Elli yaşında, sevimli bir delikanlı karşımızdaki; dayak
yediğine üzülmüşe benzemiyor, demek ki ya hak etmiş, ya onur meselesi yüzünden
bu hale düşmüş
Bu fotoğraf 1976 yılında, Sevgililer Günü'nde çekilmiş: Meksika'daki La
Jornada gazetesinin 2007'de, Gabriel Garcia Márquez'in sekseninci doğumgününde
yayımladığı, Güney Amerika'daki pek çok gazetenin de iktibas ettiği fotoğrafta
ünlü yazar, gözündeki morluğa rağmen gülümseyerek bakıyor fotoğrafçı Rodrigo
Moya'nın kamerasına.
Elli yaşında, sevimli bir delikanlı karşımızdaki; dayak yediğine üzülmüşe
benzemiyor, demek ki ya hak etmiş, ya onur meselesi yüzünden bu hale düşmüş, ya
da kavga ettiği adamın durumu daha da beter.
Son seçeneğin doğru olmadığı biliniyor, çünkü Márquez'in kavga ettiği adam, ünlü
Perulu yazar Mario Vargas Llosa'ydı, kavganın mekânıysa Mexico City'de bir
sinema salonu. And dağlarına çarpıp parçalanan bir uçaktan sağ çıkmayı başaran,
sonra hayatta kalabilmek için kendi arkadaşlarını yemek zorunda kalan bir grup
insanın hikâyesini anlatan 'Alive'ın prömiyerinde, Llosa Márquez'e doğru
seğirtmiş, Márquez'in masumca kendisine sarılma girişimine yüz vermeyerek
suratına yumruğu patlatmış ve her taraf kan içinde kalmıştı.
İkinci seçeneğin geçerli olduğunu düşünenler, bu fotoğrafın yayımlanmasına kadar
çoğunluktaydı. Márquez'le Llosa arasında ciddi bir politik görüş ayrılığı ortaya
çıkmıştı; Márquez solcuydu, Llosa'ysa sağa kaymaya başlamıştı (1990'da da
serbest pazarı savunan bir cumhurbaşkanı adayı olacaktı. Arjantinli yazar
Alberto Manguel, 'Tanrının Casusları' adlı derlemesinin önsözünde sözü Llosa'ya
getiriyor ve bu 'kültürlü kalem efendisi'ne öyle bir sözel dayak atıyor ki,
Márquez'in morarmış gözü onun yanında hafif abartılmış makyaj gibi kalıyor. Lafı
dağıtmak pahasına, Manguel'in Llosa'yla alıp veremediği şu: Llosa 1995'te El
Pais'te yayımlanan 'Ateşle Oynamak' başlıklı yazısında, Güney Amerika'nın
darbeci askerlerini, yaptıkları katliamları ve işkenceleri mazur göstermiş,
suçluların cezalandırılmasının 'harika bir şey' olacağını ama bunun mümkün
olmadığını, çünkü suçluların yalnızca askerlerle sınırlı kalmadığını, toplumun
bütün kesimlerinin suçu olduğunu söylemişti. Manguel, bunun nasıl aşağılık bir
taktik olduğunu, bu önsözde lafını sakınmadan ortaya koyuyor. Zaten kitap da
'baskıya başkaldıran hikâyeler'den oluşuyor )
Fotoğrafı çeken ve bunca yıl hiçbir yerde yayımlanmasına izin vermeyen Moya ise,
kavganın kadın meselesi yüzünden çıktığında ısrarlı, dolayısıyla da ilk
seçeneğin doğru olma olasılığını güçlendiriyor. Moya'nın anlattığına göre o
günlerde Llosa ve karısı kavgalıymış, oldukça zor günler geçiriyorlarmış,
Márquez de kadını 'teselli etmiş'. Yumruklaştıkları geceden bu yana geçen otuz
bir yıl içinde iki yazar birbirleriyle hiç konuşmamış.
Moya bu fotoğrafı kavgadan iki gün sonra çekmiş; aynı gün çektiği diğer
fotoğraflarda Márquez'in bu kadar iyi görünmediğini, Meksika polisinden dayak
yemiş bir hali olduğunu anlatıyor New York Times'daki söyleşisinde. "Çok titiz
bir adamdı," diyor Márquez için, "yaşadığı farklı anların belgesinin olmasını
isterdi. O gün de bir anda, mor gözlü bir fotoğrafı olmasını istediğine karar
verdi."
Hikâyenin sonu tatlıya bağlanıyor: Dördüncü Uluslararası İspanyol Dili Kongresi
bu yıl Kolombiya'da toplandı ve Yüz Yıllık Yalnızlık'ın 40. yıl özel basımı
yapıldı; kitabın önsözünü Vargas Llosa yazdı ve düşman kardeşler barıştı. Norman
Mailer'la Gore Vidal bile barıştıktan sonra...