DEMOKRASİ, devlet gücünün meşruiyetini, yetkisini halktan alması demektir.
Ama Fransız Jakobenleri de, Hitler de "halk iradesi" deyip duruyorlardı!
Stalin'in icadı da "Halk demokrasileri" idi.
Gerçekten, liberal özgürlükleri içermediği zaman "cumhuriyet" ve "demokrasi"
kavramları böyle totaliter felsefelere dönüşebilir. J. L. Talmon'un "Totaliter
Demokrasinin Kökenleri" adlı eseri bir siyaset bilimi klasiğidir: Kurucu babası
J. J. Rousseau olan totaliter felsefeler. Artık Tanrı adına değil, ulus, ırk
veya sınıf adına, mutlak bir hâkimiyet, sınırsız bir devlet kudreti! "Kuvvetler
birliği" ilkesi, yani yasama, yürütme ve yargının tek elde toplanması!..
Halbuki liberal demokrasinin alfabesi, kuvvetler ayrılığı ve devlet iktidarının
bireysel özgürlüklerle toplumsal dinamikler lehine sınırlanmasıdır.
Özgürlüğün Geleceği
Jakoben yazar Özdemir İnce, yayımlanmasından üç yıl sonra keşfettiği liberal
Fareed Zakaria'nın "Özgürlüğün Geleceği" adlı kitabından alıntılar yapıyor. Ulus
ya da halk adına kurulan otoriter rejimlere karşı liberalizmin yönelttiği
eleştirileri alıyor, Türkiye'deki 'seçilmiş' iktidarlara karşı 'atanmışlar'ı
savunmak için kullanıyor!
Zakaria'nın temel tezini çarpıtmaktır bu!
Zakaria'ya göre, ister 'seçilmiş' olsun, isterse farazi olarak 'ulus'u temsil
ediyor sayılsın, liberalizmin klasik özgürlüklerini tanımayan her rejim 'illiberal'dir;
liberal özgürlüklere aykırıdır; adı demokrasi de olsa, cumhuriyet de olsa!
Bireysel yaratıcılığı ve sosyal dinamizmi engelleyerek sosyal gelişmeye de zarar
verir. Zakaria'nın kanıtı, tarihte Jakoben Fransa ile bürokratik Almanya'nın,
liberal İngiltere'ye göre geri kalmış olmasıdır.
Fransa ve Almanya'da devlet, belli bir sosyal amaç için aşırı yetkilere sahip
olmuş, toplumu zapturapt altında tutması da sosyal dinamizmi frenlemiştir.
Liberal devlet ise bireyin ve toplumun önünü açıyor, gelişmeyi hızlandırıyor.
Fransa ve Almanya "liberalizm noksanı"nı İkinci Dünya Savaşı'ndan sonra gidermek
suretiyle bugünkü seviyelerine ulaştılar. (Sf. 65-68)
Statükocu kim?
Zakaria'nın kitabını, Türkiye'de yanılmıyorsam ilk defa ben tanıttım. (Milliyet,
4 Ağustos 2003) Şimdi Kırmızı yayınlarından tercümesi çıktı. Demokrasi,
cumhuriyet, liberalizm gibi büyük felsefelere ilişkin tartışmalarda son derece
yararlı olacak bir kitap.
Türkiye'de tarihen sanayileşmeye, modernleşmeye öncülük edecek girişimci orta
sınıf güçsüz kaldığı için bu işlevi devlet ve bürokrasi üstlendi, Fransa ve
Almanya gibi bizde de 'illiberal', baskıcı bir 'ilerici' otoriter devlet oluştu.
Ama, ekonomik ve demokratik gelişmeler sayesinde, bugünkü Türkiye güçlü bir
girişimci orta sınıfa sahiptir, modernleşmenin lokomotifi artık bu sivil
dinamiklerdir ve eski devletlû 'ilerici'ler artık statükocudur!
Zakaria'nın şu satırları araba ile atın yerini karıştırmamak konusunda da
tarihsel bir uyarıdır:
"(Gelişmenin önünü açmada) anahtar, dinsel değil, siyasi ve ekonomik reformdur.
İslamın değişimi üzerine vurgu yapmak, meseleyi yanlış yere koymaktır.
Hıristiyanlığın moderniteye uyumundaki anahtar, Kilise'nin aniden ilahiyatın
liberal yorumunu kabul etmesi değildi. Toplumun modernleşmesi Kilise'nin de bunu
kabulünü gerektirmişti..." (Sf. 156)
Milliyet
24/04/2007