Karakutu
Karakutu.Com - Kültür Sanat
Ana sayfa
Galeri
Haberler
Karakutu Tv
Forum
Ekart
Ana Konular
Arşiv
Sanat Ajandası
Sinema
Müzik
Medya Rehberi
Sesli Kitap
Kitap Tahlili
Metin Listesi
Metin Hali
Üye Paneli
Üye Günlüğü
Özel Mesaj
Metin Gönderme
Tavsiye Edin
Künye
İletişim

Site içi Arama



Google Arama

Karakutu.Com - Arama


Online üyeler
Şu an sitemizde, 160 Üye Adayı ve 9 Üye bulunuyor.

Henüz Sitemize üye olmamışsınız, buraya tıklayarak ücretsiz üyemiz olabilirsiniz.

Reklam



Forum Son Başlıklar

 Dünyanın Dışında Herhangi Bir Yer
 eskimiş bir dosta
 Yeni Bir Parti Kuruluyor
 J.J.ROUSSEAU ve EMİLE
 Berat Kandili
 Keşke hiç yaşamasalardı!..
 Dilemma
 Şiire dizgin vurulur mu?
 SANAT'IN TARİHİ
 TNT'ye Kafa Atmak
 4 ağustos
 Reklam Edilen Ve Ötesi
 Aşk Coğrafyasında Konuşmalar
 "İyi şiir her zaman dinidir"
 Yapardım biliyorum
 İSTEK
 aşka ve terke dair
 GÜLÜM / Ömer Lütfi METE
 Şiir gibi yaşayanlar...

Karakutu.com-Kültür Sanat Forumu


Giriş Sayfanız Yapın
Favorilere Ekle!
İletişim Formu

Önemli Linkler
BBC Türkçe
İngilizce Dersler
DW-World Türkçe
VOA Türkçe
Google
Yahoo
Msn
Zoque
Resim Yükle

Karakutu - RSS - Alexa

Alexa - Karakutu internet gezgini

Site RSS
Forum RSS


İlber Ortaylı: Bizans sempozyumu umut verdi
Tarih: 03.07.2007 Saat: 00:57 Gönderen: karakutu

 

Dünyanın en önemli uygarlıklarından Bizans ile ilgili araştırmalarda açacağımız en önemli kapı Arap, Fars ve Türk dilleri çevresinde oluşan dünyadır...



Geçtiğimiz hafta İstanbul Arkeoloji Müzesi'nde pazartesi-perşembe günleri arasında Türkiye'de görülmeyen bir şey olarak I. Uluslararası Sevgi Gönül Bizans Araştırmaları Sempozyumu yapıldı. Bu proje rahmetli Sevgi Gönül tarafından yıllar önce Sadberk Hanım Müzesi'nde gerçekleştirilmek istenmişti. Galiba ben de kuruldaydım.

Türkiye'de tuhaf bir grup vardır, milliyetçilikleri büyük Atatürk gibi, zamanları ve mekanları kontrol etmek yerine bilgisizce bir çekinmeden ve protestodan ibarettir. Tahılla geçinen Türkiye, Bizantinist yetiştirmek için dışarı öğrenci yollamıştı. Sonra Bizans, Türkiye'nin bilim hayatında çözülemeyen bir denkleme dönüştü. Biz Türkler, o imparatorluğun doğru adını bile kullanmadık.

Bizans 16'ncı asırdan itibaren Avrupa'nın kullandığı bir terimdir; hep tekrarlarız, sakinleri kendilerini Romalı olarak adlandırır. Biz Türkler de, Roma İmparatorluğu'nun varisi olarak bu unvanı kullandık. Ecdadımız İstanbul'un Helenlerine, hatta bütün Anadolu ve Kıbrıs Ortodokslarına "Rum" derdi. Bu şüphesiz Grek, Bizans vs. gibi terimler kullanan Batılılara göre çok doğru bir isimlendirmedir.

Kültürel yapımızda ve tarihimizde Doğu Roma'nın yeri önemlidir. Hayatımızda ve bilincimizde ise biz o kültüre ve imparatorluğa yer ayırmadık. Hiçbir zaman bizim bilim alemimiz ciddi Bizans uzmanı yetiştirmedi. Atatürk döneminin dışında böyle bir teşebbüs de olmadı. Zamanları ve mekanları kontrol eden büyük ulusların bazı ilmi faaliyetleri dışında kalmamız doğrusu hiç hoş değildir.

Batılı uzmanların durumu

Bu mirasa yaklaşmamamızda kendi meraksızlığımız başrolü oynar ama doğrusu bulduğumuz Bizans veya diğer deyişle Roma dünyasının da kendisini kabul ettirecek, merak uyandıracak bir düzeyde olmadığı açıktı.

15'inci asırda Rum Ortodoks kilisesinin cemiyetle ilgi kuracak bir çekiciliği kalmadığı anlaşılıyor. Memleketin Helenleri yeni bir Rönesans'ı geliştirecek güce sahip değildi. Aydın hükümdar Fatih, her şeye ve herkese merak duyduğu halde, gözlerini İtalya'ya çevirmek zorunda kaldı. Şehrin Helen entelektüelleri yeni gelenlere kendilerini kabul ettirecek kadar eser veremedi.

Fatih döneminin tarihçisi Kritovulos, 19'uncu asırda birkaç edip, son asırda Stefanos Yerasimos gibi bir mütebahhir tarihçi dışında maalesef iki dili ve dünyayı kaynaştıracak adam az çıkmıştır.

Biz Türkler, ilmi Bizans araştırmalarına adım atamadık; Yunanca, Latince öğrenemedik ve o imparatorluğun içinde yaşayan halkların Aramca, Mısır Kopçası, Balkanlar'daki Slav dilleri gibi bölümlerine girmedik. Gürcüce ve Ermenice kayıtları değerlendiremedik ve bunlara hakim olmadan kendi geçmişimizi en mükemmel şekilde yazmamızın mümkün olamayacağını düşünemedik.
Fakat Bizantinistler dünyası da Türkleri, bir-ikisi dışında Arapları ve İranlıları öğrenemedi ve tanımadı. Şahsen bu sempozyumda bunu gözlemledik, en tanınmış Batılı Bizans uzmanları, imparatorluğun yanı başında yaşayan Selçuklu dünyasını bir öğrenci kadar tanımıyorlardı. Zaten bir vakitler Bizans'ın ünlü uzmanları İstanbul'a dahi gelmeden Hipodrom'daki isyanlardan bahseder, şehrin topografyasını ünlü Meyer gibi ilmi yöntemlerle incelemeden, bir milyon nüfuslu Konstantinopolis'ten bahsederlerdi.

Oysa Bizans da, Osmanlı da çok yönlü olarak ilgilenilecek; lise ve üniversite tabanında geniş bir öğrenimle ele alınacak medeniyetlerdir. Hiç kuşkusuz teknik imkansızlıkların başında basit önyargılar gelir. Bu artık belki azalıyor veya en azından kendini ifade ederken dikkatli davranıyor. Bu bir aşamadır.

Mutluluk veren manzara


Memnuniyetle kaydetmek gerekir, bu sempozyumda beni mutlu eden manzara bir düzineye yakın genç Türk Bizans uzmanının tebliğler sunmasıydı. Öyle anlaşılıyor ki, Boğaziçi'nden geçen ve Batı ülkelerinde öğrenime devam eden bazı gençler, orta zaman Yunancası (Koine) engelini aşmayı başarmış ve Bizantinistler grubuna girmişler.
Hacettepe Üniversitesi'nin yetiştirdiği sanat tarihçilerinin Bizans üzerindeki tebliğleri de zevkle dinleniyordu. Çok yakın gelecekte Bizans araştırmalarında Türkiye girmesi gereken yola girecektir. Tabii ki Bizans araştırmaları dünyasına açacağımız en önemli kapı Arap, Fars ve Türk dilleri çevresinde oluşan dünyadır. Bunu yaptığımız takdirde Bizans araştırmalarında yeni bir safhayı başlatabiliriz. Bu hiç şüphesiz Selçuklu ve Osmanlı imparatorluklarının tarihçilik açısından da önemini büyütecektir.
Sempozyumu tertipleyen meslektaşlarımı ve Sadberk Hanım Müzesi'nin başındaki Ömer Koç'u da kutlamak gerekir. Umarız bu toplantılar belirli zaman aralıklarıyla birbirini izler. Bu dikkat çekici bir sempozyumdu; Kyrill Mango, Angeliki Laiou, David Jacoby, Brigitte Pitarakis gibi ünlü Bizantinistler yanında önemli sayıda Batılı ve Türk genç Bizantinist mutlaka bu dala katkı yapacak tebliğler sundular.

Müzemizle ilgili haberler üzerine


Halkımız müzelerimizi gezmez. Vaka girişler pek ucuz değildir ama istisna uygulamaları çoktur. Ama asıl önemlisi devletin bütçesi dışında iki yıldır gördüğüm büyük şirketler müzeye yardım vaat eder ama hiç yerine getirmezler. Kadrolarımız olmadığı için bazı görevlerin yerine getirilmesi babında "gönüllülere" çağrı yaparız. İlk anda isteklisi çok gibi görünür, sonra ayakları kesilir. Oysa mesela kalabalık sayıdaki okul çocuklarına rehberlik yapmak bir yurttaşlık ve insanlık görevidir.

Müze muhabiri diye kendini takdim eden birçok dostumuz, Topkapı'daki hayaletlerden ve ispatlayamadığı hırsızlıklardan bahseder. Sherlock Holmes ve Nat Pinkerton kitapları yazılmadığı için insanlarımız bu gibi hırsızlık hikayelerini "vah vah" çekerek aslında keyifle dinliyorlar. Bakanlığın bu sene başladığı müzelerdeki umumi sayım dolayısıyla Topkapı Sarayı'ndaki 80 bin parça eserin büyük ölçüde çürüdüğü, kütüphanedeki eserlerin de çalındığı ve bunun sayımda ortaya çıkacağı gibi kehanetler söz konusu. Burada bilgisizlik ve kötü niyet demeyelim, bilgisizlik ve sansasyon merakı birleşiyor.

Saraya sahip çıkalım

Topkapı Sarayı Müzesi'nde 22 bin yazma eser var. Bunların içinde Arapça, Farsça ve Osmanlıca olanları rahmetli Yazmalar Müdürü Fehmi Ethem Karatay incelemiş ve envanterini "Topkapı Sarayı Kütüphanesi Türkçe Yazmalar" adıyla yayımlamıştır. Bu katalog iki cilt değildir. Ömür törpüsü bir envanter çalışmasıdır ve yedi cilttir. Bundan başka kütüphanemizde Yunanca, Ermenice, Latince, İbranca, Aramca, Slav dilleri, hatta Macarca 10 bine yakın eser daha bulunmaktadır.

Bu özelliğiyle de Topkapı Sarayı Kütüphanesi dünyada saygın yeri olan bir Rönesans kitaplığıdır. Ve üniversal bir Rönesans münevveri tipi olan Fatih Sultan Mehmet ile kitaplara düşkün ve kitapsever Kanuni Sultan Süleyman'ın topladığı kitaplarla bu vasfa kavuşmuştur.

Bunların çalındığını iddia etmek için kataloglarına bakarak taramak gerekir. Bunu yapan meraklı bir vatandaşımızı ömür boyu orada görmedim. Eski müdürümüz Dr. Filiz Çağman da görmedi. Bu tip haberleri yazmak ciddi bir davranış değildir.

Topkapı Sarayı üzerinden spekülasyon yapmayalım, saraya sahip çıkalım. Saray ve içindeki eserler elbette bizimdir. Ama değerleri ve çok yönlülükleri dolayısıyla bu koleksiyonlardan insanlığa karşı sorumlu olduğumuz da açıktır. Gelecekte dünya tarihi için önemli bir kaynak olan saray arşivimiz ve kütüphanemiz için modern ve fenni bir kütüphane tesisinin tasarımını ve inşasını düşünmeliyiz.



Fax: (0312) 427 20 64



Milliyet Pazar
01/07/2007

 
İlgili Bağlantılar
· Daha fazla Tarih Üzerine
· Haber gönderen karakutu


En çok okunan haber: Tarih Üzerine:
Sarkozy'nin beğenmediği Kapadokya


Haber Puanlama
Ortalama Puan: 0
Toplam Oy: 0

Lütfen bu haberi puanlamak için bir saniyenizi ayırın:

Mükemmel
Çok İyi
İyi
İdare Eder
Kötü


Seçenekler

blink it

tag on del.icio.us

digg this

Wi Live

furl it

reddit this

search technorati

Save to YahooMyWeb 
Yazdırılabilir Sayfa Yazdırılabilir Sayfa

 
Bu Haberi Arkadaşına Gönder Bu Haberi Arkadaşına Gönder




 ADnet Reklamları

Siz de reklam verin »


İlgili Haberler

Sarkozy'nin beğenmediği Kapadokya

"Bizans sempozyumu umut verdi" | Hesap Aç/Yarat | 0 yorum
Yorumlar yazarlarına aittir. İçeriklerinden karakutu.com sorumlu tutulamaz.

Anonim kullanıcı yorum yazamaz, lütfen kayıt olun
 




 

Karakutu.Com - Karakutu.tv - KaraSozluk.Com - MustafaYuce.Com
 


 Karakutu.com RSS uyumludur RSS - Sadece Başlıklar RSS - ÖzetliAdd to Google

PHP-Nuke