Türkiye denildiği gibi laik bir ülkeyse o zaman da demokrasi değildir. Dini
de kapsayan bir şekilde sistem oluşturmaya çalışıyorsak eğer, olmak zorunda
olduğumuz şey laiklik değil sekülerleşmedir.
Türkiye’de düzeni savunduklarını sanan insanlar her fırsatını bulduklarında laik
olduklarını söyler.
Bunun ne anlama geldiğini bildiklerinden bile şüpheliyim.
Aynı çevreler laiklik savunusu içinde özgürlükler lafını kullanmayı da ihmal
etmezler. Onların kafasında laiklik, özgürlük ve demokrasi aynı düzlemde yer
alması gereken, birbirlerine yakışır kavramlardır. Cumhuriyetin temelini de
laiklik kavramı ile açıklarlar.
Bazı kavramları açıklamak ve savunmak cahillerin eline kaldığı zaman gayet tabii
ki cumhuriyet de sistem olarak zayıflamaya mahkum olabiliyor.
Laiklik, dini inanışın devlet tarafından belirlenmesine verilen addır. Bu
nedenle tek parti iktidarlarına özgü bir ideolojidir ve özünde de faşistik bir
yaklaşımdır.
Bir sistemin laik olmasıyla demokrasiyi bağdaştırmak mümkün değildir. Eğer
Türkiye denildiği gibi laik bir ülkeyse o zaman da demokrasi değildir.
Dini de kapsayan bir şekilde sistem oluşturmaya çalışıyorsak eğer, olmak zorunda
olduğumuz şey laiklik değil sekülerleşmedir.
Laiklik, dini bireysel tercih olmaktan çıkarır ve dini inanışın devlet
tarafından yönlendirilmesini, kuralların devlet tarafından belirlenmesini ister.
Aksine, sekülerleşme dini inanışı bireysel özgürlüklerin bağlamında görür ve
kuralları devlet tarafından koymaya kalkışmaz.
Dinine uygun kuralları bireyin kendisi için koymasına güvenir ve ona müdahale
etmez.
Türkiye bu kritik aşamaya gelmiştir. Laiklik yandaşları ile seküler sistemden
yana olanlar karşı karşıyadır...
Laiklik yandaşları Abdullah Gül’e karşıdır ve bunun için ortaya sürebildikleri
tek mesele eşinin türbanıdır.
Bu, laiklik yandaşlarının ne kadar sığ bir argüman içinde olduğunu
göstermektedir. Bu sığlık içinden yıllardır çıkamamaktadırlar ve bu kısır
döngüleri artık Türkiye’de rejimi zedeler hale gelmiştir.
Eğer bu insanlar dedikleri gibi gerçekten rejimi düşünüyorlarsa o zaman laiklik
sığlığının dışına bir an önce çıkmalıdırlar. Dünyadaki her toplumda olduğu gibi
dinin, popüler kültürün oluşmasında yeri büyüktür.
Bu nedenle din ile ilgili tutarlı bir tavır oluşturmadan düzen ile ilgili
tutarlı, siyasi tavır da almak imkansızdır.
Kısır döngü dolayısıyla çıkmazlar yaratan laiklik dışına çıkıp da din meselesini
ortada bırakmamanın tek yolu seküler tavrı geliştirmektir.
Bu sistemde bireyler din ile tercihlerinde ve o tercihlerini nasıl
yaşayacaklarında özgür olacaklar.
Bu gerçek demokrasiye giden yolun temeltaşıdır. Ve seküler düzende kimse onun
bunun türbanıyla, kıyafet seçimi ile uğraşmayacaktır.
Gayet tabii bireylerin dindar olmama tercihine de sadık kalınacaktır. Avrupa’da
olan düzen budur.
Avrupa Birliği üyesi olmaya aday bir ülkede seküler olmaktan başka çıkar yol da
yoktur.
Yani istesek de istemesek de seküler olacağız zaten. Tercih, düşünerek ve tercih
özgürlüğümüzü kullanarak laik olmaktan çıkıp yerine seküler olmamızdır.
Bunun da AKP tarafından gerçekleştirilecek olması, düzeni korumak için var
olduklarını söylemekte olan partilerin bir ayıbıdır.
Asıl onların yapması gereken iş, dinci olarak saldırdıkları parti tarafından
yapılıyor. Oturup da düşünsünler tavırları hakkında.
Çankaya’da da yaşanacak transformasyon tarihsel anlamda kaçınılmazdır.
Bu dönüşümün Abdullah Gül gibi devlet adamının kontrolü altında olmasında da
büyük yarar vardır.
Akşam
27/04/2007