatsız olmadıkları bir gerçek var; 8'inci asırda buraya yerleşen Arap fatihleri Lizbon'u geliştirdi. En eski semt Alfama, üstüne gelen Hıristiyanlığa rağmen hâlâ Arap karakterini koruyor. Lizbon'un 60 km. uzağındaki Sintra, Araplar döneminden kalma kalesi ve şehrin mimarisiyle Garb al Andalus diye adlandırılan coğrafyayı en özgün biçimde temsil ediyor.

Lizbon'un Alfama ve Graça denen semtlerinin dar sokaklarından tramvaylar evleri yalayarak geçiyor; buna rağmen ne 18'inci asrın ortasında şehri barok zevke göre yenileten Marki Pombal ne de onun halefleri "Amma da dar, yıkalım yahu" demişler. İstanbul'u 1957'den beri görgüsüz idareciler mahvetti. Ebedi şehrin bu acıklı hali, Lizbon'da dahi bütün eski Avrupa şehirlerinde olduğu gibi göz önünden gitmiyor.
Chiado denen meydanda Portekiz'in meşhur şairleriyle oturmak mümkün; diyorlar ki "Gençlik böyle az okudukça, edebi geçmişimizi giderek sadece Comoes heykelleri ve Pesao'nun Brezilyalı kahvesindeki masasıyla hatırlayacağız."

Türkiye'yi savunan bir ülke

Okyanus kıyısındaki Portekiz'in, İspanya'dan daha fazla Akdenizli; yabancı dillere meraklı, sakin, yavaş ama terbiyeli bir halkı var. Hâlâ Avrupa'nın en düşük ücretle çalışan ama hayatını yaşayan orta sınıfı burada. Görünüşe göre Katolisizm yaşıyor. Her yer kilise dolu, kiliseler de müminlerle... Ama Portekiz'deki 15 ve 16'ncı asrın engizisyonunun aksine Katolik inancı artık bir dünya görüşü ve politika aracı değil; bu gelişimde de temas ettiğim insanlarda açıkça gördüm ki, Katolik Portekiz-Müslüman Türkiye gerilimi söz konusu olamaz. Aksine Türkiye'yi ve onun Avrupalılığını her yerde savunan bir ülke.

Portekiz AB Dönem Başkanı oldu; bu nedenle Dışişleri'nin yetenekli bürokratlarından Kaya Türkmen, Lizbon'a büyükelçi tayin edildi. Büyükelçi doğrusu talihli bir döneme gitmiş gibi. Ama Portekizlilerle birlikte Fransa ve Almanya gibi münasebetsiz devlerle savaşmak zorunda olduğu açık. İki ülke arasında ise ticari-turistik işbirliği artıyor ama gerekli olan, kültürel ilişkilerin gelişmesi.

Şehrin her semtinde ortaçağ, merkezde ve Belem'de Manoelyen devre ait binaları, yani Portekiz Rönesans'ını, barok dönemi görmek mümkün. Bazı yersiz istisnalar ve çirkinlikler dışında Art Nouveau dediğimiz tarzın en hoş örnekleri Lizbon'da. Modern Lizbon'un gökdelenleri tamamen şehrin dışında kurulmuş ve gelişiyor. Eskinin fakir tarihli Lizbon'u restore ediliyor. Lizbonluların beşte dördü ise kıyı boyu kuzeye doğru yayılıyor. Eski şehirdeki ulaşım, tek vagonlu sevimli tramvaylarla idare ediliyor, yetmezse metroya sığınılıyor.

Portekiz'in de kendi tarihini ve tabiatını yansıtan örneklerle oluşturulan milli müzelerinin en iyileri başkent Lizbon'da; tabii çevre şehirlerde de müzeler var. Ama bir müzenin varlığı beni hep çekmiş ve kıskandırmıştır: Kalust Gülbenkyan Müzesi. Çünkü aslında bu Üsküdarlı petrol milyarderi 1940'larda koleksiyonları bize vermek istedi ve o dönemin tembel hariciye bürokratları, meslektaşları merhum Muharrem Nuri Birgi'nin gayretli ısrarlarına karşı "Beyefendi şimdi bu Ermeni milyarderin müzesini alıp ne yapacağız, bizde eski eser mi yok?" yani derdime dert ekleme, rahatımı bozma demek istemişler.

Maliye'dekiler "Bu fakir ülkede niye vergi muafiyeti verelim?" demişler. Sanki müzeyi buldular da, vakfın ve Gülbenkyan tesislerinin vergi muafiyetine itiraz ediyorlar. Gülbenkyan çaresiz Lizbon'a yerleşmiş, Lizbonlular çok memnun. Bizim gibi müzeyi gören vatandaşlar da "vah vah vah" krizi geçiriyor.

Esasında bugün dahi Kalust Gülbenkyan Müzesi milyarderden kendine kalan 6 bin parça esere ilave yapmıyor; bunları en iyi biçimde koruyor, sempatik bir müzede teşhir ediyor, yurtdışı sergilere yolluyor ve yurtdışından kendi eserleriyle ilgili koleksiyonları getirip sergiliyor. Teşhir ve tersim, yani design birinci sınıf.

Üsküdarlı Kalust Gülbenkyan malum petrol zenginiydi ve her yerden aldığı parçaların çoğu bugün sanat tarihi literatürünün başköşesinde yer alıyor. Ama o, doğrusu bu parçaların tarih ve sanat değerinden çok, zedelenmemiş olmasına dikkat ederdi. Bu özelliğiyle herkesin ama en başta sanata yaklaşan gençlerin, hatta çocukların ilgisini çekerdi; Gülbenkyan koleksiyonu, sanat eseri ve eski eseri sevdirirdi.

Sevimli bir müze

Halen bütün dünya müzeleri arasında en çok okunan rehber ve sergi kataloglarını da bu müze satıyor. Osmanlı saray kumaşları, halılar ve İznik çinilerinin en seçkin örneklerinin teşhir biçimi bu koleksiyonların değerini iki kat artırıyor. Ziyaretçiyi yormayan sevimli bir müze.
Bu müzede Sakıp Sabancı Müzesi'nin koleksiyonlarının teşhiri tam bir başarı. Küratörler çok hassas bir konu seçmişler; Şevket Dağ, Halife Abdülmecid Efendi, Hüseyin Avni Lifij, Hoca Ali Rıza, David Çıracıyan, Hüseyin Zekai Paşa ve İstanbul resimleriyle Ayvazovski. Fausto Zonaro, Halil Paşa, Nazmi Ziya Güran, Hikmet Onat ile Osmanlı başkentinin coğrafyası ve o şehrin yüksek zümrelerinin 19'uncu asrın ikinci yarısı ve 20'nci asır başındaki hayatı aksettiriliyor.
Biz Türklerin bile az bildiğimiz ve öğrenmek için resimlerimize başvurmadığımız bir devir bu. Resim sanatının bir toplumu ve kültürünü en iyi biçimde temsil edeceğini gösteren bu başarılı serginin asıl Türkiye'de tekrarına çalışmak lazım.



Fax: (0312) 427 20 64

 


Milliyet
08/07/2007


 
İlgili Bağlantılar
· Daha fazla Tarih Üzerine
· Haber gönderen karakutu


En çok okunan haber: Tarih Üzerine:
Sarkozy'nin beğenmediği Kapadokya


Haber Puanlama
Ortalama Puan: 0
Toplam Oy: 0

Lütfen bu haberi puanlamak için bir saniyenizi ayırın:

Mükemmel
Çok İyi
İyi
İdare Eder
Kötü


Seçenekler

blink it

tag on del.icio.us

digg this

Wi Live

furl it

reddit this

search technorati

Save to YahooMyWeb 
Yazdırılabilir Sayfa Yazdırılabilir Sayfa

 
Bu Haberi Arkadaşına Gönder Bu Haberi Arkadaşına Gönder




 ADnet Reklamları

Siz de reklam verin »


İlgili Haberler

Sarkozy'nin beğenmediği Kapadokya

"Her zaman kıskandığım müze" | Hesap Aç/Yarat | 0 yorum
Yorumlar yazarlarına aittir. İçeriklerinden karakutu.com sorumlu tutulamaz.

Anonim kullanıcı yorum yazamaz, lütfen kayıt olun
 




 

Karakutu.Com - Karakutu.tv - KaraSozluk.Com - MustafaYuce.Com
 


 Karakutu.com Sitemap RSS - Sadece Başlıklar RSS - ÖzetliAdd to Google

PHP-Nuke