Baykal aşağı, tavşan yukarı bir rüya gördüm, biteviye son dakika rüyası, gece
boyu flaş haber, kalk doğrul, gölgeler oynaşıyor başımda, Bilderberg
tartışmasından önce, Türk filmine bakmıştım, noktalar bürümüş gözlerimi,
televizyon açık kalmış...
Gizliyormuşum kim olduğumu, kayıpmış geçmişim sözde, ne hayat beni seçmiş, ne
ben hayatımı, zavallı bir tavşanla yaşayıp gidiyormuşum Beyoğlu'nda.
Zihnimde manyetik fırtınalar... Uyandım, sol elim sağ elimin içinde, tuza kesmiş
dilim dişim, hiç böyle susamamıştım sabaha, Büyükanıt AKP'den aday olmuş,
Abdullah Gül; CHP'den, İstanbul, Ankara, İzmir seçim göçüne kalkmış, Diyarbakır
milleti Rize'de oy kullanacakmış, kalk su damlat ağzıma, mitinglerin kalabalığı
birbirine karışmış...
Elmacık kemikli, dolgun dudaklı muhterem nur yüzlüymüşüm, tavşanımla meyhane
meyhane gezip dolaşırken babacan adamlar sahiplenmiş beni, mitinglerde niyet
çektirip yolumuzu bulu-yormuşuz güle oynaya, meğer kalkanıymışım onların, Suriye
üstünden silah sevk ediyorlarmış, Hizbullah şüphesi düşüyormuş saadetime,
kameralarla izliyorlarmış bizi adım adım...
Yayla bulut bir ücra köşesindeymişiz cumhuriyet coğrafyasının, sürüklenmişiz
bilinmez bir rüzgârla: Baykal yok olmuş ortadan kargaşalıkta, halkın sebepsiz
umudu Zeki Bey'le sır olup yitmişler el ele, sarp uçurum kenarında kalabalığa
sesleneceklermiş, altımız deniz, üstümüz gökkayalık, at yorganı başından...
Satılmış medyanın satılmış kalemi olmak varmış kaderimde, slogan patlaması,
uğultusuyla şaşalamış kalbi tavşanımın, ürkmüş tonton hayvancık, zıplamış
kafesinden, içgüdüsel bir atılışla hamle etmişim arkasından, tümüyle masum
olduğum halde, iki lideri uçuruma yuvarlamaktan sorgulayacaklarmış beni, kritik
dönemlerde Nato üssünde görev yapmış safkan Kızılderili'ymiş babam, on iki mart
döneminde büyük aşk yaşamışlar annemle, Amerika'da doğup eğitilmişim ben,
Ankara'ya dönmüşüz birkaç yıllığına on iki eylül sabahı, tan vaktine doğruymuş,
ajan kızı olduğum suçlamasıyla karşı karşıya kalıyormuşum işte, Birleşik
Devletlerde medya doktorası yaptığım açığa çıkıyormuş, amansızca didikliyormuş
geçmişimi gazeteciler...
Ters dönüp çarşafa dolanmışım yatağımda anlaşılan, kabul edilecek rüya değil,
karışmış uykum gecem, yırtılan sır perdesi mi, şans perdesi mi? Tavşanımla bir
kanala transfer oluyormuşuz
olayın akabinde, parladıkça parlıyormuş yıldızım derken, beklediğim o empati
telefonu geliyormuş sonunda, köşe yazısı yazmam için teklifte bulunuyormuş
Ertuğrul Abi, emprovize yorumlarına hayranlık duysam da, bir onunla kur-tulmazmış
basın... 'Yanlışım varsa söyle Hıncal havalarında' hayat üstü bir sıçrayış
sonra.
Dolaşıp geziyormuşum serbestçe, günde beş yüz ölüm tehdidine karşın, Nişantaşı
kafelerinde kahvaltı, Papermoon'da akşam yemeği, internet okyanusunda sörf
yapıyormuşum, gece yarılarına kadar yorulmak bilmeden, daraldıkça daralı-yormuş
Ortadoğu çemberi, Birleşik Su Partisi kurmak lazımmış, İsrail aşırı, devlet
dışarı, fısıltılar, mırıltılar inceliyormuş kulağımda, komutanlara tüyo verir
olmuşum köşemden, Irak'la sınırımız çatallanmış gizli haritalarda, patlama
noktalarından uzak durmaları için...
Tavşanım benden ünlü, ben tavşanımdan, babacan adamlar mevzuu küllenmiş,
organize suç dairesinden, Giyinmek Güzeldir Partisi'ne, milletvekili aday
adayıymışım ön sıralardan, Baykal'a ağlıyormuş ülke, son anda elini çekmiş Zeki
Bey ondan, kurtarmış canını. Bülent-şan olsun ona, meclise gireceğim
garantiymiş, rozet takmışım törenle, tavşanıma kurdele bağlamışlar...
Ölçülmemiş sıcaklık ah!...
Sandıktan kuraklık cini çıkmış, bayıltıcı buhar fışkırmış, tere ateşe boğulmuş
insanlar, doğrulup kalkamamışlar yataklarından, mevsim normallerine kadar askıya
alınmış seçim.
Zıpla tavşanım, su içir bana...
Birgün
02/06/2007