Karakutu
Karakutu.Com - Kültür Sanat
Ana sayfa
Galeri
Haberler
Karakutu Tv
Forum
Ekart
Ana Konular
Arşiv
Sanat Ajandası
Sinema
Müzik
Medya Rehberi
Sesli Kitap
Kitap Tahlili
Metin Listesi
Metin Hali
Üye Paneli
Üye Günlüğü
Özel Mesaj
Metin Gönderme
Tavsiye Edin
Künye
İletişim

Reklam


Google Arama



Arama



Online üyeler
Şu an sitemizde, 234 Üye Adayı ve 16 Üye bulunuyor.

Henüz Sitemize üye olmamışsınız, buraya tıklayarak ücretsiz üyemiz olabilirsiniz.

Reklam



Forum Son Başlıklar

 SON CELLAT
 nicht allein
 İçimde Bir Ben Var...
 Bilgi Kuramı
 deprem
 O SEN MİSİN?
 ışıklı kentin sokak süpürücüleri
 vahşi
 Rüya
 Bizler geçmişteki insanlardan daha mı akıllıyız?
 Yaz Dedi Tanrı
 Melekler ağladığında
 Kanadım
 VELEVKİ TARTÜF
 Duan dileğindir...
 Kısa cümleler yazacak bu kalem
 İçinden at başlığını
 atlet giyen tanrıça
 Nazım Hikmet / Masallar
 Mucize Bu!

Karakutu.com-Kültür Sanat Forumu


Giriş Sayfanız Yapın
Favorilere Ekle!
İletişim Formu

Önemli Linkler
BBC Türkçe
İngilizce Dersler
DW-World Türkçe
VOA Türkçe
Google
Yahoo
Msn
Zoque
Resim Yükle

Karakutu - RSS - Alexa

Alexa - Karakutu internet gezgini

Site RSS
Forum RSS


Dücane Cündioğlu: Yavaş yavaş, ara ara, ve fakat sürekli
Tarih: 05.05.2007 Saat: 04:28 Gönderen: karakutu
 

Pascal, kendisini kıvrandıran amansız diş ağrılarına, içine daldığı zor bir matematik problemiyle eğlenerek karşı koyarmış. Nikriz (Damla, Gut) hastalığının krizleriyle kıvranan Kant ise, dikkatini ya bir isim veya bir nesne üzerinde yoğunlaştırırmış; bunlar da ona acısını unutturmakla kalmaz, uyuyabilme imkânı da sağlarmış. (Bu yazıyı bir “nikriz” krizi sırasında yazıyorum.)



Bedenî acılar karşısında yapılacak olan, ister istemez zihnî olanı yardıma çağırmaktan ibaret. Ne garip değil mi zihnî acılarda da nefs, tam aksi yola sapıyor ve kimi mâlâyâni işlerle kendisini oyalamaya çalışıyor. Hani denir ya, “can sıkıntısını def etmek”, aynen öyle.

Acıyı sevmiyoruz; acı duymayı istemiyoruz. Haklı nedenlerimiz de var. Hissediyoruz ama kabullenemiyoruz. Oysa acı, gerçekte hazzın yokluğu. Hazza alışınca, acının daha da acıtmaması mümkün mü?

Çok garip, acıya alışan nefisler, bir adım sonra acıdan haz, ızdıraptan zevk almaya başlıyorlar. Lâkin bir şartla: acının miktarının artması şartıyla.

Alışkanlık, miktarla ilişkili. Miktar arttıkça, alışkanlık da artıyor. Öyle ki acının miktarı arttıkça hazza dönüşmesi kaçınılmaz hâle geliyor. Nitekim işkencecilerin, işkenceye ara vermeleri, kurbanlarına acımalarından veya yorulmalarından dolayı değildir; kurbanı acıya alıştırmamak içindir.

İşkencecilerin değişmez ilkesi: yavaş yavaş, ara ara, ve fakat sürekli.

Çok ağır işkenceler karşısında bile çözülmeyen insanlar vardır; acıya dayanıklıdırlar. Sadece saklamaları gereken sırrın büyüklüğü nisbetinde değil, inanç ve ilkelerinin büyüklüğü nisbetinde de işkenceye dayanabilir böyleleri.

Dayanıklı oluşları, gerçekte bedenen dayanıklı olup olmamalarıyla alâkalı değildir. Bilâkis bu dayanıklılık, ruhen ne kadar dayanaklı iseler, o denli kuvvetli ve süreklidir.

Bazıları yokluğa, bazıları varlığa katlanabilirler.

Kimileri yokluk karşısında umursamazdır. Bunlar mahrumiyetin her çeşidine katlanabilirler, her türlü acıya direnebilirler: açlığa, susuzluğa, sıcağa, soğuğa, vs.

Kimileri de varlık karşısında... Öyle ki kendilerine ne denli cazip nimetler teklif edilirse edilsin, dönüp bakmazlar bile.

Hiçbir işkencenin çözemediği, hiçbir mahrumiyetin direncini zayıflatamadığı, o yokluk karşısında kahramanlaşabilen kimseler, bir bardak çay, bir paket sigara karşısında bülbül kesilebilirler; yokluk karşısında muhafaza edebildikleri kişiliklerini, varlık karşısında korumayı beceremezler.

Her türlü cazip teklifi elinin tersiyle iten gözü tok kimselere gelince, böyleleri de basit maddî acılar karşısında zayıftırlar, üç-beş saat uykusuz kalsalar, beş-altı saat aç bırakılsalar, tutuldukları yer biraz sıcak, biraz soğuk olsa, dirençleri çözülür; dünyayı verseler reddedecek kadar güçlü iken, yani varlıkla kandırılamaz iken, cüzî yokluklar karşısında ne yapacaklarını şaşırırlar.

Kişiler gibi toplumlar da benzer tepkiler verirler. Nitekim David le Breton, Acının Antropolojisi adlı eserinde, iki büyük hastanede göz muayeneleri sırasında gerçekleştirilen bir ankete dayanarak, İrlandalılar ile İtalyanları karşılaştırır. Sonuçlardan anlaşıldığına göre, İrlandalılar sıkıntılarını basitleştirmeye çalışırlarken, İtalyanlar dramatize etme eğilimi içindeymişler.

Soru: Şikayetiniz nedir?

İrlandalı: İğneye iplik geçiremiyorum, gazete okuyamıyorum. (somut ve nötr)

İtalyan: Devamlı başım ağrıyor. Gözlerim yanıyor ve kızarıyor.

Soru: Eklemek istediğiniz bir şey var mı?

İrlandalı: Yok.

İtalyan: Bu ağrılar bütün gün sürmekle kalmıyor, bazen sabahları da uyandırıyor beni.

Biz Türklere gelince, umumiyetle yokluğa dayanıklıyızdır; mahrumiyetlere katlanma katsayımız yüksektir; yoksulluktan şikayete pek tenezzül etmeyiz; acılarımızı bastırmayı bilir, felâketler karşısında kolaylıkla kenetleniriz. Buna mukabil, varlık karşısında kendimizden geçebilir, nimetlere garkolduğumuzda, hatta biraz rahatı gördüğümüzde, gevşemekten, şımarmaktan, mahrumken kendimizi uzak tuttuğumuz nice olumsuz hasleti sırtımıza geçirmekten kaçınmayı pek beceremeyiz. Nitekim musibet zamanlarında iyi, refah zamanlarında kötü hasletlere düçar olmamız, biraz da bu vasıflarımızla alâkalıdır.

Galibiyetten güçlü lezzetler devşirenlerin, mağlubiyetten duyacakları elemin şiddeti de o denli yüksek olacaktır.

İnanır mısınız bilmem ama, Türklere yapılan işkencenin türü, bu formülasyonda saklı: Sırtımızı, mağlubiyetimizin şiddetini hissedemeyeceğimiz bir biçimde yere çarpıp duruyorlar; yavaş yavaş, ara ara, ve fakat sürekli.





Yenişafak
05/05/2007


 
İlgili Bağlantılar
· Daha fazla Deneme
· Haber gönderen karakutu


En çok okunan haber: Deneme:
DOĞRULUK KAYGISI


Haber Puanlama
Ortalama Puan: 5
Toplam Oy: 3


Lütfen bu haberi puanlamak için bir saniyenizi ayırın:

Mükemmel
Çok İyi
İyi
İdare Eder
Kötü


Seçenekler

blink it

tag on del.icio.us

digg this

Wi Live

furl it

reddit this

search technorati

Save to YahooMyWeb 
Yazdırılabilir Sayfa Yazdırılabilir Sayfa

 
Bu Haberi Arkadaşına Gönder Bu Haberi Arkadaşına Gönder




 ADnet Reklamları

Siz de reklam verin »


İlgili Haberler

DOĞRULUK KAYGISI

"Yavaş yavaş, ara ara, ve fakat sürekli" | Hesap Aç/Yarat | 0 yorum
Yorumlar yazarlarına aittir. İçeriklerinden karakutu.com sorumlu tutulamaz.

Anonim kullanıcı yorum yazamaz, lütfen kayıt olun
 




 

Karakutu.Com - Karakutu.tv - KaraSozluk.Com - MustafaYuce.Com
 


 Karakutu.com Sitemap RSS - Sadece Başlıklar RSS - ÖzetliAdd to Google

PHP-Nuke