Kapadokya tarihi bilimin kabız alanlarındandır. Oysa Hıristiyanlığın ilk
dönemi bir ölçüde burada şekillenmiştir. Önemli kilise babalarının bazıları
buralıdır
Fransa'nın cumhurbaşkanı adaylarından Nicolas Sarkozy rakibesi Segolene Royal
ile yaptığı tartışmada Kapadokyalılara laf etmiş.
Hiç şüphesiz Kapadokya, Küçük Asya'nın sadece bir kısmıdır. Pek küçümsüyor ama
Batı medeniyetinde rolü olan bir ülkedir. Bugünde Kayseri'nin, Niğde'nin ve
Çorum'un patlayan sanayii, Nevşehir'in turizm ve şarapçılığıyla Batı
ekonomisinin içindedir. Alman bankalarındaki Kayserili mevduatına bir göz
atmalı.
Sarkozy'nin laf ettiği Kapadokya'ya bu illerin dışında kısmen Sivas, hatta
Yozgat ve Kırşehir'in bir kısmı dahildi. Bölge atlarının güzelliği ile ünlüydü.
O nedenledir ki İran'ın ve bütün doğunun şahlar şahına haraç veren milletlerin
temsil edildiği Persepolis'in milletler holündeki kabartmalarda Kapadokyalı
elçiler atlarıyla temsil edilir.
Türkçemizde Antik Kapadokya'yı anlatmaya çalışan tek eser Şemsettin Günaltay'ın
"Romalılar Zamanında Kapadokya Pont ve Artaksiad Krallıkları"dır. Bu bir
derlemedir; maalesef eski İran dili olan Pahlevi yazıtlarını okuyan son alim
Necati Lugal bundan yarım asır evvel rahmete yürüdü.
Zaten eski Kapadokya tarihi bilimin kabız alanlarındandır. Sanat eserleri ve
arkeolojisi tanınır ama Kapadokya hakkındaki klasik Yunan ve İran fragmanları
yani parça bilgiler değerlendirilmeye çalışılır; nedense beşeriyet eski
Kapadokyalıların dil ve lehçelerine hep yabancıdır. Hıristiyanlığın ilk dönemi
bir ölçüde burada şekillenmiştir. Önemli kilise babalarının bazıları buralıdır.
Tam 45 yıl önce, o zamanki Turizm Bakanlığı'nın açtığı amatör rehber kursunun
talebeleri arasında Göreme yollarına düşmüştük. Adana yolu asfalttı, ondan
sonrası Anadolu'nun umumi manzarasına dahildi. Saptığın şose yoldan git babam
git; yol boyu Selçuklu asrının kervansaraylarının ihtişamı Türk tarihine karşı
duyduğumuz, okuldan çok okul dışı çevrelerde aşılanan ve izlenen küçümsemeyi
silmeye yeterdi. Henüz ülkenin elektrifikasyonu tamamlanmamıştı. Geceler birçok
merkezde karanlıktı.
Hayranlıkla dolaştık
Ürgüp'teki yeni açılan TUSAN (Yani Turing Kulübü örnek oteli) dışında kalınacak
bir yer yoktu. 10 yıl sonra kalınacak yer de vardı, oteller de iyiydi. Her yer
de elektriğe kavuşmuştu. Ama bölgeyi doğru dürüst anlatan Türkçe bir rehber
kitap yoktu. Bugün var mı söylemek kolay değil; aslında yabancı dillerde de yok.
Her vadideki kiliselerin yarıya yakınının tarihlendirme ve isimlendirmesi
yapılamamış; öbür yapılanlar da tartışılır.
Türk Bizantinolojisi emekleme çağında; sanki Selçuklu dönemi son sürat
inceleniyor. Anadolu'yu bir baştan bir başa örten kervansarayların haritası
çıkarılmalı ve bir sürüsü yüzey arkeolojisi dediğimiz yöntemle tespit edilip
restorasyonu planlanmalı.
Gecenin 9'unda Kayseri'den Nevşehir'e gidiyoruz, ışıklandırılmış ve restore
edilmiş 1249 inşa tarihli Saruhan denen kervansaray bütün satvetiyle karşımızda.
Hayranlıkla yaklaşıyor ve içine giriyoruz, gene aynı duygularla hayran ve
yapanlara müteşekkir dolaşıyoruz. Her milletin payı olan bir mimari bu.
Kapısındaki süslemeler, kavsaralar ta Maveraünnehir'den ve İran'dan gelmiş.
Aynı yolun üzerindeyiz; Ağzı Karahan Aksaray-Konya yolu üzerindeki muhteşem
Sultan Han. Konya Alaeddin Tepesi'ndeki Selçuklu saray kalıntısına baktığın
zaman sorun çözülmezlik gösteriyor. Zamana bu kadar dayanıklılık gösteren
muhteşem kervansaraylar, kaleler ve köprüler ve zamanımıza bir tanesi bile
ulaşamayan hükümdar sarayları; varlıkları yeryüzündeki yıkık bir duvar ve
yapılacak kazılarda çıkan plandan ibaret.
Açıkçası Selçuklu İmparatorluğu da İran'daki ve Anadolu'daki büyük eserleriyle
kaynaklarını ön planda savunma ve kontrole ayıran bir askeri imparatorluk. Hele
Selçuklu İmparatorluğu'nda bürokratik yazışma, kitabet, edebiyat ve ilimin zaman
zaman Türkçenin dışındaki dillerle yürütüldüğünü ama ordudaki komuta dilinin her
zaman Türkçe olduğunu düşünürsek; Türk varlığının kimliğinin askerlikle muhafaza
edildiği açık seçik görülür.
Alev Alatlı'nın kurduğu okul
Nevşehir'de Mustafa Paşa kasabasında üç yıl evvel kurulan Kapadokya Yüksek
Meslek Okulu'nun toplantısına konuşmacı olarak katıldım. Okulun kurucusu Alev
Alatlı ve arkadaşları. Rusya turizmcilerini, tarihçilerini ve Rus kilisesini
temsil eden 100'ü aşkın misafir vardı.
Rusya kilisesinin dış işlerini yürüten Metropolit Mark, Kapadokya'ya
hayranlığını ve doğu Hıristiyanlığının kaynaklarını burada gördüğünü söyledi.
Doğrusu bugüne kadar Batı kilisesi doğru dürüst bir inceleme yapmamış, bu alanda
belki onlar bir inceleme yaparlar. Ama Selçuklu Türkiye'sinin bir imparatorluğa
özgü renkliliğini ve başka kültürlere saygısını açıkta görünen örneklerine
rağmen kimler kayda geçirecek ve kalemle ifade edecek?
Türkiye'ye karşı sevecen bakan Bayan Royal'in karşısında önyargıları
bilgisizliğe ulaşan bir Sarkozy var. Kapadokya ile ilgili sözlerinden
anlaşılıyor. Böyle adamların yönetici olduğu siyasi birliklere biraz ihtiyatlı
yaklaşmak gerekir.
Fax: (0312) 427 20 64
Milliyet Pazar
2007