- “Kalbimi zalimce paramparça ettiniz, ruhuma tecavüzde bulundunuz, vicdanımı
ateşe verdiniz. Siz, acınacak durumda olan bir çocuğun hayatını söndürdüğünüzü
düşündünüz. Sayenizde ben de Hz. İsa gibi ölüyorum; zayıf ve savunmasız
insanların nesillerine ilham kaynağı oluyorum.”
Bu sözler, Virginia katliamını gerçekleştiren 23 yaşındaki Güney Koreli Cho
Seung-Hui'ye ait.
Öldürürken ölen, 'öldürmek' de ne kelime, öldüre öldüre ölen bir gence...
Kendi ifadeleriyle:
Paramparça edilen bir kalbin,
Tecavüzde bulunulan bir ruhun,
Ateşe verilen bir vicdanın,
Söndürülen bir hayatın sahibine...
Bir kurbana yani. Evet, hem de kalp, ruh, vicdan ve hayat sahibi bir kurbana...
Hz. İsa gibi çile çeke çeke ızdıraplar içinde öldüğüne inanan; insanlık için,
gelecek nesiller için kendini feda ettiğini düşünen bir kurbana...
32 kez öldüren, 33 kez öldürülen Cho Seung-Hui'nin içindeki öfke ve nefret,
nasıl da yoğun bir mağduriyet hissiyle beslenmiş olmalı ki ölüm denizinde
yıkanışını –hem de hiç tereddüt etmeden– bir çırpıda Hz. İsa'nın çilesi (passion)
ile özdeşleştirivermiş.
Hristiyanî sembollerle ifade edilen bu eylemin faturasını Hıristiyanlığa mı
ödetmeliyiz; tıpkı Malatya'daki o vahim hâdiseyi İslâm'a mâledenlerin yaptığı
gibi?
Veya, Güney Kore'yi hıristiyanlaştıran misyonerliğin en nihayet emeklerinin
mahsulünü Hıristiyan Amerika'dan devşirdiğini mi düşünmeliyiz?
Hiç kuşkusuz, böylesi bir halk avcılığı, hakikatin o sevimli yalınlığına açıkça
haksızlık etmek anlamına gelecektir.
O hâlde bu yöntemi, bu haksızlığa ihtiyaç duyanlara bırakıp yolumuzu kendi
tarzımızca yürümeyi sürdürelim.
Kendisini, şu veya bu sebebe istinaden 'kurban' eden fedaî, gerçekte bir 'hiç'
haline gelerek varolmayı seçtiği için, kahramanlaşmak, yani ister istemez
kahramanca hiçleşmek zorundadır. Ne pahasına olursa olsun taşradan (dışarıdan)
ses almalı, sesi her halukârda taşradan almalıdır. Bir türlü varolduğunu
hissedemeyenin şiddete başvurmak suretiyle Varlık'tan ses almayı denemekten
başka çıkar yolu yoktur çünkü.
Ne garip değil mi, öfkenin son menzilidir nefret.
Hiç beklemeyelim ve tam da yeri gelmişken bir çocuk masumiyetiyle soralım:
Nedir nefret?
Bugün ilk akla gelen sözcükler: iğrenmek ve tiksinmek...
Sözcük biraz dikkatle ve itinayla kullanılırsa pekâlâ daha hafif anlamlar da
bulunabilir. Meselâ ürküp kaçmak, sakınmak, kaçınmak, beğenmemek, hoşlanmamak,
sevmemek ya da uyuşmamak, zıtlaşmak, bir şeye ters düşmek, muhalif olmak...
Nefret'in sözlük anlamları arasında dolaşmayı tercih edenlerin bu listeyi
zenginleştirmekten elde edecekleri kâr, sanılanın aksine, çok önemsiz
olacağından, sözü çoğaltmayıp sadede gelmeli ve şimdilik, 'nefret' duygusunu
kavramayı mümkün kılacak bir tek mefhumla yetinmeli: itmek.
Öfke gücünün ifrat hâline gelmesiyle oluşan nefret duygusu, gerçekte, itmek'ten,
dışlamaktan ibarettir. Kısacası her nefret –son tahlilde– bir itiştir, bir
dışlayıştır.
Eskiler 'nefret' etmeyi kullandıkları kadar 'teneffür' etmeyi de kullanırlardı.
İlkinde itişin bir anda, ikincisinde ise bir süre içerisinde gerçekleştiğini
söylemek isterlerdi; yani bir şeyden bir anda nefret edilebileceği gibi, zamanla
da nefret edilebileceğini vurgulamaya çalışırlardı. (Bu sözcüklere mukabil,
'tenafür' veya 'münaferet' ise, itişin karşılıklı olduğunu gösterirdi ki bu
lâfızlar, “itiş kakış”taki işteşliği neredeyse tam olarak ifade ederler.)
Başkasına duyulan nefretin, tek başına 'başkası'ndan kaynaklandığını sanmak
kadar büyük bir yanılgı olamaz. Çünkü kendisinden nefret etmedikçe, kendisini
itmedikçe, kimse başkasını itemez. Daha doğrusu, kişi, kendisini ittiği,
itebildiği, kendisiyle itişebildiği içindir ki başkasını da iter, başkasıyla da
itişebilir. Hareket harekete yol açar ve tam anlamıyla toplumsal bir itiş kakış
(münaferet) ortaya çıkar.
Toplumdaki itiş kakışı analiz etmek isteyenlerin toplumu mercek altına alıp
nedenleri kalabalığın içinde aramaları beyhudedir. Bakılması gereken asıl nokta,
insandır, insandadır; huzurunu kaybedip “Hz. İnsan” olmaktansa sadece 'insan'
olarak kalmış insanda...
Ne üzücü değil mi, 32 kez öldürüp 33 kez öldüren Cho Seung-Hui de bir insandı;
sadece bir insan!
Yenişafak
21/04/2007