Ocak ayının son haftasıydı.
1986 yılı...
Nokta dergisi Ankara bürosunda çalışıyordum. Şimdi rahmetle andığımız Ercan
Arıklı'nın yönetimindeki dergi, müthiş kadrosuyla her hafta bir başka
sansasyonel dosya yayımlayarak gündemi belirliyordu.
Tam o günlerde Londra'da 6 aylık bir eğitim bursu kazandım.
Uçakta yanımda Ercan Bey vardı.
"Haftaya müthiş bir bomba patlatıyoruz, kaçıracaksın" dedi.
"Bomba", işkenceci bir polisin itiraflarıydı. İşkence seanslarını ayrıntılarıyla
anlatıyordu.
12 Eylül'ün yarattığı suskunluk havası henüz dağılmamıştı. O ortamda bu cesur
yayın öyle gürültü yarattı ki ben Londra'dan duydum.
Tiraj 70 binden 150 bine çıkmıştı.
Bu, Türkiye'nin dergicilik tarihinde bir ilkti.
* * *
Tabii yetkililer, polisin itirafları yerine Nokta'nın üzerine gittiler.
"İddiaların yurtdışından maksatlı olarak çıkarıldığı" söylendi.
"Amaç, devleti yıpratmak, Türkiye'nin itibarını zedelemektir" dendi.
"Polisin sol örgütlerle ilişkisi olduğu, dergi yönetiminin de solculardan
oluştuğu" söylendi.
Dergi 2. baskıya hazırlanırken toplatma kararı çıkarıldı.
Ama Nokta yılmadı; ertesi hafta "İtiraflar"ın 2. bölümü yayımlandı.
12 Eylül işkencehanelerinden geçenlerin iddiaları doğrulandı.
Zaman içinde Nokta'ya yönelik iftiralar unutuldu; ama o itiraflar hiç
unutulmadı.
* * *
Aradan 20 yıl geçmiş.
Neredeyse aynı şeyleri yaşıyoruz bugün...
Arıklı'dan sonra Nokta'nın üzerine ölü toprağı serilmişti.
Onu yeniden dirilten, yine "aileden" bir arkadaşımız oldu.
Tam da benim Londra'ya gittiğim hafta eski Nokta'da çalışmaya başlayan Alper
Görmüş'ün genel yayın yönetmenliğiyle Nokta yeniden, eski, "ezber bozan, ele
avuca sığmayan dergi"ye dönüştü.
Peş peşe patlattığı "bomba"larla gündem oluşturdu.
Önce Genelkurmay'ın "medya andıçı"nı, sonra eski Deniz Kuvvetleri Komutanı'na
ait olduğu öne sürülen günlükteki darbe hazırlıklarını yayımladı.
Yine aynı şey oldu:
Bu iddialar yerine Nokta soruşturuldu.
"Yurtdışı kaynaklı, devleti yıpratma amaçlı yayınlar" teranesine sığınıldı.
"Dergiyi yöneten, ordu karşıtı Fetullahçı" dendi.
Nokta kuşatıldı, basıldı, didik didik arandı.
Ve siyasilerden ses çıkmadı.
* * *
Şimdi Nokta'nın üzerine yeniden ölü toprağı serpiliyor.
Çünkü Ercan Arıklı gibi meslekten, gözükara bir patronu yok başında...
Hiçbir siyasetçi, basın özgürlüğünü savunmazken devlet kuşatması altında bir
işadamından cesaret beklemek hayalperestlik olur.
Gördüğünüz gibi, sansür yalnızca dergi toplatmakla olmuyor:
Yayınevine baskınla, ekonomik baskıyla, siyasi yıldırmayla, göz korkutmayla,
okurun önyargılarıyla da oluyor.
Ama aynı anda herkesi susturmak da mümkün olmuyor.
Eminim Nokta'yı yeniden dirilten Alper ve kadrosu başka mecralarda devam
edecekler gazeteciliklerine...
Ve Nokta, zaman zaman gömüldüğü yerden başını kaldırıp basına gerçek işlevini
hatırlatan haylaz bir zombi gibi, belki 20 yıl sonra, "Uyuduğunuz yeter; ben
dönüyorum" diyecek.
NOT: Basının tarihi boyunca yaşadığı baskılardan haberdar olmak için meslektaşım
Nebil Özgentürk'ün hazırladığı "Basının Kısa Tarihi" belgeselini bugün ve yarın
TV 8'de izleyebilirsiniz.
Milliyet
23/04/2007