Karakutu
Karakutu.Com - Kültür Sanat
Ana sayfa
Galeri
Haberler
Karakutu Tv
Forum
Ekart
Ana Konular
Arşiv
Sanat Ajandası
Sinema
Müzik
Medya Rehberi
Sesli Kitap
Kitap Tahlili
Metin Listesi
Metin Hali
Üye Paneli
Üye Günlüğü
Özel Mesaj
Metin Gönderme
Tavsiye Edin
Künye
İletişim

Site içi Arama



Google Arama

Karakutu.Com - Arama


Online üyeler
Şu an sitemizde, 295 Üye Adayı ve 7 Üye bulunuyor.

Henüz Sitemize üye olmamışsınız, buraya tıklayarak ücretsiz üyemiz olabilirsiniz.

Reklam



Karakutu Forum Son Başlıklar

 Ahmed Arif
 oturağın göğünden oturağa ağan
 et,kağıt ve yapılacak şeyler
 BİZİM YAZDIKLARIMIZ
 Andrei Tarkovsky Filmografi
 Anne
 DİSİPLİN CEZASI
 Orhan KOTAN
 Üç Darağacı...
 Anti Roman (Yeni Roman)
 YARALI
 Sergei Reggiani
 Anlaşılmak
 Chanson
 Sessizliğin Resmi
 BEYİN YIKAMA
 Serbest düş''üş...
 h)içsel izlek
 The Poem and Elegie
 İnsan

Karakutu.com-Kültür Sanat Forumu


Üyelerimiz
Hoşgeldin, Misafir
Üye Adı
Şifre
Güvenlik Kodu: Güvenlik Kodu
Güvenlik Kodunu Girin

(Üye olabilirsiniz!)
Üyelik:
Son Üyemiz: hasan1683
Bugün: 0
Dün: 2
Toplam: 20644

Şu An Bağlı:
Üye adayı: 295
Üyemiz: 7
Toplam: 302

Şu An Bağlı:
01 : evo82
02 : mavisurgun
03 : eylem
04 : arascan
05 : rezene
06 : akrebingozleri
07 : Diaspora_Hedonist

Giriş Sayfanız Yapın
Favorilere Ekle!
İletişim Formu

Önemli Linkler
BBC Türkçe
İngilizce Dersler
DW-World Türkçe
VOA Türkçe
Google
Yahoo
Msn
Zoque
Resim Yükle

Karakutu - RSS - Alexa

Alexa - Karakutu internet gezgini

Site RSS
Forum RSS


Makale: Avni Özgürel: Seçim demek, liste kavgası demek
Tarih: 11.06.2007 Saat: 02:28 Gönderen: karakutu

 

İki fırka Terakkiperver Cumhuriyet Fırkası kurucuları, Cumhuriyet'in ilk küskünleriydi. Serbest Fırka yandaşları da umduklarını bulamamıştı.

İmparatorluk döneminde Meclisi Mebusan seçimlerinde, sonra Erzurum ve Sivas kongrelerinde başladı liste mücadeleleri ve hiç eksik olmadı. Her dönemde aday listeleri bir grubu küstürdü



Bizde 'aday listesi' demek, siyasetin zirvesindeki kişinin seçtikleri demek. Bu şimdi ortaya çıkmış bir durum değil, öteden beri böyle. İmparatorluk asırlarında, yani Meclis'in, dolayısıyla partilerin değil meşrepleri/çıkarları uyuşan insanların bir aradalığı manasına gelen kadrolar rekabetinin yaşandığı ortamda da durum aynıydı; Meclis teşekkül ettikten sonra da tablo değişmedi.

'Meşrep/çıkar uyuşması' diye tanımladığım birliktelikleri yabana atmayın. Ve bunların günümüzün siyasi partilerinden fazla farklı olduğunu düşünmeyin. Osmanlı asırları boyunca rekabetin merkezinde 'Saray Partisi'nin yer aldığını söyleyebiliriz. İlk asırlarda şehzadelerin her birinin ayrı parti olduğunu biliyoruz. Sonraki yıllarda gruplaşmaların ekseninin bürokrasiye kaydığını da.

'Saray Partisi' ve Çandarlı

Saray Partisi'nin çetin mücadeleleri arasında Fatih'in Çandarlı'yı saf dışı edişi, 3. Selim ve Genç Osman'ın reform projelerine karşı çıkan ordu/ulema partisi tarafından katledilmesi vardır. Kanuni'nin kendi oğullarıyla girdiği ve onların öldürülmesiyle sonuçlanan mücadeleyi de bu çerçevede görmek lazım. Keza Sultan Abdülmecid'in sadaret makamına Mustafa Reşit Paşa'yı getirmesini de... Öylesine sert bir rekabettir ki Osmanlı bürokrasisinde yaşanan Mustafa Reşit Paşa'nın yükseliş sürecinde onu kendi ikbal yolunda engel olarak gören Donanma Komutanı Ahmet Paşa, padişahın tercihini rakibinden yana kullanması üzerine donanmayı Mısır'a kaçırıp Kavalalı Mehmet Ali Paşa'ya teslim etmekte tereddüt etmemiştir.
Osmanlı sarayında siyasi rekabetin ülke içinde taraftar bulmak ve baskın gelmekle sınırlı olduğunu sanmayın. Aksine gerek saray partisi gerekse bürokrasi partilerinin her biri aldığı dış destekle gücünü pekiştirme yoluna gitmiştir. Bu nedenle özellikle imparatorluğun son yüzyılında sadaret mührünün yabancı elçiliklerin devreye girmesi neticesi el değiştirmesi nadir rastlanan bir hal değildir.


Meşrutiyet ve sonrası


Söz konusu yıllarda rekabetin hedefi vezirlik yani bakanlık makamı, valilikler, paşalık rütbesi v.s. idi. Ama meşrutiyetle birlikte durum değişmeye başladı.

1. Meşrutiyet Meclisi'nin siyasi bilinç anlamında azınlıkların Türk nüfusa kıyasla daha aktif olmasının etkisiyle dengesiz ama merkezin müdahalesi dışında oluştuğu söylenebilir. Nitekim yerel tercihler ve seçim etkili olduğu için fazla bir hoşnutsuzluk doğmamıştır. Ama 2. Abdülhamid'in saltanat döneminde İttihat Terakki'nin ortaya çıkışıyla başlayan siyaset yarışı 'liste' kavramını gündeme getirdi. Ünlü Babıâli Baskını sonrasında sarayla İttihat Terakki arasında Meclis üyelikleri dahil kamu görevlerinin neredeyse tamamı için listeler düzenlenir, bu listeler için talipler arasında çekişmeler, kavgalar yaşanır oldu. İttihat Terakki'nin lider kadrosuna yakın olmak, yakın kişilere yakın olmak belirliyordu listede yer alıp almamayı.
Enver, Talat veya Cemal paşalardan birinin kanatları altına girmek listelerde yer almanın güvencesiydi bir bakıma. Tabii onların öfkesini çekmek de hışımlarına uğramanın garantisiydi. Mustafa Kemal bu öfkenin mağdurlarındandır. Terfi ve taltiflerinin Enver Paşa tarafından sürekli engellendiği, geciktirildiği bilinir.


Cumhuriyet'in küskünleri

Milli Mücadele yıllarında da başlangıçtan itibaren 'liste' kavgası eksik olmamıştır desek yeridir. Mustafa Kemal bu süreçte dönem dönem değişen farklı kadrolarla birlikte çalışma eğilimindedir. Dolayısıyla gerek Anadolu direnişinin farklı safhalarında, gerekse Cumhuriyet'e giden yolda pek çok liste, pek çok küskün vardır. Savaşın önemli simaları siyasi tablonun şekillenmesi safhasında ya hayli geri plandadırlar, ya da yoklardır. Hatta bir kısmı tasfiye edilmiştir. Kazım Karabekir, Rauf Orbay, Ali İhsan Sabis gibi komutanlar kendilerine yakın olmanın neredeyse sakıncalı olmak manasına geldiği konumdadırlar. Tabii savaş yıllarında muteber olan Halide Edip, Mehmet Akif gibi siviller de.

Resmi söylem 1. BMM'nin görevinin Cumhuriyet'in ilanıyla sona erdiğidir. Oysa Milli Mücadele'nin dayandığı Meclis'in yapısıyla başlatmaya karar verdiği siyasi reformlar dönemine girmeyi imkânsız gören Mustafa Kemal'in kararıdır bu. 1. Meclis; isteklerini zar-zor kabul ettirmekle birlikte zayıf olduğu görülen Hâkimiyeti Milliye grubuyla, hilafet makamına bağlılığı sürdürme eğiliminde olan 2. gruptan oluşmaktaydı.

Muhalifler seçimlerin yenilenmesi kararına oy verirken kaybedeceklerini düşünmüyorlardı. Ama hem onlar açısından hem de Hâkimiyeti Milliye grubuyla birlikte hareket edenlerin önemli bir kısmı açısından sonuç hayal kırıklığı oldu. 5-6 kişinin dışında Mustafa Kemal'e muhalefet edebilecek kimse giremedi Meclis'e. Sonradan Cumhuriyet Halk Fırkası'na dönüşecek Hâkimiyeti Milliye grubu da adlarını bizzat Mustafa Kemal'in işaret ettiği milletvekillerinden oluştu. Çalışmaya Mustafa Kemal'e Atatürk soyadını vermekle başlayan 2. meclis üyelerini belirlenirken tek ölçü itirazla karşılaşmamak değildi. Atatürk gerçekleştirmeyi planladığı reform sürecinde bilgisine ve desteğine ihtiyaç duyacağını düşündüğü kişileri toplamıştı. Doğal olarak 1. Meclis'in din adamı ağırlıklı kadrosunun yerinde yeller esiyordu. Atatürklü yıllar boyunca bu anlayış fazla değişmedi. Kâh İsmet İnönü ön plana geçti, onun yakın çevresinin yüzü güldü; kâh İnönü gözden düştü, onunla birlikte çevresinin ismi milletvekili listelerinden silindi.

Atatürk'ün kurulmasına itiraz etmediği ya da önayak olduğu Terakkiperver Cumhuriyet Fırkası ve Serbest Fırka denemeleri de 'küskün' sayısının artmasından başka sonuç doğurmadı. TCF'yi 1924 senesinin Kasım ayında Ali Fuad Cebesoy, Kazım Karabekir, Refet Bele, Rauf Orbay, Adnan Adıvar, İsmail Canbolat gibi Cumhuriyet'in ilk küskünleri kurmuşlardı. Mustafa Kemal düşünce olarak tek partiden yanadır.. 'Bu milletin siyasi fırkalardan çok canı yanmıştır. CHF sınıf partisi değil, bütün milletin partisidir' diyen bir liderdir.. Bundan dolayı TCF'nin kuruluşuna itiraz etmemekle birlikte açıkça bu partiye muhalif bir tavır içindedir. The Times muhabiri Maxwell Macartney'le mülakatında yer alan şu sözler onun yaklaşımını gösterir: " Terakkiperverler, cumhuriyetçiliklerinde samimi değiller, programları bir sahtekârlık örneği." Oysa TCF'nin görünürde Halk Fırkası'ndan önemli bir ayrılığı yoktu. Tek fark terakkicilerin dine bakışındaki liberalliktir. TCF Aralık 1924'te yapılan araseçimlere katılamadı. Seçimi CHF kazandı. Ancak Bursa ve Kırkilise'de TCF'nin desteklediği bağımsız adaylar seçimi kazandı. Bunun üzerine hükümet Bursa'da kazanan Ferik Nurettin Paşa'nın mazbatasını iptal etti. İkinci defa yapılan seçimi yine Nurettin Paşa kazanınca CHF'nin yapacağı bir şey kalmadı.

13 Şubat'ta Şeyh Sait isyanı başladı. Hükümet 15 ilde sıkıyönetim ilan etti. TCF'nin buralarda dini propaganda yaptığı iddia edilirken Başbakan Fethi Okyar'ın bu konuda yeterince duyarlı hareket etmediği söylentisi yayıldı. Bunun üzerine Okyar istifa etti, yerine CHF sertlik yanlısı İsmet Paşa geldi. Ardından çıkan Takriri Sükûn Kanunu'yla birçok gazete ve dergi kapatıldı. İstiklal Mahkemeleri kuruldu. Ve TCF illegal bir örgütmüş gibi yargılanıp 3 Haziran 1925'te bütün şubeleri kapatıldı.

Peşi sıra Serbest Cumhuriyet Fırkası da benzer akıbete uğradı. Vefatından önce Atatürk'ün CSF'nin lideri olarak kendisinin seçtiği Fethi Okyar'ı çağırarak çok partili hayata geçme zamanının geldiğini, geçmişte yaşananları unutup bu işi sorumluluğu üstlenmesi gerektiğini söylediğinde Okyar'ın, "Neden yapayım.. Senden bir kere daha tokat yemek için mi?" dediği bilinir.


Çok parti, çok küskün

Çok partili hayata geçildikten sonra gerek İsmet İnönü gerekse Celal Bayar/ Adnan Menderes ikilisi sürekli ekip değiştirdiler. Örneğin CHP'de Kasım Gülek devir geldi gözde, devir geldi alay konusu oldu. Turhan Feyzioğlu, Nihat Erim, Kemal Satır, Kamil Kırıkoğlu gibi isimler de liderin tercihi doğrultusunda kâh parladılar, kâh kenara itildiler. Benzer tablolar DP ve Adalet Partisi bünyesinde de yaşandı. DP'nin dört kurucusundan biri olan Fuad Köprülü partisinden koptu muhalif bir parti kurdu. Yıllar sonra benzer şekilde AP'nin kurucuları partilerinden ayrılıp Demirel'e karşı cephe oluşturdular.

Bütün bu gelişmeler içinde her seçim yarışının öncesinde partilerin bünyesinde savaş diyebileceğimiz liste mücadeleleri yaşandı; bu süreçte kaybedenler 'küskün' hale geldiler. Bunlar şayet 'erken seçim' kararı sonrası liste dışı kalmışlarsa, devam eden milletvekili sıfatları dolayısıyla TBMM'yi olağanüstü toplayıp seçim kararını iptal ettirmeyi de denemediler değil. Ama şimdiye kadar bu yolu deneyen ve kazanan 'küskün' de görünmedi.




Radikal
10/06/2007


 
İlgili Bağlantılar
· Daha fazla Siyaset
· Haber gönderen karakutu


En çok okunan haber: Siyaset:
'Üniversiteye almayalım demek vicdansızlık'


Haber Puanlama
Ortalama Puan: 5
Toplam Oy: 1


Lütfen bu haberi puanlamak için bir saniyenizi ayırın:

Mükemmel
Çok İyi
İyi
İdare Eder
Kötü


Seçenekler

blink it

tag on del.icio.us

digg this

Wi Live

furl it

reddit this

search technorati

Save to YahooMyWeb 
Yazdırılabilir Sayfa Yazdırılabilir Sayfa

 
Bu Haberi Arkadaşına Gönder Bu Haberi Arkadaşına Gönder




 ADnet Reklamları

Siz de reklam verin »


İlgili Haberler

'Üniversiteye almayalım demek vicdansızlık'
Avni Özgürel: Diplomasi çifte standart demek
Avni Özgürel: Seçim demek, liste kavgası demek
Demek artık 'yollar aşınıyor'!

"Avni Özgürel: Seçim demek, liste kavgası demek" | Hesap Aç/Yarat | 0 yorum
Yorumlar yazarlarına aittir. İçeriklerinden karakutu.com sorumlu tutulamaz.

Anonim kullanıcı yorum yazamaz, lütfen kayıt olun
 




 

Karakutu.Com - Karakutu.tv - KaraSozluk.Com - MustafaYuce.Com
 


 Karakutu.com RSS uyumludur RSS - Sadece Başlıklar RSS - ÖzetliAdd to Google

PHP-Nuke