İmtihan zamanı seçimlere denk gelince buhran içindeki gençlerin ve onların
yaralı ebeveyninin gönlünü çelmek için siyasilerimizin "ÖSS kaldırılacaktır"
vaadine tavuklar bile gülmeli
Bir zamanlar Türkiye'de İstanbul Üniversitesi vardı. İstanbul Üniversitesi'nin
dışında Mühendis Mektebi, Sanayi-i Nefise denen güzel sanatlar okulu, pek tabii
harp okulları gibi yerler vardı.
1925'te Ankara'da, gelecek hukuk devrimine yararı dokunsun diye bir hukuk
mektebi ve Almanya'dan kaçan hocaların desteğiyle yine Ankara'da Yüksek Ziraat
Enstitüsü kuruldu. Derken aynı yerde Musiki Muallim Mektebi ve İstanbul'dan
nakledilen Mülkiye Mektebi ortaya çıktı.
Üniversite dışında bu saydıklarımızın hepsi mahdut öğrencili kurumlardı; bizzat
Ankara Üniversitesi kurulmadan önce Dil, Tarih, Coğrafya Fakültesi gibi bazı
akademik öğretim ve araştırma kurumları teşkil edilmişti.
Türkiye II. Dünya Savaşı'nı 18 milyon nüfusla yaşadı. Halkın yüzde 85'i
köylerdeydi. Bu ülke ilk okul devrimini yaşamak zorundaydı. Büyükşehir
İstanbul'daki birkaç ünlü liseye (Kabataş, Galatasaray, İstanbul Erkek,
Haydarpaşa, Vefa; ilave olarak Kandilli, İstanbul Kız, Erenköy; birkaç ünlü
yabancı ve Esayan Zapyon, Fener Erkek Lisesi, Alyans gibi yerli gayrimüslim
liseleri), öğretim kurumlarına ilaveten, Anadolu'daki bazı öğretim merkezleri
gibi ünlü kurumları -ki bunların başında Ankara'dakileri, sonra Konya,
Kastamonu, Bursa, İzmir, Adana, Sivas, Erzurum, Trabzon ve Afyon liselerini-
saymak gerekir.
Ortaokul ve lise öğretim kurumları sayı itibarıyla muhafazakardı. Öğretim
kalitesi, öğretmen ve öğrenci ilişkisi de başkenttekinden ve İstanbul'dan hemen
hemen hiç farklı değildi. Bir örnek; Balıkesir Öğretmen Okulu'nda Abdülbaki bey
(Gölpınarlı) hocaydı, Halil de (İnalcık) onun talebesiydi. Pertev Naili (Boratav)
Konya Lisesi'ne tayin edilmişti. Ankara Kız Lisesi, Kandilli Kız ve İzmir Kız
Lisesi geleceğin profesör deposuydu. Buralardan çıkanları saymaya benim sütun
yetmez.
Türkiye'nin irfan hayatı belirli sayıdaki liseler, tek üniversite ve birkaç
yüksek okul gibi minyatür eğitim kurumları ile yürüyordu. Derken İstanbul'da
Teknik Üniversite teşekkül etti; daha doğrusu bu ismi almadan İstanbul Teknik
Üniversitesi çoktan o kaliteye ulaşmıştı.
Lise mezunları kapışılıyordu
Yükseköğretim kurumlarına öğrencilerin imtihanla girmesi söz konusu değildi. Az
sayıda lise mezunu bankalar ve devlet tarafından kapışılıyor, yedek subaylığını
yapınca her mevki bunların önlerinde açılıyordu.
İçlerinden üniversite okuyacak takati olanlar, Tıbbiye dahil her yere giriyordu.
Kalabalık sınıflar bir tek İstanbul Hukuk'ta vardı, o da aşırı kalabalık
değildi.
İmtihanla talebe alan sadece iki öğretim kurumu vardı; İstanbul Teknik
Üniversitesi ve Ankara'daki Mülkiye Mektebi veya Atatürk'ün koyduğu adla Siyasal
Bilgiler Okulu... İki okulun da giriş imtihanları yazılıydı. Okulun hocaları
kağıdı değerlendiriyordu ve girenlerin çoğu yatılıydı. Bunlar memleketin en
kabiliyetli gençleriydi.
1956'da ODTÜ, TBMM yanındaki barakalarda eğitim hayatına atıldı. İngilizce
eğitim yapılıyordu. Kısa zamanda makbul bir kurum oldu. O da özel giriş imtihanı
yapmak zorunda kaldı; 1960'tan sonra ise her kurum özel giriş imtihanı yapmaya
başladı ve bunun çıkar yol olmadığı anlaşıldı.
Milli Eğitim Bakanlığı'nın bünyesinde aklı başında insanların hayata geçirdiği
bir test bürosu vardı. O vakte kadar sadece yerli veya yabancı bazı ortaokullara
uygulanan test sistemini geliştiriyor; o kadarla da kalmıyor, üstün zekalı
çocukların veya sanata kabiliyetlilerin seçimiyle uğraşıyordu. Kaçınılmaz olan
genel üniversite giriş imtihanlarının hazırlanmasına Hızır gibi yetiştiler.
ODTÜ gene ayrı imtihan yapmakta ısrar ediyordu. Benim kuşağımdan bazıları mesela
ben, hem iki sene okuduğum Sankt Georg Avusturya Lisesi'nde test imtihanına
katıldım hem de Atatürk Lisesi'ni bitirdikten sonra merkezi sistem ve ODTÜ'nün
müsabaka imtihanlarına girdim.
Bugün emekli olmakta olan profesörler bile hayatlarını test imtihanı ile geçiren
gruptandır. Teknik eğitim düşünülmediğinden herkes üniversiteye yığıldığında
DTCF ve Edebiyat Fakültesi gibi beynelmilel kurumlar alenen çöküntüye girdiler.
Test usulü imtihan tıp ve psikoloji uzmanlarının dediği gibi dahi çocukların
aleyhinedir. Türkçe üsluba hatta hiçbir dilin üslubuna değil, kutu doldurmaya
önem verilmektedir. 23 yıllık dershane eğitimi öğrencinin en verimli zamanında
sanatla, müzikle, edebiyatla, resimle, sanat tarihiyle, hatta sporla bile
ilgisini kesmektedir.
İfade güçleri acınacak hale düşmektedir ve üstelik üniversiteden sonra genel
kültür verecek, onları canlandıracak ara eğitim kademeleri de düşünülmediğinden
ortaya çıkan kuşakların uzman olsalar da geniş bilgili olamayacakları açıktır.
Yine de en adil sistem
Ama 1,5 milyonu değerlendirecek alternatif bir imtihan sistemini önerecek var
mı? Hiç kimse lise notlarının değerlendirilmesinden bahsetmesin. Bazı katsayılar
ve boş geçen derslerden alınan notların öbürkülerle aynı torbaya konması
adaletsizliktir.
ÖSYM sayesinde Türk üniversiteleri Balkanlar ve Ortadoğu'nun aksine kayırmadan
uzak, en adil bir sistemin getirilmesini sağlamıştır. Hatta ilk iki sene Orta
Asya cumhuriyetlerimizden gelen torpilli öğrencilerimiz de ÖSYM sayesinde
nitelik değiştirmiş, Türkiye üniversitelerinde fevkalade nitelikli Orta Asya
gençleri okumuştur. Eğer sonuçlara itaat edilirse memuriyet imtihanlarında da
olumlu sonuçlar elde edilir.
İmtihan zamanı seçimlere denk gelince buhran içindeki gençlerin ve onların
yaralı ebeveyninin gönlünü çelmek için siyasilerimizin "ÖSYM kaldırılacaktır"
vaadine tavuklar bile gülmeli. Kaldıracağınız sisteme ne gibi bir alternatif
sunuyorsunuz, onu görmedik. Sadece Sayın Deniz Baykal ve Mehmet Ağar belirsiz
bir teknik eğitim alternatifinden söz ediyorlar.
Belki 5-10 yıl içinde dışarıdan; yani Hindistan, İsrail, Rusya ve Macaristan
gibi ülkelerden öğretmenler getirilir ve eğitim bütçeleri bugünkü sefil konumuna
göre yükseltilirse bu kara talihimiz değişmeye başlar. Zira 70 milyonluk bir
ülkede 1,5 milyon insanın filoloji, arkeoloji, işletme, idari ilim gibi dallara
yığılması akıl işi değil.
Bize bugün için lazım olan tabipten çok tıp adamlarının bulamadığı tıbbi alet
teknisyenidir. Ciddi olarak bu konuya eğildiğimiz takdirde 50 yıl değil, 10 yıl
yeter. ÖSS'yi de daha çok uzun zaman kaldıramayız, bu vaatlere inanmayalım.
Fax: (0312) 427 20 64
Milliyet Pazar
24/06/2007