Malatya'daki iğrençlikten sonra bölük pörçük bilgiler ortaya çıkmaya
başlayınca, bende bir izlenim oluşmaya başlamıştı: hiç beklenmedik, 'çok'
şaşırtıcı bir olay olmadığı sezilebiliyordu. Kalıplaşmış 'Vali-Emniyet Müdürü'
tepkisi: "Bizden koruma istememişlerdi!" Aynı otomatik savunma-açıklama ki kendi
başına ortada birtakım alametlerin bulunduğunu gösteriyor.
Mehmet Ali Birand gösteri yapan Ülkücüleri gösterdi; yayınevi adını değiştirme
gereği duymuş ve zaten herkes sürekli tehdit geldiğini söylüyor.
Bu sabah (cuma) Milliyet bunları bir araya getirmiş ve 'Yine göz göre göre
geldi' başlığıyla vermiş. Trabzon-Malatya paralelliğinin oluştuğu noktaları
sıralıyor.
Hrant cinayetinden sonra bir 'Trabzon isterisi' çıkmıştı, benim gibiler "Trabzon
diye tutturmayın, Türkiye'nin her yeri böyle" demiştik. İşte, şimdi, Malatya.
Teşhisin doğruluğunun kanıtlanması için her ilde benzer olayın gerçekleşmesini
beklememiz gerekiyor mu? Hani, her ilde bir üniversite açma girişimimizin daha
gerçekçi (ve milli bünyeye uygun) paraleli olarak, her ilde bir 'misyoner
boğazlama' hedefine mutlaka ulaşmamız şart mı?.. Yarattığımız bu durumun iyi bir
durum olmadığını anlamak ve kabul etmek ve bundan kurtulmak üzere birtakım
tedbirler almaya başlamak için...
Niçin 'göz göre göre' geliyor?
O 'göze görünen' şeyler çok normal, çok olağan sayılıyor da ondan. Mehmet Ali
Birand'ın arşivinden çıkarıp yayımladığı 'gösteri yapan Ülkücüler' bandı,
gördüğümde, bana yeterince korkunç geliyor. Ama toplumun çoğunluğu ve bu arada
yetkili ve sorumlu konumdakiler için bunlar normal.
Ancak onlar veya arkadaşları ve ülküdaşları gidip protesto edilen adamları
gırtlakladığı zaman durum normal olmaktan çıkıyor.
'Koruma istememişlerdi' veya 'Örgüt bağı görünmüyor' diye valilik mesleğine özgü
'zorunlu konuşmalar' kısmını tamamlayan valinin, bundan önce, 'serbest
konuşmalar' faslında, ülkedeki misyonerlik tehlikesine dikkat çektiği
söyleniyor. Kendim duyamadığım için buna dair bir şey söyleyemem, doğrusu şu
günler içinde ortaya çıkacaktır. Ama ille valinin bu tip konuşmalar yapması
gerekmiyor: 'misyonerlik tehlikesi' üstüne konuşanları, bu iğrenç olaydan sonra,
herkes hatırlayıp yazıyor. Ankara'da 'laiklik' mitinginin başındaki profesörün
laflarına bakın, öldürülenlerin mi yanında duruyor, öldürenlerin mi, son derece
açık. Bu böyle olduktan sonra besbellidir ki, bu memlekette geçerli 'norm'lara
göre Malatya canilerinin yaptığı iş de 'normal'dir.
Anlaşılan, internet üzerinde gene bu mücahitleri kutlayan, 'Hepimiz Ogün
Samast'ız'a dört yeni ad ekleyen mesajlar da gidip geliyor. Bu da 'normal'.
Delikanlıların atış talimi yapması da son derece 'normal' -yaparken yakalanmış
olmaları biraz 'normal'in dışına taşıyor- densiz polisin biri işgüzarlık yapmış
belli ki.
Bütün bunlar 'normal' de, cinayetin kendisi 'anormal' olmaz. Karar verin. Bunlar
normalse bu cinayetlere de hazır olun. Zaten bu gidişle tempo da hızlanacaktır.
Yok, eğer, 'Bu cinayetler anormal' diyecekseniz, o zaman oraya giden yolların
nasıl kapanacağı üzerine kafa yormanız gerekiyor. Bir zahmet...
Radikal
21/04/2007