ABD'deydik, iş için. Geldik, gördük ve fakat durum sakat. Gitmeden evvel
"Ankara mitinginden sonra, bu memleket üzerine düşünen, yazan herkesin
pozisyonunu gözden geçirmesi gerek" diye yazmıştım.
Yazmaz olaydım. Pozisyonlar öyle bir gözden geçirilmiş ki entelektüel ve siyasi
sahada görülmemiş bir pozisyon zenginliği yaşanmış. Fazla zinde, fazla çevik
pozisyon değişiklikleri olmuş. Yeni pozisyonlar hayırlı olsun!
Pozisyon zenginliği
Velhasıl İstanbul'a çıktığımda vaziyeti umumiye şudur:
Saflar keskinleşmiş. Gitmeden evvel yazmıştım, memleketin siyasi ve toplumsal
atmosferini belirleyen iki kamp var. Aşırı milliyetçilik ve siyasi İslam.
Bunlardan hangisinin daha başa bela olduğu konusunda anlaşamayan aydınların ve
kitlelerin bölünüşü içinden geçtiğimiz siyasi ortamı bir taşra piyesi
kalitesizliğine düşürüyor, bu açık.
Oysa sokak, yani malum mitingler, kürsülere çıkıp konuşanların aksine "Ne darbe
ne şeriat" diye bağırıyor. Aydınlar ve siyasetçiler arasında ise bu netlikte
"Bizim derdimiz bir değil, iki" diyebilenlerin sayısı çok az. Oysa ...
Ne militarist ne şeriatçı
Bir ... Genelkurmay'ın açıklamasıyla mitinglerin daha da coşmuş olması bu
mitingleri otomatik olarak militarist yapmaz. Bu coşkunluk şunu gösterir:
Halkımızın darbe sonrası sokak korkusunu ancak "meşru mecralardan" gelen
mesajlar alt edebiliyor. O mecranın tek meşru kabul edilmesi apayrı bir problem.
Ben hâlâ mitinglerin bize bir şey söylediğini düşünüyorum. Anadolu'da durum
İstanbul'dan göründüğü gibi değil. Muhafazakârlaşma insanların tepesine biniyor,
taşradaki eğitimli orta sınıfa, gençlere, kadınlara nefes alacak yer bırakmıyor.
Mitinglerdeki insanlar AKP'ye karşı değil, aslında hızla değişen ve sıkışan
hayatları için bağırıyor.
İki ... Yoksulluk eskisi gibi bir yoksulluk değil. Artık çalışanlar da yoksul.
Mitinglerde tuzu kuru "vatandaş" yok. Çocuğunu doğru dürüst doyuramayan, adı
kaldı yadigâr orta sınıf var. Orucunda namazında olan "halka" göre daha Batılı
giyiniyor ya da görünüyor olmaları, Türkiye tarihinden kalan az buçuk
karizmaları onları, epeydir "ayrıcalıklı zümre" yapmıyor. Bu insanlar yoksulluk
ve yoksunluk için bağırıyor.
Üç ... Mitinglerde kullanılan bayrak ve Atatürk referanslarını yeterince ilerici
bulmayanlar olabilir. Ve fakat bu ülkenin solu bu ülkeye darbe sonrasında hangi
yaşam kültürünü, hangi dili bıraktı, bırakabildi? Güneş gözlüklü, şapkalı
kadınlar (herkes kızacak buna) sanıyor musunuz ki baş örtülü kadından çok
farklı, çok daha özgür, çok daha bağımsız bir hayat yaşıyor?
Bu ülkede herkes üç aşağı beş yukarı aynı hayatı, aynı biçimde yaşıyor zaten. Bu
mitinglere katılan insanlar bu ülkenin kuruluş ideolojisini taşıma görevi
kendilerine verilen insanlar. Onlar da öyle yapıyorlar. Ülkelerini koruyorlar.
Bunların içinde sağcısı da var, ulusalcısı da, sosyal demokratı da, sadece canı
sıkılan da. "Eskiden açık hava sinemasına giderdik" diyenler de var ...
Yol işaretleri
Bize bir şey söylemeye çalışıyorlar. Darbe istediklerini ya da AKP'ye karşı
olduklarını değil. Daha büyük ve derin bir mesaj bu. Kendilerinin de itiraf
ettiği üzere aydınlar tarafından yeterince anlaşılmayan bir mesaj . Ama bundan
daha fenası var.
Aydınlardaki bu halktan korku niye? "Bunlar ne yapmaya çalışıyor?" diye uzaktan
şüpheyle bakmak da nesi? Halk bu işte. Sizin, bizim cümlelerimize ihtiyaç duyan
öfke, örgütlenmesi, doğru kanallara akıtılması gereken enerji burada. Aydınların
birbiriyle konuşacağına onlarla ve onlara konuşması gerekiyor.
Şimdi bu ülkede neyin bağırılması gerekiyor, nasıl bağırılması gerekiyor? Bu
soruları aydınlar cevaplayacak ki bu alanların cümleleri olabilsin. Öyle ya da
böyle, insanlar daha iyi bir Türkiye için yola çıkmış. Yol işaretlerini verecek
olanlar nerede?
Milliyet
09/05/2007