Süpermarketlerin yeni "çok satanı" bu: Secret!
Bütün genç ve orta yaşlı kadınların elinde. Bir kilo domates, bir diyet yoğurt
ve bir Secret!
Kitapların adının bile İngilizce konduğu, buna cüret edildiği memleketimde hâlâ
İngilizce bilmeyenler için söylüyorum:
Türkçesi "Sır"!
'Ceryan' yapıyor mu?
Kitabı tabii ki okumadım. Tabii ki okumayacağım. Ama popüler kültürün "istesen
de bilme/bilir hale getirilme" mekanizmasından dolayı en az okuyanlar kadar
içeriğe hâkimim. Düşünsenize, şarkıcısını bilmeden ve hatta sevmeden kaç tane
şarkıyı ezbere biliyorsunuz?
Kaç tane şarkıcının ve hüdai nabit şeklinde üreyen, ne işle meşgul olduğu hiç
bilinemeyen "ünlünün" özel hayatının manasız ayrıntısına vâkıfsınız? Bu da onun
gibi bir şey işte. Kitabı biliyorum velhasıl. Özü şu:
Güzel şeyler düşün, başına iyi şeyler gelsin!
Ya da daha "trendy-mistik" deyişiyle söyleyecek olursak:
"Evrene pozitif elektrik verirsen pozitif enerji alırsın!"
İki taraf birden açık olduğu için pozitif enerji evrende "ceryan" yapıyor mudur
acaba? Neyse...
Şahsi kanaatime göre milli bir depresyondan geçtiğimiz için bu pozitifleme hali
giderek histerik bir hal alıyor. Bu işin bir tarafı.
Diğer tarafı ise şu:
Bu tür "trendy-mistik" kitaplar en çok Türkiye'de yaşayan kadınlara gerekiyor.
Çünkü bu ülkede yaşayan, orta ve üst orta sınıf, beyaz Türk ailelerden gelen
genç ve orta yaşlı kadınlara ruhlarının açlığını doyurmak için dini inançları
yetmiyor.
Ya da yetiştirilme biçimleri gereği dindarlık, Müslümanlık alt sınıflara ait bir
şey olarak görüldüğü, böyle bir gelenekten geldiğimiz için bu türden mistik
ihtiyaçlarını böyle kuşekâğıdına kaplı kitaplarla gidermeye çalışıyorlar.
Türkiye'nin modernleşme krizinin bir başka yan ürünüdür bu. Süpermarketlere,
cilalı kitap dükkânlarına bakın. Hepsinin "çok satanlar" raflarında bu türden
mistik kitaplar göreceksiniz.
Erkekler için komplo kitapları, kadınlar için burçlardan başlayıp Zen Budizmine
kadar giden bir yelpazede kitaplar göreceksiniz. "Ruhumuzun dış kapı mandalı",
"İçimizde biri mi var? Bence var!", "Tinsel hayatımızın antini kuntini" tarzı
kitaplar epeydir revaçta. Dediğim gibi bunun bir nedeninin İslam kültürünün
sınıfsallaştırılmış olması olduğunu düşünüyorum.
Olmuyor, olmuyor!
Her ne kadar Erbakan döneminden başlayarak İslam dini ya da dindarlık yaldızlı
maldızlı Versace'lere büründürülmüş olsa da...
Her ne kadar her yıl hac zamanı "sosyete hac yollarında" haberleri gösterilse
de, o silikon tepiştirilmiş dudaklarıyla birtakım kadınlar mahallenin mahcup,
mütedeyyin kızı pozlarıyla ve pür makyaj, "fevkaladenin fevkinde" kıyafetler,
Suudi Arabistan yöresinden kopup gelmiş bir estetikle yollara düşseler de...
Olmuyor.
Bu memleketin ayarı bozulmuş ruhsal ve dini ihtiyaçları için İslam dininin
yaşanma kültürü üst sınıf kadınlara uymuyor. Bu bakımdan ver elini pozitif
düşünce, ver elini Secret!
Böyle "pozitif düşünce" hikâyelerini her gördüğümde aklıma T.S. Elliot'dan şu
dize geliyor:
"Düşün/
Ne korku ne cesaret korur bizi"
Cümleten "Secret"a emanet olun!
Milliyet
17/06/2007