Kimbilir kaç yüz kere söyledik ama, bir kısım basın kütükleri için bir kere
daha yazalım:
Avrupa Birliği'ne 'biz AKP'den daha iyi
gireriz' lafının hiçbir anlamı yoktur.
Solculuk, kapitalist Avrupa Birliği'ne girmeyi başarmak değildir.
'Serbest piyasa ekonomisini', 'düşünce ve inanç özgürlüğünü savunmak' çağdaş
solculuk değil, çağdaş
sağcılıktır.
Bunun tersini savunmak da olsa olsa 'çağdışı solculuk' sayılabilir ki,
Türkiye'de böyle birtakım dinozor fosilleri yaşamakta direnseler bile hiçbir
'kıymet-i harbiyeleri' kalmadı.
Peki çağdaş sol nedir?
Ne yapmalıdır?
Hiçbir şey. Çünkü çağdaş sol diye bir şey yoktur!
Çağdaş sol olduğu ileri sürülen 'bulanık ve elbette iyi niyetli fikirler
manzumesiyle' liberal ve uygar sağcılık arasında belirgin ve önemli hiçbir
farklılık yok.
'Piyasalar ve işverenler üzerinde ölçülü denetim' istiyorlarsa, bunu her
kapitalist devlet, 'regülatör' sıfatıyla, değişik ölçülerde zaten yapıyor. Bunun
için solcu olmaya falan gerek yok.
Durum
böyle olunca, CHP içinde kendine 'sol kanat' süsü veren ekibin de tek
derdi, kendini Baykal'a harcatmamak ve koltuklarını korumak. Gerisi tıraştır.
İleri bir ülkede, sanayileşmesini çoktan tamamlamış, 'sanayi ötesi iletişim
toplumuna geçmiş' bir memlekette sosyaldemokrasi yapılabilir. Nitekim İskandinav
ülkelerinde, Fransa'da yapıldı. Almanya ve İngiltere'de de buna benzer birşeyler
yapılmadı değil.
Fransa'da, sosyaldemokratlar seçim
kazandılar ve işçinin ücretli izin hakkını
önce yılda 4 haftadan 5 haftaya, sonra 6 haftaya çıkardılar, sonra da haftalık
çalışma süresini 40 saatten 35 saate indirdiler.
Türkiye'de bu yapılamaz.
Hangi renkten
olursa olsun hiçbir CHP ilerigeleninin ağzından böyle bir icraat
programı duydunuz mu? Hayır.
Kalkınma aşamasında olan ülkeler, daha az çalışmaya değil, tam tersine daha çok
çalışmaya
muhtaçtırlar!
İşsizliğin böylesine kol gezdiği ülkelerde, sendikal haklar değil, tam tersine,
ne pahasına ve hangi koşullarda olursa olsun iş bulmak ve sömürülmek istenir!
Bir kısım basının 'niçin artık eskisi gibi grevler
yapılmıyor' diye ağlaması
gülünçtür.
Türkiye'de çalışan sınıfın gücü bir sol partiyi iktidara taşıyacak kadar
değildir ve hiçbir zaman da olmamıştır. Kaldı ki çalışan sınıf da hiçbir zaman
'homojen' ya da 'monolitik' bir kitle
olmamıştır.
İşi, mesleği ve sınıfı belirsiz lumpen kitlesi de sola değil, tam tersine sağa,
hatta pis faşizme meyleder.
İşte bu nedenle ve halkın kollektif bilinçaltında varolan (her ne kadar Avrupa
Birliği'ne
'ekonomik nedenlerle' girmek istese de) batıya ve batılılaşmaya tepki
nedeniyle, CHP hiçbir zaman tek başına iktidara gelemez, bu oyu toplayamaz.
Mustafa Sarıgül hareketi de 'başörtüsüne göz kırpalım da daha çok oy
alalım'
şeklinde basit bir 'oportünizm' örneğinden başka hiçbir şey değildir. Kaldı ki
Baykal bunu da denemiş, Pir Sultan, Hallac-ı Mansur falan edebiyatı yaparak
Alevi vatandaşları gıdıklamaya çalışmıştı,
tutmadı.
'Kemalizm edebiyatıyla' da ancak bürokrat ve aydın oyları toplanabilir ki, bu da
hiçbir partiyi iktidara getirecek sayıda olamaz.
Kaldı ki Atatürkçülük, solculuk değildir.
'Vurulduk ey halkım
unutma bizi' diye ağlayarak saz çalmak da hiçbir seçmenin
bilmemneresinde değildir ve olmaz da.
Bir kısım basın bütün bunları bilmez mi? Bal gibi bilir.
Peki öyleyse niçin böyle yapar?
Hiiiç.
Puştluğundan.
Akşam
29/01/2005