Sabah gazetelerde, Türkiye'nin AB üyeliği konusundaki son gelişmelere
bakarken, ister istemez karşılaştığım son vize sorunu aklıma geldi. Biliyorsunuz
ben seyahatlerini 'Karagöz'ün Yalova sefası' gibi anlatmayı seven, berberle
tartışmasından toplumsal sorun yaratıp analiz attıran biri değilim.
Ama AB haberleri beni son vize olayını anlatma yönünde kışkırttı ve ben sonunda
bu kışkırtmaya yenik düştüm.
Belki, AB üyeliğimiz, son olarak 50 yıl sonraya ertelense de, aynı siyasi birim
içinde yer alacağımız dost ve kardeş ülkelerin hiç olmazsa basın
ataşeleri de okur da, hiç olmazsa pratik ilişkilerimizde üsluplarına biraz
nezaket katarlar.
Hemen söyleyeyim, bırakın AB üyeliğini, herhangi bir Batı ülkesine gitmek üzere
vize almak için katlanmak gereken eziyet ve aşağılanma asabımı bozduğundan
hiçbirine gitmek içimden gelmiyor ve de mümkünse gitmiyorum. Birkaç sene önce,
Almanya'da davetli olduğum bir toplantı için vize başvurusu yaptığımda, son
aşamada, Türkiye'deki sağlık sigortam kabul edilmeyip üç günlüğüne bana tavsiye
edilen sağlık sigorta şirketlerinden birine ayrıca sigorta yaptırmam istenince
seyahatimi iptal ettim. Sonra bir-iki toplantıda bu olayı mazeret olarak
gösterdiğimde, tanıdık, eş-dost
araya girip hızla vize almamı sağlayıp beni ikna etti. Bu da hoşuma gitmedi.
Bu kez, İngiltere'de, daha önce öğrencisi olduğum bir kurumun 50'nci kuruluş
yıldönümü vesilesiyle yapılacak bir toplantıya davet edilince, yine toparlanıp
gitmeye karar verdim ve dolayısıyla vize başvurusu yaptım. Sorun çıkacağını hiç
düşünmedim. Eskiden çok sık gittiğim için eski vizelerim olan pasaportlarımı,
burada çalıştığım kurumları, geçmişte İngiltere'de bir yıllık oturma iznime
ilişkin polis kayıtlarını, vs. dertop edip, vize başvurumu yaptım. Yine gitmek
zorunda kalırsam aynı eziyetleri çekmemek için, vize süresi için verilen
seçeneklerden beş yıllığı işaretledim ve ilk acı haberi aldım. Beş yıllık vize
ücreti 560 milyon lira olmuş. En düşük ücret de 180 milyonmuş, iyi o zaman beş
yıl aynı hesaba gelir diye düşündüm.
Zaten düşünmesem ne olacak, o da ayrı. Sonuçta, vizede sorun çıkmadı, ama
nedense iki yıllık vize vermeyi uygun görmüşler. Hadi o da anlaşılır diyelim,
adamların terörden gözü korktu,
beş yıl da uzun bir süre, belki bu zaman zarfında terörist olmamdan korkuyorlar.
Ama param ne olacak? Öyle ya, belki beş yıl zarfında beş kere gideceğim vize
parası makul düzeye gelecek, ama iki yıl için bu para manasız, haksız bir talep.
Madem işin içinde yüksek bir vize ücreti var, beş yıl için başvurmuş birine iki
yılı uygun görüyorsanız, dönüp, bu durumda daha kısa ve ucuz bir vizeyi tercih
edip etmediğini sormanız gerekmez mi? Beş yıl ve iki yılın aynı ücret olup,
parayı ödedikten sonra piyango gibi, ikisinden birinin çıkması savunulur bir şey
mi? Hak, hukuk yok mu demek isterim.
Üşenmeyip, bu konuyu tartışmak üzere vize bürosuna gittim. Hemen belirteyim,
artık vizeleri konsolosluk doğrudan vermiyor, SETUR ile anlaşmışlar, onlar da
Kısıklı civarında ücra bir sitenin içinde, bulunması yarım gün alan bir adreste
vize işlemlerini yapıyorlar.
Tabii bu konuyu tartışma girişimim, büronun kapısında bitmek zorunda kaldı.
İçeri girmek imkânsız, zaten herhangi bir konsolosluk yetkilisine ulaşmak da
imkânsız, çok zorlayınca iki şirket yetkilisi 'Kim bu manyak kadın' havasında
kapıya gelip, hiçbir yetkileri ve bilgileri olmadığını tebliğ edip gittiler.
Bakın, bu basit bir konu değil, kimse kalkıp 'İki yıl neyine yetmiyor, hiç vize
alamayan var' veya 'Neden tanıdık birilerini bulmadın?' demesin. Madem ki beş
yıllık vize seçeneği var ve ben buna dayanarak belli bir miktar para ödeyip buna
başvurmuşum, ya bu başvurum kabul edilmeli ya da bu olmuyorsa tercihimin ne
olduğu bana sorulmalı, öyle değil mi? Kısacası, İngiltere (veya politik olarak
doğru tabirle Britanya) vize başvurusunda bile, dünya halklarına eski
alışkanlığı ile imparatorluk tebası gibi davranmaktan vazgeçmeli.
Hem de, düşünün, bu ülke Türkiye'nin AB üyeliğini 'sözde değil, özde destekleyen
ülke' değil mi? Bırakalım AB üyeliğini, önce herhangi bir Türkiye vatandaşına
nazik ve hakkaniyetli davranmayı öğrensinler diyorum.
Radikal
28/06/2007