Adalet istiyoruz: Geçmişimizi çalanlar geleceğimizi de çalmasın diye, Bu
topraklarda nefret değil kardeşlik hakim olsun diye, Kardeşimize, komşumuza,
dostlarımıza dokunulmasın diye, gerçek bölücüler sussun, barış ve sevgi konuşsun
diye.
* * *
2 Temmuz’da Hrant’ı öldüren tetikçinin mahkemesi var. Bu mahkeme ne kadar
muhakeme yapabilecek henüz belli değil. Ama bazı ağabeyler tarafından mahkemenin
eli kolu bağlanmaya çalışılsa da, vicdan mahkemesi işlemeye devam edecek. Bu
memleketin vicdan sahibi insanları, bu memleketin ileride duyacağı utanç
düzeyini aşağıya çekmek üzere umut taşımaya ve adalet taleplerini dile getirmeye
devam ediyorlar.
2 Temmuz Pazartesi günü çok sayıda sivil toplum örgütü ve girişimi İstanbul
Beşiktaş’ta 14. Ağır Ceza Mahkemesi’nde görülecek Hrant Dink cinayetinin ilk
davasında ‘Adalet İstiyoruz’ diyecekler. Sabah 09.30'da Beşiktaş eski Devlet
Güvenlik Mahkemesi yakınlarında başlayacak olan eylem, slogansız ve sessiz
gerçekleştirilecek. Herkesin siyahlar giyeceği eylemde, ‘Adalet İstiyoruz’
pankartı taşınacak ve 11.00’de basın açıklaması yapılacak.
Bu sivil girişimlerden biri olan “Irkçılığa ve Milliyetçiliğe Dur De
Girişimi”nin yaptığı açıklama şöyle:
“HEPİMİZ HALA ERMENİYİZ!
2 Temmuz’da Hrant Dink için sokaktayız! Dostumuz Hrant’ı 19 Ocak’ta aramızdan
aldılar. Tetikçi ve azmettiren iki ağabeyini tutukladılar. Ancak cinayetin asıl
sorumluları: polis, jandarma ve devlet içerisindeki uzantıları, katillerin üye
olduğu BBP hakkında hiçbir işlem yapılmadı. Nerede Adalet? Mahkeme önlerinde
Dink ve bir çok dostumuza karşı eylem yapanların evinde cephanelik çıktı.
Katiller ellerini kollarını sallayarak dolaşıyor. Katillerin partileri ırkçılık
ve nefret yaymaya devam ediyor. “Ne mutlu Türküm” demeyenler düşman ilan
ediliyor. Buna seyirci kalacak mıyız?
Dink davasını soruşturan savcının hazırladığı iddianame cinayeti sadece 3
kişiyle sınırlandırıyor. Delillerin sistematik olarak yok edildiğini biliyoruz,
ancak tüm Türkiye katilleri, cinayeti tertipleyenleri, zemin hazırlayanları
tanıyor. Susacak mıyız? Biz Hrant’ın dostları, ırkçılık ve milliyetçilikten
bıkmış yurttaşlar, Hrant Dink cinayeti’nin 2 Temmuzda görülecek olan ilk
duruşmasında herkesi sokağa çıkmaya, adalet istemeye, bizlere nefreti ve
gerginliği dayatanları mahkum etmeye çağırıyoruz. Hrant Dink bir Ermeni’ydi, o
yüzden katledildi. Hrant Dink, sözde değil özde demokrasiyi savunuyordu, o
yüzden aramızdan aldılar. Hrant Dink, sadece gerçekleri söylüyordu, bizi
yalanlara hapsedenler işte bu yüzden üç kahpe kurşunla dostumuzu arkadan
vurdular. Hrant’ın arkasında yüz binler olduk yürüdük, HEPİMİZ HRANTIZ HEPİMİZ
ERMENİYİZ dedik. Hrant giderken bizleri birleştirdi, HEPİMİZ olduk. Şimdi bunu
hatırlama ve nefret odaklarının karşısına çıkıp hesap sorma zamanlıdır.
Adalet istiyoruz: Geçmişimizi çalanlar geleceğimizi de çalmasın diye, Bu
topraklarda nefret değil kardeşlik hakim olsun diye, Kardeşimize, komşumuza,
dostlarımıza dokunulmasın diye, gerçek bölücüler sussun, barış ve sevgi konuşsun
diye.
2 Temmuz’da görülen dava bir utanç kaynağıdır. Hukukun kimlerin oyuncağı
olduğunun örneğidir. Hiçe sayıldığımızın resmidir. Hrant Dink cinayetiyle ilgili
deliller, bilgiler ve belgeler halka açıklanmalıdır. Sadece katil, azmetiricisi
ve onları yönlediren devlet görevlisi değil, cinayetin tüm tarafları
soruşturulmalıdır.
Dostumuz Hrant’ı aramızdan alanların üzerine gidilmeden Türkiye’de ne gerçek bir
demokrasi olabilir ne de yeni ölümler durdurulabilir.
Gerçekleri bilmek istiyoruz. Sokaklarında katillerin rahatça dolaştığı bir
Türkiye istemiyoruz.
Hak arayanlara, açlıktan ekmek çalanlara ceza yağdıran hakimler ve savcılar
neredesiniz? Görevinizi yapın. Hrant’ın katledilmesine zemin hazırlayan ırkçı ve
milliyetçi partiler bilin ki size verecek oyumuz yok, karşınızdayız!
2 Temmuz’da sokaktayız!”
“Dur De” girişiminin açıklaması böyle...
Gerçekleri bilmek istemek”... Alabildiğine sıradan ve bir o kadar acil ve hayati
bir talep... Aslında, düşünsenize ne kadar yakınız gerçeklere... Kirli gerçekler
her yerden, her yönden sapır sapır dökülüyorlar. Akın Birdal’a, Cumhuriyet
gazetesine, Danıştay’a saldıran katiller, Hrant Dink’i öldürenler, evlerinde
bombalar, silahlar bulunan “vatansever kuvvetli”, “albay” lakaplı yüzbaşılar,
emekli astsubaylar, “Türk Gladio”su Ergenekon...
Şimdi de Taner Akçam’a karşı linç kampanyası başlatanlar... Yıllardır “Amerikan”
bir isim (“Holdwater”) arkasına saklanıp Akçam’ı “hain” ilan edip, hedef
gösteren, “terörist” olduğu iddiasıyla “Amerikalılara şikayet eden” muhbirler...
Akçam bu muhbirin gerçek ismini yayınlayınca ölüm tehditlerinde bulunanlar...
“Buralı” gibi görünüp, kökleri dışarılara uzanan bu odakların hepsi ortalıkta;
hepsi birbirine değiyorlar ve hepsi birbirini ifşa ediyor...
Memleketi yakıp yıkmaya, parçalamaya, bölmeye azmetmiş olan bu odakların
uygulamaya koydukları vahşet senaryosu ve bu senaryoya meşruiyet sağlayacak
şekilde kullanıma soktukları ırkçı-milliyetçi söylemin kurgularına karşı
direnmek gerekiyor her şeyden önce... Kurgular yerine vicdanı konuşturmak
gerekiyor; kurguların örttüğü, görünmez kıldığı insanların vicdanını açığa
çıkarmak gerekiyor.
Asgari bir ahlak düzeyi vicdanı konuşturmayı gerektiriyor...
Gazetem.net
28/06/2007