Türkiye'nin “makul insanlarına” güven veremedikten sonra, “Yüce Türk
Milleti”nin bağrından çıkarak iktidara gelmişsin, kaç para? “Glu glu dansı
yapıyorlar” diyenlerin akıbetine uğramak istemiyorsan doğru merkeze, yallah.
'Götürürler merkeze adamları' sana kucağını açmış bekliyor. Bak, teklifini kabul
etmese bile Cem Kozlu nasıl da sana şefkat elini uzatıyor: “AK Parti'de bir
merkeze gelme çabası varsa buna yardımcı olmak gerekir. Türkiye'de makul
düşünceyi temsil eden kişilerin bu çabaya destek vermesi gerektiğine
inanıyorum.”
Cumhuriyet mitinglerinden çıkardığı mesajla seni 'bakıma' almaya çalışan
Ertuğrul Özkök'e kulak ver. O ki, “makul insanlara” güven vermeme sorununu
kendine dert etmiş. Kıymetini bil.
Oradan, buradan bulduğun insanlardan Cem Kozlu'lar yetiştireceksin de ne olacak?
Sana hazırları sunuluyor, görmüyor musun? Üstelik doğma büyüme 'merkezden',
hijyenik eleman bunlar. Biraz akıllı ol.
Senin görevin Jim (pardon yani), Bekir Coşkun'un, “Göbeğini kaşıyan adam”
tesmiye ettiği seçmenine, bu hijyenik elemanları seçtirmek. Seçmen senden,
eleman bizden. Hadi, Allah kolaylık versin.
“Türkiye'nin 'makul insanlarına' güven verme politikasını sadece 'yeni vitrin'
anlayışı üzerine” kuruyormuşsun. Ertuğrul Özkök böyle diyor. Doğruysa, çok ayıp
ediyorsun. Yapma böyle.
Yok, bu böyle olmayacak. Demek ki, gömlek çıkarmak yetmiyor. İyisi mi, sen
'paradigmayı' değiştir. Hemen şimdi, gözümün önünde değiştir. Hele bir bakayım;
yeni 'paradigma' yakışmış mı, ayağını sıkıyor mu?
Elbette seçmenini muhafaza edeceksin; yoksa niye nefes tüketeyim ki seninle!
Yine seçmeninle beraber yürüyeceksin aynı yollarda, yine beraber ıslanacaksın
yağan yağmurda. Bunlar aynen kalacak. Sadece 'paradigma' değişecek, yanlış
anlama.
Ha, zamanla seçmenini de dönüştürürsen tam ekmekli kadayıf olur.
“Yeni paradigma ne demek” mi? Güzel, aklına takılanı sor. Yeni paradigma, “makul
düşünce” demek.
“Makul düşünceye” sahip olduğunu vehmedenlerin, “Ne olacak bu AKP'nin hali?”
kıvamındaki hezeyanları üç aşağı beş yukarı bundan ibaret.
Bu “makul insanlara” ne dersek boş. Yine de dilimiz döndüğünce bir şeyler
diyelim.
Önce şu 'paradigmadan' başlayalım. Thomas Kuhn'un ürettiği bu kavram hiçbir
şeyden çekmedi, Türk köşe yazarlarından çektiği kadar. Paradigmayı mayo
mevzusuna kadar indirgediler ya, helal olsun valla.
Geçen seçimde yerle yeksan olan ANAP, DSP, DYP gibi partilerin 'merkez' sorunu
yok, tek başına iktidara gelen partinin var, öyle mi? Nedir bu 'merkez parti'
dediğiniz şey? Halkın bittiği yerde başlayan bir zamazingo mu?
Vaktiyle, arkasında “makul çoğunluk” var diyerek Mehmet Ali Bayar rüzgarı
estirmiştiniz medyada. O “makul çoğunluk” nerede şimdi?
Makul düşünce, makul insanlar ve makul çoğunluk ne demek? Halkın iradesini
aşağılamak için bu kadar kıvırmayın; hiç değilse, Bekir Çoşkun kadar delikanlı
olun.
Mevzuya 'göbekten' dalın, olsun bitsin!
Nedir “makul” olan, nedir? Birkaç viski markasını teklemeden söylemek mi? IMF
programlarına gönül düşürmek mi?
Neymiş “makul” olan? ABD ile birlikte Irak'a saldırmak mı? Kana katliamında,
İsrail yerine, vahşice öldürülen Lübnanlı çocukları suçlamak mı? Mazlum halklara
sırt çevirmek, işgalcileri sorgusuz sualsiz desteklemek mi?
Sizin “makul” ölçünüz buysa eğer, Attila İlhan'ın “Hangi Atatürk” kitabında
anlattığı Mustafa Kemal Paşa “makul insan” değildir. Her zaman mazlumların
yanında yer alan Türk milleti de, “makul bir millet” değildir.
O kıymeti kendinden menkul “makul düşüncenize” meze yaptığınız, “ Ne ABD, ne AB,
tam Bağımsız Türkiye” sloganının atıldığı cumhuriyet mitingleri de “makul
miting” değildir.
O mitinglerden “makul düşünce” devşirmeye kalkışmayın. Çünkü o mitinglerden Cem
Kozlulardan, Meral Gezgin Erişlerden çok, Erol Manisalılar, Hulki Cevizoğlular
çıkar. Bizi yemeyin!..
Yenişafak
23/05/2007