Atatürkçü Düşünce Derneği'nin bir sivil toplum örgütü mü, yoksa Devletin
İdeolojik Aygıtlarından biri mi olduğu konusundaki yazıma ilişkin, değişik
yorumlar yapıldı. Bu yorumların içinde en 'edeb dışı' olanı, ne yazık ki, bir
Üniversitede profesör titri taşıyan birinden geldi...
Ezberi bozulmuş bir zihin teşevvüşünün nasıl 'entel' bir üsluba dönüştüğünün
tipik bir nümunesi!
Önce şu: Burada tartışma konusu edilen ve sivil toplum örgütü olup olmadığı
tartışılan örgüt, Atatürkçü Düşünce Derneği'dir ve soru (sorun), Türkiye
bağlamında ele alınmak gerekir;-elbette 'sivil toplum'a ilişkin teorik
belirlemeleri de gözardı etmeden! O nedenle 'sivil' toplum'a ilişkin
kavramsallaştırmaların tamamında, sivil toplum'un Devlet'ten 'özerk' bir yapıda
olması gerekliliğinin vurgulandığını, ilk yazımda özenle belirtmiştim;- konuyu,
''özerk' olmadan 'sivil' olunmuyor" formülasyonuyla ifade ederek!
İlk yazımda bu konuya ilişkin teorik önesürüşleri tekrarlamayacağım: Ama 'sivil
toplum' kavramının, teorik olduğu kadar, tarihsel olarak da, 'özerklik'le
birebir bir mütekabiliyet ilişkisi içinde olduğu biliniyor. Prof. Dr. Şerif
Mardin, 'Din ve İdeoloji'de Reinhard Bendix'in 'Batı'daki toplumsal değişmelerin
ve toplum konusunda Batı düşüncesinin Weber'in Rechtsgemeinschaften diye
adlandırdığı, özerk yetkileri olan tüzel kuruluşlarca biçimlendirildiğini
gösterdiğini' bildirir ve bunların 'Batı'da medeni (sivil H.Y.) toplumun
toplumsal tabanını meydana getir[diğini] söyler. Görüldüğü gibi, burada da
Devlet'ten özerk olarak inşa edilen yapılar sözkonusudur. Mardin, Osmanlı'da bu
anlamda 'medeni toplum'dan söz edilemeyeceğini önesürer, ama mesela H.A.R. Gibb
gibi bazı şarkiyatçıların esnaf loncaları, köy kurulları ve göçebe aşiret
teşkilatları gibi bazı 'ikincil yapılar'ın 'sivil toplum'un 'en yakın Osmanlı
karşılığı' olduğu konusundaki görüşlerini aktarır ve ilave eder: 'Gibb, bunları
bir dereceye kadar özerklik sahibi olarak görmektedir.'
Açıkça görüldüğü gibi, Batı'da ticaret oligarşilerinin şehir yönetimlerine el
koyarak oluşturdukları Devlet'ten özerk ikincil yapılara Osmanlı toplumunda
rastlanmasa da, bir dereceye kadar 'özerk' oluşun 'sivil toplum'u belirlediği
öne sürülebiliyor. Dolayısıyla, siyasal hakimiyetin örgütlenişinin tepeden
aşağıya doğru yapılandığı bürokratik bir imparatorlukta dinsel-politik
ilişkilerin üretim ilişkileri gibi işlev gördüğü varsayımından yolaçıkarak
'sivil toplum'u, dinsel ve politik bağlamda Devlet'ten 'özerk' olup olmadığına
bakarak belirlemek mümkündür. Bürokratik imparatorluklarda dinsel-politik
ilişkilerin başat (dominant) bir ideolojik düzlem olarak, üretim ilişkileri gibi
işlev gördüğünü Maurice Godelier'den öğreniyoruz: 'Il était des lors possible de
montrer que dans certaines sociétés[...] les rapports politico-religieux (Egypte
ancienne) fonctionnaient en meme temps comme rapports de production.' (Maurice
Godelier, L'İdéel et Le Matériel, Fayard,1984, 31).
Türkiye, hâlâ bürokratik hakimiyet geleneğini yeniden üreten bir toplum: Bu
bağlamda Osmanlı'dan bu yana değişen bir şey yok. Son siyasal tecrübeler,
Türkiye'de asker ve sivil bürokrasinin resmi ideolojisinin, hâlâ başat bir
düzlem olarak siyasal hakimiyet mekanizmaları inşa etmekte olduğunu apaçık bir
biçimde ortaya koyuyor. Dolayısıyla, ADD'nin Devletin İdeolojik Aygıtı olup
olmadığına, Althusser'in Kapitalist toplumlar için öngördüğü modelden
yolaçıkarak, üretim ilişkilerini yeniden üretip üretmediğine değil, asker ve
sivil bürokrasinin resmi ideolojisini yeniden üretip üretmediğine bakarak karar
vermek gerekir.
Benim gerekçelerim buydu. Lakin, heyhat! Ses geçirmeyen boru gibi, alıntı ezberi
dışında hiçbir şeyi geçirmeyen kof bir zihinle mücadele etmek durumunda kaldım.
Öyle tın tın bir idrak işte! Güle güle kullan Türkiye...
Zaman
06/07/2007