Abdullah Gül, yıllar önce parlamenter olarak katıldığı bir Avrupa gezisindeki
sohbetimizde ailesinden söz etmişti:
"Oğlumu Ankara'nın en iyi okuluna verdik; ama okulda 'Faziletli'nin oğlu' diye
dışlandı. Okul yöneticileriyle konuştum, sonuç alamadım. Okuldan almak zorunda
kaldık" demişti.
Eşi de başı kapalı diye üniversiteye kayıt olamamıştı.
Buruktu.
"Onların ne günahı var?" diye soruyordu.
Bunu soran adam, şimdi devletin zirvesine oturmaya aday...
Zor soru şu:
Çankaya'da rövanş mı arayacak, toplumsal uzlaşma mı?
"Siz benim ailemi dışladınız; ama şimdi davacı, davalı oldu" diye öç alma peşine
mi düşecek; yoksa bir daha hiçbir çocuğun dışlanmayacağı bir Türkiye idealine mi
hizmet edecek?
* * *
Ben Abdullah Gül adının, mevcutlar içindeki en iyi seçenek olduğuna inanıyorum.
Yumuşak üslubu, uzlaşmacı yaklaşımı, devlet adamı tavrı ve güler yüzüyle
Erdoğan'dan farklı bir çizgi izleyegelmiştir.
Türkiye'nin, farklılıklarını zenginlik haline getirecek bir kucaklaşmaya duyduğu
ihtiyacı en iyi bilenlerdendir.
Talihsizliği, mazide kalmış sözleri, eşinin türbanı veya devleti bir dönem
Avrupa mahkemelerine şikâyet etmiş olması değil... hak varsa, herkes içindir.
Talihsizliği, seçiliş biçimindedir.
O makama, baştan hak ettiği için gönderilmek yerine, Erdoğan imzalı dolambaçlı
bir entrikanın son dakika formülüyle aday gösterilmiştir.
Bu, onu da rencide edecek bir yöntem olmuştur.
* * *
Gerek o yöntem, gerek devletin en önemli 3 koltuğunun, oy oranıyla mütenasip
olmayan bir Meclis çoğunluğuna dayanarak AKP'ye geçmiş olması, toplumda haklı
kaygılar yaratıyor.
Çankaya'da tek parti iktidarını dengeleyen Sezer'in sahneden çekilmesiyle
sistemin fren sisteminin arızalanması ve gaza basan hükümetin "Artık her şeyi
yapabiliriz" sarhoşluğuna kapılması, korkulan ihtimaldir.
Bu ihtimal gerçekleşirse gerginlik kaçınılmaz olur.
Sezer'in üstlendiği denge işlevini Köşk sürdürmezse daha sert bir muhalefetin,
Tandoğan'ın siyaseten sahipsiz kitlelerinin, üniversitenin, sokağın, yargının
daha çok devreye gireceğini tahmin etmek zor değil.
* * *
Burada Gül'ün tavrı büyük önem kazanıyor.
Toplumdaki kaygıları gidermek, AKP gömleğini tamamen çıkarabilmek, zaman zaman
Erdoğan'la çatışma pahasına Çankaya'nın bir tasdik makamı olmayacağını göstermek
zorundadır.
Kendisini oraya yollayanlarla, karşı koyanlara aynı mesafede durabilmelidir.
Bunu yapamazsa, siyasal ömrü en fazla Erdoğan'ınki kadar olur.
Yapabilirse Türkiye'nin de, kendisinin de önünü açar ve sadece tansiyonun
düşmesine değil, devletle toplumun, merkezle çevrenin, cumhuriyetle demokrasinin
barışmasına da katkı sağlar.
* * *
Bu tarihi misyonda Abdullah Gül'ün henüz başlarında olduğu siyasi kariyerini de
düşünerek büyük resme bakacağına ve uzun soluklu bir siyasete odaklanacağına
inanıyorum.
Ona bu şans verilmeli, o da bu şansı, ilk demecindeki gibi, herkesi kucaklamak
için kullanmalıdır.
"Biraz da bizimkiler öbürlerini dışlasın" diye değil, bir daha hiç kimse
dışlanmasın diye...
Milliyet
26/04/2007