Hemen her darbede kendimin de tutuklanmam gerektiğini düşündüğümden evdeki veya
bürodaki sakıncalı kitapları yakmaya başlarım. (Eskiden sobalar vardı, onları da
özlüyorum. Kitap yakma kolaylıkları açısından...).
Uyarılarını internetten yapmayı düşünecek kadar modernleşen bir kurumun artık
kitap toplayacağını düşünmememe rağmen önceki gece de yakılacak kitap listesini
gayrıihtiyari yaptım.
Elimde fazla miktarda direkt sakıncalı olabilecek kitap da yoktu. Ben de ‘bunlar
mutlaka bir şekilde zararlı olmalılar’ diyerek elimdeki Slavoj Zizek kitaplarını
torbalara doldurmaya başladım, daha sonra uygun bir ateş bulursam yakacağım
onları.
* * *
Türkiye’de her şeyde olduğu gibi ‘Diyalektik materyalizm’in işleyişinde bir
tuhaflık, bir abukluk var. 28 Şubat post-modern darbeydi.
Şimdi henüz daha darbe yok ama açıklamanın kendisi son derece modern bir şekilde
yapıldı.
‘Online darbe’ye gider gibi bir durum var ortada.
Benim gibi radyodan muhtıra dinlemeye alışmış ve hatta nostaljik duygularla
bunları bile özleyebilen bir insan açısından, muhtıra benzeri bir açıklamanın
internette yapılabilmesi, benim tahammülümün ötesinde modern bir davranıştır.
Benim favori darbe stilim şöyledir: Radyoda Türk Sanat Müziği dinlerken, program
anında kesilecek. Sonra aniden Hasan Mutlucan’ın söylediği bir türkü başlayacak.
En sonunda da bildiri okunacak.
Bunu duyar duymaz benim klasikleşmiş davranışlarım vardır.
Hemen her darbede kendimin de tutuklanmam gerektiğini düşündüğümden evdeki veya
bürodaki sakıncalı kitapları yakmaya başlarım. (Eskiden sobalar vardı, onları da
özlüyorum. Kitap yakma kolaylıkları açısından...).
Uyarılarını internetten yapmayı düşünecek kadar modernleşen bir kurumun artık
kitap toplayacağını düşünmememe rağmen önceki gece de yakılacak kitap listesini
gayrıihtiyari yaptım.
Elimde fazla miktarda direkt sakıncalı olabilecek kitap da yoktu. Ben de ‘bunlar
mutlaka bir şekilde zararlı olmalılar’ diyerek elimdeki Slavoj Zizek kitaplarını
torbalara doldurmaya başladım, daha sonra uygun bir ateş bulursam yakacağım
onları.
Zizek’in kitapları arasında ‘Interrogating The Real’, ‘Tarrying With The
Negative’ başlıklı kitaplar da var.
Eğer bir gün onları okuyup da anlayan bir insan bulunabilirse bunların zararlı
yayın kategorisine girip girmeyeceklerini de anlayacağız inşallah.
Bildirinin yayınlandığı gecenin öğle saatlerinde Yalçın Küçük ile birlikte
yemekteydim. Acaba o ne hissetti açıklama hakkında onu da merak ediyorum...
Bir de ne komik olurdu biliyor musunuz; Yalçın Küçük bir kanalda konuşma
yapmaktayken program yarıda kesilip bildiri okunsaydı...
Komik olmaz mıydı? Bence olağanüstü olurdu bu. Hoca sinirlenirse kimbilir neler
yapardı, neler söylerdi; bunu düşünmek bile hoş geliyor insana.
Bu da ayrı bir style konusu tabii ki...
Eğer darbe tarihinden bir darbe stilleri tarihi çıkaracaksak, Kenan Evren’in de
darbe biçimini tamamen ayrı bir kategori çerçevesinde değerlendirmek gerekecek.
O, televizyonu yoğun kullanırdı ve stand-up yapan şovcu kadar espri de yapardı
bence.
Daha sonra birçok insan onların aslında espri değil ciddi fikirler olduğunu da
söyledi ama olsun, ben onlara yine de çok gülmüştüm.
Komedi şovlu darbe stiliydi o. Şimdiki askerlerde o kadar fazla espri nosyonu
maalesef yok.
Askerlerde espri nosyonunun neden az olduğunu ve neden durmadan daha da
azaldığını da ayrı bir stil konusu olarak ele alıp incelemek gerekiyor.
Akşam
29/04/2007