Karakutu
Karakutu.Com - Kültür Sanat
Ana sayfa
Galeri
Haberler
Karakutu Tv
Forum
Ekart
Ana Konular
Arşiv
Sanat Ajandası
Sinema
Müzik
Medya Rehberi
Sesli Kitap
Kitap Tahlili
Metin Listesi
Metin Hali
Üye Paneli
Üye Günlüğü
Özel Mesaj
Metin Gönderme
Tavsiye Edin
Künye
İletişim

Reklam


Google Arama



Arama



Online üyeler
Şu an sitemizde, 233 Üye Adayı ve 16 Üye bulunuyor.

Henüz Sitemize üye olmamışsınız, buraya tıklayarak ücretsiz üyemiz olabilirsiniz.

Reklam



Forum Son Başlıklar

 SON CELLAT
 nicht allein
 İçimde Bir Ben Var...
 Bilgi Kuramı
 deprem
 O SEN MİSİN?
 ışıklı kentin sokak süpürücüleri
 vahşi
 Rüya
 Bizler geçmişteki insanlardan daha mı akıllıyız?
 Yaz Dedi Tanrı
 Melekler ağladığında
 Kanadım
 VELEVKİ TARTÜF
 Duan dileğindir...
 Kısa cümleler yazacak bu kalem
 İçinden at başlığını
 atlet giyen tanrıça
 Nazım Hikmet / Masallar
 Mucize Bu!

Karakutu.com-Kültür Sanat Forumu


Giriş Sayfanız Yapın
Favorilere Ekle!
İletişim Formu

Önemli Linkler
BBC Türkçe
İngilizce Dersler
DW-World Türkçe
VOA Türkçe
Google
Yahoo
Msn
Zoque
Resim Yükle

Karakutu - RSS - Alexa

Alexa - Karakutu internet gezgini

Site RSS
Forum RSS


Alev Alatlı: 'Kale' çapraz giderse...
Tarih: 24.04.2007 Saat: 09:28 Gönderen: karakutu
 

Oyunun adı "satranç" olmaz. Aynı şekilde, Recep Tayyip Erdoğan'ın cumhurbaşkanlığı halen geçerli kurallar dışında bir yöntemle önlenirse, oyunun adı "demokrasi" olmaz.

Hemen ifade edeyim, "oyun" kelimesini, matematiksel anlamında, yani, "ilgili tarafların tanımlandığı ve yarışmanın tüm veçhelerine ilişkin kuralların önceden belirlendiği rekabet ortamının bir modeli" olarak kullanıyorum.



Bu bağlamda "demokrasi" ki, harfiyen, "halkın saltanatı" anlamına gelir; "halk"ta mündemiç çıkar gruplarının ve/veya ideolojilerin temsilcilerinin, sınırları belli bir toprak parçası üzerinde yaşayan "bütün"e hükmetmelerini mümkün kılacak gücü elegeçirmek için önceden belirlenmiş yarışma kurallarına uygun olarak yarıştıkları, kuralları belli bir "oyun"dur. "Oyun"u kazanan, dilerseniz "Şah mat" yapan taraf, "devlet" dediğimiz siyasi örgütlenmenin kurumlarını kendi ideolojisi doğrultusunda yönlendirme hakkını ele geçirir. Bu "hak," meşru olup, Max Weber'in demesiyle, "fiziki güç kullanımını" da içerir. "Meşru fiziki güç"ten kasıt, silâhlı kuvvetler, bürokrasi, mahkemeler ve emniyet teşkilatının yaptırım gücüdür. Bu bağlamda, oyunu kazanan tarafın kendi çıkarlarını/ideolojisini yansıtan ekipleri işbaşına getirmek istemesi veya getirmesi de meşrudur. "Kadrolaşma" dediğimiz kötü şöhretli olgunun da aslı budur.

Erdoğan olunca mı 367 aklınıza geliyor?


"Evrensel" bir "oyun" olan "satranç"tan farklı olarak, "demokrasi" oyunu, tarihsel süreç ve durumlara bağlı olarak farklı kurallara göre oynanagelmiştir. Örneğin, "doğrudan demokrasi" dediğimiz siyasi sistemde, yurttaşlar hemen tüm önemli siyasi kararları sandığa giderek, bizzat alırlar. Halen İsviçre, Kanada ve Amerika'nın New England eyaletlerinde 10.000'den az nüfuslu yerleşimlerde uygulanan bu sistemin alternatifi, yurttaşların iradelerini seçtikleri temsilciler aracılığıyla ifade ettikleri "temsili demokrasi"lerdir. Bizimki gibi "temsili demokrasi"lerde rakamlar devreye girer. Ülke halkının bütünün istek ve dileklerini (çıkar ve ideolojilerini) temsil edenlerin sayılarının mecliste doğruya en yakın biçimde yansıtılmasını öngören seçim sisteminde "nisbi temsil" formülü kullanılır. Ne ki, "nisbi temsil" formülünün sonucunda ortaya çıkan sandalye dağılımının, meclislerde karar alınmasını fevkalâde zorlaştırıcı hatta imkânsızlaştırıcı olabildiği şeklindeki tarihi tecrübeler, "çoğunluk" sistemini getirmiştir. "Çoğunluk" sistemi formülleri, seçmen oylarının meclislere orantısız yansıması anlamına geldiğinden, daha başka bir deyişle, "çoğunluğu bulan hepsini alır" gibi, azınlıkta kalanın hakkının teslim edilmediği bir durum yarattığından, "halkın saltanatı"ndan verilen bir tavizdir. Bu "taviz"in ne kadar sindirilebilir olduğu, "baraj" vb. seçim yasalarıyla doğru orantılıdır. Ancak, her halûkârda, halkın saltanatından verdiği taviz, "işleyen demokrasi"yi gerçekleştirmek için verdiği taviz olmaktadır. Nitekim, "demokrasi şahini" ABD'de nisbi seçim şöyle dursun, Demokratlar'ın ve Cumhuriyetçi'lerin dışında, bir üçüncü siyasi partinin kurulması yasalarla hemen hemen imkânsızlaştırılmıştır. Dahası, Amerikan nüfusunun %20'den fazlasını teşkil eden Karaderili ve Hispanik Amerikan vatandaşlarının Amerikan parlamentosundaki temsilci sayıları gülünç denecek kadar azdır. Kötü örnek, örnek alınmaz elbet. Dikkat çekmek istediğim husus, Amerikan halkı yıllardır ciddi ciddi "seçim" yapıp, sonuçlarına katlanıyorsa, bunun nedeninin "seçim kurallarına" saygı gösteriyor olduklarına işaret etmektir ki, "oyun"un adı da budur.

"Satranç" oynamaya oturduysanız şayet, "kale"nizi çapraz yürütemezsiniz. Hele de oyunun başına kuralları kabul ederek oturduysanız ve rakibiniz/rakipleriniz sizi şaşırtan bir biçimde güçlü çıktıysa, oyunun ortalık yerinde kuralları değiştiremezsiniz. Bu, "demokrasi" başta olmak üzere, tüm oyunlar için geçerlidir. Hukukçu olmadığım açık. Sayın Başbakan'ın Çankaya'ya çıkması için 184 oy mu, 367 oy mu gerektiğini değerlendiremeyeceğim de açık. Ancak, bildiğim bir şey var, o da bu sayının ne olduğuna ilişkin kararın Erdoğan hareketinden çok önce verilmesi gerektiğidir. Kural konacaktıysa da baştan konacaktı, kural değiştirilecekse de baştan değiştirilecekti. Başta Anayasa Mahkemesi olmak üzere, tüm ilgili kurum ve kuruluşların, vardıysa yasada bir çelişki, en azından son dört yılda yeri göğü inletmeleri ve durumu ortaya koymaları gerekirdi. Kimse kendi dikkatsizliğinin, savsaklamasının sonuçlarını Erdoğan'ı kendi arzusu dışında konumlayarak veya konumlanmaya zorlayarak geçiştiremez. Kimse, bu bağlamda, "taviz"i ya da "gerginliği" azaltmayı sadece Erdoğan'dan bekleyemez. Aksi, hem o çok yakındığımız "Şark kurnazlığı," hem "arabesk" ağlanma, hem "Jakoben dayatma," hem de düpedüz "mızıkçılık" olur ki, bu, Türk "demokrasi"sine onur getirmeyecektir.

Bu söyledikten sonra, sanılmasın ki, hali hazırdaki seçim formülünden çok memnunum. Değilim. Sanılmasın ki, AKP seçmeniyim. O da değilim. Ancak, "azınlık" hakları, "Çankaya'da tesettür" gibi, birden fazla siyasi, felsefi, sosyolojik, estetik alanların birbirine karışıp, gözyaşlarının sel olduğu bir görüntüyü de ciddiye alamıyorum. Emekli öğretmenin Mehmet'çiğin gözyaşlarını sildiği o sahneyi de daha önce gördüm. 27 Mayıs 1960'ta, Ankara, yine sokaklardaydı, Mehmet'çiğin gözyaşını silmek ne kelime, kazanlar dolusu ayran, meyve suyu ikram ediliyor, evlerden nöbetçi askerlere yiyecek taşınıyordu. 27 Mayıs ihtilâlini bugün nasıl değerlendirdiğimiz, "askerler"e ilişkin ne gibi değerlendirmeler yaptığımız ortadadır. Aynı boyutlarda olmamakla birlikte, Türk demokrasisini sekteye uğrattığı üzerinde mutabık olduğumuz diğer darbelerin (ki ben bunlardan kuralların keyfi bir biçimde değiştirilmesini anlıyorum) keza.

Bildiğim bir şey daha var. O da bir siyasinin birinci görevinin tekrar seçilmek olduğudur. Bu bağlamda, Sayın Erdoğan'ın tutumunun ne olması gerektiğini, kendisinden daha iyi kestirmek mümkün değildir. Yaygın söylemin hilâfına, Sayın Başbakan'ın kendisini içinde bulduğu duruma örnek teşkil edebilecek çok sayıda vakıa da yoktur. Hatırlatmak isterim ki, Anavatan Partisi rahmetli Özal Çankaya'ya çıktığı için dağılmadı. Tersine, Anavatan Partisi dağıldığı için Özal, Çankaya'ya çıktı. Mesut Yılmaz'a yakın olanlar, ANAP oylarının %13'lere düştüğünü bileceklerdir. Seçimlerde elde edilen %21, Sayın Yılmaz'ın o dönemki karizmasının kurtardığı %21'dir. Nitekim, Bedrettin Dalan'ın o zaman için akıl almaz oy kaybı da, kendi icraatının değil ANAP'a duyulan öfkenin sonucuydu. Aynı tablo, Sayın Demirel için de geçerlidir. Sayın Demirel'in Çiller hareketi de partisine soluk aldırmak içindi. Kendisi de Çankaya'ya partisi zayıfladığı için çıktı. DYP, Demirel cumhurbaşkanı oldu diye zayıflamadı. Bu tabloların hiçbirisi Erdoğan'a karar vermesi yolunda yardımcı olacak tablolar değildir.

Demokrasi oyununa lütfen saygı gösterelim


Çankaya'ya kim çıkarsa çıksın, Silâhlı Kuvvetler'imizle müstakbel cumhurbaşkanımız arasında hayati gerginliğe neden olacağına da inanmıyorum. TSK en yadırgadığı cumhurbaşkanlarıyla da, başbakanlarla da çalışmayı başarabilecek olgunluk ve tecrübeye sahiptir. Türkiye'yi hele de bu zamanda asla içinden çıkılamayacak bir tartışmaya sürüklemeyecektir. Yine bir hatırlatma yapayım, zamanın Genelkurmay Başkanı Necip Torumtay, Özal'ın siyasi iradesini içine sindiremediği için savaşın ortalık yerinde diyebileceğimiz bir dönemde istifa hakkını kullanmaktan çekinmediği zamanda bile, Silâhlı Kuvvetlerimiz sarsılmamıştı.

Son olarak, bütün bu hareketliliğe neden olduğu anlaşılan Emine Erdoğan Hanım'ın tesettürüne gelince, bakın işte burada bir önerim var! Hanımefendi'nin inançlarına mükemmelen uygun kapalılıkta, artık Artvin mi olur, Adıyaman mı olur, Edirne mi, Silifke mi, Ege mi, folklor giysileri giymesi! Başlarında türban yerine muhteşem iğne oyalı başlıklar, tayyör yerine bindallılar ya da üç etekler, stilize ya da değil ama mutlaka geleneksel ve "halkın saltanatı"nı görsel olarak yansıtan, ne Gucci'nin ne de Versace'nin burun kıvırabilecekleri giysiler! Önerimi çok uçuk buluyorsanız, lütfen, romancılığıma verin! Romancılığıma, bir de şiddetle ihtiyacımız olduğunu düşündüğüm mizah arayışıma! Eninde sonunda, Türkiye, hiçbir seçimin "nihai" olmadığını bilecek olgunluktadır! Birinde kaybederseniz, diğerinde kazanırsınız. Tıpkı, satranç gibi. İş ki, siz, oynamaktan, "oyun"u kurallarına göre oynamaktan vazgeçmeyin!

Zaman
24/04/2007


 
İlgili Bağlantılar
· Daha fazla Alev Alatlı
· Haber gönderen karakutu


En çok okunan haber: Alev Alatlı:
İşte Alev Alatlı'nın sakıncalı bulunup yayınlanmayan yazısı


Haber Puanlama
Ortalama Puan: 4.25
Toplam Oy: 12


Lütfen bu haberi puanlamak için bir saniyenizi ayırın:

Mükemmel
Çok İyi
İyi
İdare Eder
Kötü


Seçenekler

blink it

tag on del.icio.us

digg this

Wi Live

furl it

reddit this

search technorati

Save to YahooMyWeb 
Yazdırılabilir Sayfa Yazdırılabilir Sayfa

 
Bu Haberi Arkadaşına Gönder Bu Haberi Arkadaşına Gönder




 ADnet Reklamları

Siz de reklam verin »


İlgili Haberler

İbrahim Karagül: İşte Adamımız!
İşte Adolf Hitler'in en sevdiği yemekler
Budur işte, bu, bu!
İşte Alev Alatlı'nın sakıncalı bulunup yayınlanmayan yazısı
Kazimir Maleviç: Sanatçı
Kazimir Maleviç: Sanatçı
Diyanet'ten 'sakıncalı' ve 'sakıncasız Türk filmleri listesi
Dış politika yazısı
Hrant Dink Yazısı

"'Kale' çapraz giderse..." | Hesap Aç/Yarat | 0 yorum
Yorumlar yazarlarına aittir. İçeriklerinden karakutu.com sorumlu tutulamaz.

Anonim kullanıcı yorum yazamaz, lütfen kayıt olun
 




 

Karakutu.Com - Karakutu.tv - KaraSozluk.Com - MustafaYuce.Com
 


 Karakutu.com Sitemap RSS - Sadece Başlıklar RSS - ÖzetliAdd to Google

PHP-Nuke