Türkiye, geçtiğimiz günlerde, sinema ve televizyon yayıncılığı alanında,
kendisini -biraz gecikmeli de olsa- uygar ülkeler düzeyine çıkartacak nitelikte,
insan onuruna yaraşır bir uygulamanın daha temellerini attı.
Ülkemizde halen geçerli olan İş Yasası'nın 71'inci maddesi uyarınca, 15 yaşından
küçük çocukların çalıştırılmaları yasak. Üstelik bunun herhangi bir sınırlama ya
da istisnası da yok. Yasa, son derece açık ve net bir biçimde, çocukların 15
yaşına gelene kadar hayattaki tek sorumluluklarının “eğitim görmek” olduğunu
söylerken, ebeveynlerine de onları birer “ucuz emek aracı” olarak değil, ülkenin
geleceğini oluşturacak birer emanet olarak görmelerini öğütlüyor.
İlgili yasanın ilham kaynakları ise birey hak ve özgürlülerini güvence altına
almış demokratik ülkeler; bir de Dünya Çalışma Örgütü'nün (ILO) geçmişin acı
deneyimlerinden yola çıkarak şekillendirdiği evrensel kurallar. Ki Sanayi
Devrimi sürecinde Britanya, Fransa ve Almanya'daki maden ocaklarında bozuk para
gibi harcanmış milyonlarca Avrupalı çocuğun kanı yazmıştır o evrensel kuralları…
Ancak, işin içine “çocuk yüzleri”nin de gerekli olduğu bazı çağdaş sanatsal
faaliyetler, özellikle de sinema ve televizyon oyunculuğu girince, bu katı kural
sonraki yıllarda bütün dünyada, bu arada da Avrupa Birliği'nde bir miktar
gevşetildi. Buna karşılık, söz konusu gevşetme, “yasaların ruhunu sulandırma”
amaçlı değil, daha ziyade çocuk emeğinin -istisnai de olsa- kullanımına çeki
düzen vermeye yönelik olumlu eklentiler getirdi.
İstihdama Kabulde Asgari Yaşa İlişkin Uluslararası Çalışma Sözleşmesi,
çocukların sinema ve televizyon filmlerinde oyuncu -ayrıca defilelerde manken-
olarak kullanılmasını, belli şartlar güvence altına alınacak şekilde, her
ülkenin iç yasalarına ve mevzuatına bırakıyor. AB Konseyi de bundan hareketle
94/33 nolu yönergesinde, çocukların çalışma yasağının -onların da entelektüel
gelişimine katkıda bulunabilecek- bazı kültür ve sanat dalları söz konusu
olduğunda uygulanamayabileceğine hükmetmiş. Fakat, onlar da “Bu yasak belli
hallerde esnetilebilir, ancak yasayla yetkilendirilmiş bir otoriteye başvuru
yapmak ve özel izin almak kaydıyla” demekteler…
İşte, “çocuk işçiliği” alanındaki bütün bu uygulamaları izleyen, başka
ülkelerdeki formüllerin artı ve eksilerini özenle not eden Çalışma ve Sosyal
Güvenlik Bakanlığı, sonunda bu tür faaliyetlerin Türkiye'de nasıl yürütülmesi
gerektiğine ilişkin bir çalışma gerçekleştirdi. ÇSGB Çalışan Çocuklar Bölüm
Başkanı Ayhan Başaran'ın talimatıyla, üç bakanlık uzmanı tarafından hazırlanan
rapor, sinema ve televizyoncuların bundan böyle, tıpkı AB ülkelerindeki gibi
bebek ve çocuk oyuncu kullanmak istediklerinde bakanlığa başvurmaları önerisini
getiriyor. Bakanlıktaki özel komisyon, çocuk oyuncu talep edilen projenin
çalışma gün ve saatlerine bakacak; projenin içeriğinin çocukların ruh ve beden
sağlığını tehlikeye atacak nitelikte bir yönü olup olmadığını inceleyecek.
Ayrıca, çalışılan set ortamında çocuk psikolojisinden anlayan, beklenmedik bir
durumda onlara yardımcı olabilecek uzmanlar bulunup bulunmadığı, ayrıca çocuğa
veya yasal koruyucularına, yapılan çalışmanın adil karşılığının ödenip
ödenmediği de takip edilecek.
Sunulan film ya da reklam projesi, iş hukukunun gereklerine, pedagoji ve
psikolojiye, insanca çalışma ölçütlerine uygun bulunduğu takdirde de çocuklar
yazılı ve görsel medyada kendilerine uygun sınırlı görevler alabilecekler.
Geleneksel “Yeşilçam mantalitesi”yle kurulan sinema ve televizyon setlerinde
bunca yıldır erişkinler nasıl ki sigortasız, kadrosuz, ruh ve beden sağlığına
ilişkin hiç bir koruyucu önlem olmaksızın, her türlü insanî ve ahlakî endişeden
uzakta, günde ortalama 15-20 saatlerini geçirdilerse, Türk prodüksiyon sektörü
çocuklara da (çok az istisna hariç) büyük ölçüde aynı muameleyi yapmaktaydı. Ki
düşük bütçeli yapımlarda bu tür uygulamalar hâlâ bütün hızıyla sürüyor.
Günlerce, haftalarca süren aşırı çalışma ve onun getirdiği yorgunluktan dolayı
dayanamayıp set köşelerinde uyuya kalmış oyuncu çocuklar, sağlıksız fast-food
yemeklerle alelacele beslenme, argo ve küfürün gırla gittiği alabildiğine lümpen
bir çalışma atmosferi, komik bir yevmiye karşılığında milyon dolarlık reklam
filmlerinde sömürülme, sigortasızlık, içeriğinde korku, şiddet, cinsellik, kaba
dil ya da gerçeküstü öğeler bulunan öykülerin çekimlerinde hiç bir uzman
danışman bulunmaması bu ülkenin sinema ve televizyon endüstrisinin artık
sıradanlaşmış birer gerçeğiydi.
Bundan böyle “çocuk oyuncular” da en az “yıldızlar” kadar değerli olacaklar.
Yüzmilyonlarca dolarlık çocuk bezi ya da bisküvi piyasasında söz sahibi olmak
için reklâmlarında o küçük ve sevimli yüzleri kullanmayı planlayanlar,
giriştikleri bu kazançlı oyunu üçüncü dünya ülkelerinin derme çatma kurallarıyla
değil AB normlarına göre oynamayı öğrenecekler. Bundan hem sektör, hem çocuklar,
hem de anne-babalarının büyük yararlar göreceğine hiç kuşkum yok.
Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanlığı, ilk adımları atılan bu “uygarlık
projesi”nin peşini kesinlikle bırakmamalı, onu gelecek dönemde TBMM'de
yasalaşana kadar inatla takip etmelidir.
Yenişafak
30/06/2007