Hayır, işi yokuşa sürmeyeceğim; Deniz Baykal darbelere, muhtıralara aslanlar
gibi dirensin demiyorum. Şartım bu değil.
Bunca yılın Baykal'ından (iktidara geldiğinde) Türkiye'yi “muasır medeniyet
seviyesine” nasıl çıkaracağını açık-seçik anlatmasını da istemiyorum. O kadar
vicdansız değilim.
CHP'yi, Ali Topuz'lardan arındırmasını da şart koşmuyorum. Her şeyden önce bu,
(vaktiyle “Muhtar bile olamaz!” dediği Başbakan'a) Bülent Arınç'ın
uzaklaştırılmasını sipariş veren Ertuğrul Özkök'ün tarzıdır, benim değil.
Demem o ki; bir oy vereceğim diye, eşeğin (…) su kaçırıp, Baykal'dan olmayacak
şeyler yapmasını bekleyemem.
Mesela, bürokratik ve ekonomik imtiyazlarına tehdit gördüğünde, demokrasi dışı
her türlü alavere dalavereye başvuran elitokrasiye tavır alması gerekmiyor.
Hatta, halkın dini duyarlıklarına karşı küstah ve nobran tutum sergileyen
telmaşa laik Türk literatisinin akıllarına itibar etmesi de problem değil. Paşa
gönlü bilir; sandık orada bekliyor nasılsa.
Lafı daha fazla koşturursak rezillik elverecek besbelli. Biz iyisi mi,
zıplayalım bu berzahı da şartımıza gelelim:
Deniz Baykal, cumhuriyet mitinglerinde yükselen, “Ne ABD, ne AB, tam bağımsız
Türkiye” sloganını (hiçbir şerh düşmeden, kıvırmadan; virgülüne dokunmadan)
orijinaline sadık kalarak bir kez söylesin oyumu cebinde bilsin. Aha şuracığa
yazıyorum; yegane şartım budur. Özde değil, sözde söylesin; sorun yaparsam
namerdim. Yahu, yüksek volüme hiç gerek yok; tıslarcasına söylesin; yeter ki
söylesin.
Kan ter içinde peşinden koştuğu Kemal Derviş'i milletvekili yapan, “AB
fotoğrafında biz de olalım…” diyen Deniz Baykal, gövde gösterisine dönüştürdüğü
İzmir mitinginde atılan söz konusu sloganı asla 'terennüm' edemez mi diyorsunuz?
Daha bir sloganda birleşemedikten sonra, ben ne anladım o zaman, “Birleşin,
birleşin…” muhabbetinden?
AB'nin gönüllü acentesi, yılmaz savunucusu Mehmet Ali Birand, “Ne ABD, ne AB,
tam bağımsız Türkiye” sloganının yeri göğü inlettiği İzmir mitingine (“Uykudaki
dev uyanıyor” diyerekten) öyle bir 'güzelleme' döşenmiş ki, sormayın gitsin! Vay
ki, vay vay! Bu Birand, AB'ye 'takiyye' yapmış olmasın lan?
Mezkur sloganı tartışmıyorum burada, yanlış anlaşılmasın. Benim derdim
sahtecilikle. Yani, kimse hak etmediği üzerinden ne cezalandırılsın, ne
ödüllendirilsin!
Ey ıssız dağdaki yırtıcı kuşa rızık, Salih Tuna'ya yükseklik korkusu (uçaktan
acayip tırsarım), yumurtaya can, Tuncay Özkan'a akıl veren Allah'ım; bu nasıl
bir sahteciliktir?
“Anlaşılan siyasi çoğunluk devlet iktidarını ele geçirmek istiyor” diyebilen
anayasa profesörü Erdoğan Teziç'in demokrasi anlayışı mı sahici? Yoksa, '27
Nisan süreci' dolayısıyla 'mağdur' durumuna düşürülen hükümetin mensubu olduğu
için, kendisi de otomatikman aynı pozisyonda gözüken Cemil Çiçek'in mağduriyeti
mi?
Kim sahteci, kim sahici? Bre medet; aklımız sıçrayacak! Kendilerine vehmedilenin
üzerine yatanların sahteciliği nasıl anlaşılacak? Ve bu sahtecilik ne zaman
bitecek?
Halkı istediği gibi yönlendirince 'halkçı' olan köşe yazarı insanları arasında
galiba en sahicisi Bekir Coşkun. Hiç değilse, istemediğini iktidara taşıyan
seçmene “göbeğini kaşıyan adam” diyecek kadar içinden geleni yazıyor.
Gelgelelim, onun da köşesinin adı hiç mi hiç 'sahici' değil. Doğruları söylediği
için dokuz köyden kovulmuş da, “amiral gemisi” tesmiye edilen gazetenin üçüncü
sayfasını “Onuncu köy” belleyerek bağdaş kurmuş. Halbuki, her köye ondan bir
tane lazım!
Ne demekteydik? Evet, benim oyum Deniz Baykal'a ama, o sloganı söyleyecek, başka
yolu yok! Valla 'sahici' olması da gerekmiyor. Bir kere söylesin yeter.
Yenişafak
16/05/2007