Süleyman Demirel'in 8 Kasım 1968'de, Adalet Partisi Ankara İl Kongresi'nde
söylediği sözdür. Bir delegenin sokak gösterilerinin engellenmesi gerektiğini
söylemesi üzerine Demirel şöyle demiştir:
"Yollar yürümekle aşınmaz!"
Demirel, bu sözünün, demokrasilerde yürüyüş ve gösteri hakkının
engellenemeyeceği anlamını taşıdığını söylese de herkes bu sözü yıllarca aynı
şekilde anlamıştır: "İstediklerini yapsınlar, umurumda değil! Gösterilerin,
yürüyüşlerin hiçbir anlamı yoktur!"
Türkiye siyasi tarihine bakınca da anlaşılması gereken budur: Yapılan
gösteriler, protestolar, sivil tepki Türkiye'deki iktidarların, güç odaklarının
zerre kadar umurunda olmamıştır. Halk, bu ülkeyi yönetmek için şimdiye kadar pek
gerekmemiştir! Ama şimdi...
Ordunun çağrısı
Ordu, halkı sokağa çağırıyor. Darbelerle, sağ iktidarlarla tesis edilen
totaliter düzende, Toplantı ve Gösteri Yürüyüşleri yasalarıyla sindirilmiş,
tepki verme hakkını kullandığında "terörist" ilan edilmiş halk, şimdi tepki
vermeye çağrılıyor. Teröre yığınlarla, şiddetsiz ve sivil bir tepki vermek
elbette olması gereken ama şimdi, böyle bir çağrıdan sonra verilen tepki
şiddetsiz ve sivil olabilir mi?
Elinde silah tutarak komutanların yanında şehit cenazesine katılanları
gördükçe... İntikam yemini edilen cenaze haberlerini okurken... Kuzey Irak'a
girelim, "Kandil'e Türk bayrağı dikelim" hırsı almış başını giderken...
Türkiye'ye, Yugoslavya'nın bölünüşünden önceki havaya benzer bir hava tamamen
hâkim olurken... Müslüman-laik, Kürt-Türk çatışmaları siyasetin de ötesinde
insanların gündelik hayatındaki ilişkileri bile son derece tehlikeli bir
biçimde, bilhassa son aylarda değiştirmişken...
Ortada bu kadar siyasi, toplumsal ve uluslararası çatışma ve şiddet varken...
Ve elbette bu ülkenin ortalaması şiddetle büyütülüp şiddete tapmak üzere
eğitilmişken... Zor... Çok zor!
Seçimin adını koyalım
Türkiye'de politik ve toplumsal farklardan kaynaklanan saflar son iki ayda bir
biley makinesinden geçirilmiş gibi keskinleşti. İnsanların tercihleri bir başka
tercihe yaşama hakkı bırakmayacak kadar sertleşti. Herkes, hangi tarafta, hangi
kampta olursa olsun korkuyor. Adı konmamış bir bilgimiz var çünkü. Bunun adını
koyalım:
Türkiye bugünlerde nasıl bir ülke olacağına karar vermeye çalışıyor. Yaklaşan 22
Temmuz, bir seçimden çok daha fazlası olacak. Bunu herkes bildiği için müthiş
bir telaş ve müthiş bir korkuyla ilerliyoruz her gün. Korku, insanoğlunu
saldırganlaştırır. Saldırganlık, farklı olanı sindirir. Çoğunluk zalimleştiğinde
azınlıklar siyaseten katledilir. Sokak, buraya doğru ilerliyor. Ve bu sokaklarda
şimdi insanlar yürüyecek.
Beraber yürümek?
Kürtler ve Türkler şiddete karşı beraber yürüyebilecek mi?
Başörtülü kadın mayolu kadınla beraber yürüyebilecek mi?
Orta sınıf yoksullarla yan yana yürüyebilecek mi?
Bu yürüyüşe Çingeneler de katılacak mı?
Savaş karşıtları?
Anti-kapitalistler?
Devrimci travestiler?
Liseliler?
Ateistler?
Yollar, ancak bu insanlar beraber yürürse aşınır. Yok eğer saldırgan milliyetçi
şiddetle, hazırol duruşunda, asker adımlarıyla kitleler yürürse bu yollarda
başka bir terörün kapısı aralanır. Ve o terör, Kandil Dağı'ndan çok daha
tehlikelidir.
Milliyet
10/06/2007