Çocukluğumda Kayseri'de, bizim köyde bir adet vardı, kadınlar, yolda erkeğin
önünü kesemez, sırtında çuval, omzunda su testisi, yükü ağır, hafif, bekler,
kenara çekilip erkeğe bırakır yolu; ölüme, doğuma koşuyor olsa da, yolu kullanma
önceliği onlarda, yol erkeğin, öyle bir adet bu, kayıtsız şartsız geçiş
üstünlüğü tanıyor erkeğe...
Köyün bahçelerinde ceviz taşladığımız oğlanlar, doğuştan gelen bu üstünlük
havasıyla kabara kabara bir hal olup gezinir, horoz gibi kanatlanır kalkardı
üstümüze...
Diyeceğim o ki, altı yedi yaşında oğlanların alnının çatına taşı oturtmuş
Kayserili bir kız çocuğunun gözünden şu Cumhurbaşkanlığı seçimini izlemek acı
ızdırap, keder, fena duygu, iç bulantısı... Abdullah Gül'e de, mantı gülüşlü
hanımına da hayır!... Hayır doğrusu, benden veto, Bülent Arınç, soğuk
çağlayanlara gelsin, Çankaya'ya türbanlı gelin alıp elini öptürecek, derdi günü
o...
Aynı evin içinde, üç Kayserili erkek kardeşle büyüdüm, başımı bağlayamadılar
benim, istediğim saatte girip çıkabilirdim eve, on altı yaşındayken dış kapı
anahtarım vardı, bunun bana neye mal olmuş olabileceğini Kayserili hanımlar
tahmin edebilirler, mantı sıkmaya oturduklarında benim gibi özgürleşme
mücadelesi veren kızların dedikodusunu yapıp analarını, babalarını dolduruşa
getirir, dövdürüp içlerini soğuturlar...
Lafçı, kovucu mantıcılar... Kadınıyla, erkeğiyle Kayserililerden neler çektim
gençliğimde.... Hayrünnisa hanım da, Beşiktaş'ta doğmuş...
Ben de o deniz yukarı mahallede, Kayserili kaynayan Beşiktaş'ta büyüdüm,
hemşerimiz olan erkeklerin takibine, baskısına maruz kalarak işte, Kayserililer,
gecekondu kurma macerasına atılmadılar, Beşiktaş'a, Aksaray'a, Üsküdar'a
göçtüler topluca...
Erkek kardeşlerim, akşam eve geldiklerinde, okuldan çıkıp yollarda ne yaptığım,
hangi sokağa, pastaneye saptığım, saçımın örgüsünü hangi köşede çözüp açtığım,
kulaklarına bir bir okunmuş olurdu...
O yıllarda içimde yer etmiş duygular yüzünden 39 yıl Kayseri'ye gitmedim,
Erciyes'i özlerdim, kar sessizliğini, Ürgüp'ten dolaşıp dağı seyretmecesine bir
kırgınlık, öfke... Boyacımız Abdullah diyor ki, "Sevin abla, hadi, hemşerin
Cumhurbaşkanı oluyor..." Ben dalmışım, içimde bir sızıyla, çocukluğumun
Kayseri'sini, gençliğimin Beşiktaş'ını düşünüyorum, ağır ağdalı, soluk aldırmaz,
başı büyük, tos vurmaya hazır o erkek kültürünü...
Annemin sesi geliyor kulağıma, "Alnı yarılsın, kimin dölüymüş o yol isteyen
senden, taş al eline yürü..."
Annem başını bağlamaz, çiğneyip geçerdi erkeğin önünü... Manisalısı, Rizelisi,
Konyalısı, boğa bozması, 367, 368... Doğuştan elimizden alınmış yol hakkı için,
cumhuriyetim, demokrasim... Ülkem annemdir benim... Kalk doğrul, iş mahkemede
bitecek derken, yerimi yurdumu inleyerek kapadım televizyonu akşam, dilimizi
kısa eden muhtıra erkekleri harekete geçmiş bu defa, otur yatağın içine, ordu
üstümüze kalkmış geceleyin.
Birgün
28/04/07