Vonnegut, metafiziğe meraklıydı; kısa bölümlerden oluşan, grotesk
karakterlerle dolu, hafif tertip felsefe paralayan şeyler yazıyordu; en sevdiği
numaraysa, var olmayan şairlerden alıntı yapmaktı
Amerikan Edebiyatı'nın tanım cümlesine, Mark Twain'in, Edgar Alan Poe'nun,
Ernest Hemingway'in yanında dahil olan Kurt Vonnegut, seksen dört yaşında beyaz
sayfalara veda etti. Filtresiz Pall Mall içen ve bunu "intihar etmenin klas
yollarından biri" olarak niteleyen Vonnegut, ne yazık ki kötü bir şekilde
düştüğü ve başını çarptığı için öldü.
Lisedeyken Kurt Vonnegut'u keşfetmiş ve çok heyecanlanmıştım. Bir yanıyla, Woody
Allen'a da bayıldığım göz önünde bulundurulursa şaşırtıcı değildi bu, ama
Vonnegut eğlenceli bir romancıdan fazlasıydı benim için roman kurgusu
konusundaki olanaklara dikkatimi çeken ilk yazar oydu. Romanlar arası
bağlantılar kurmayı da sanırım ondan öğrendim ilk kez God Bless You, Mr.
Rosewater'da ortaya çıkan, Slaughterhouse-Five'ta görünen, Breakfast of
Championsve Timequake'te başrollerden birini üstlenen bilimkurgu yazarı Kilgore
Trout, bu 'teğel'in ana unsuruydu elbette.
Matrak bir adamdı Trout, Enis Batur'u bile kıskandıracak bir yazınsal üretimi
olmasına karşın yapıtlarının çoğu yayımlanmamıştı; yayımlanan öyküleri de ucuz
porno dergilerinde, anlamsız çıplak kadın ilüstrasyonları eşliğinde okuyucunun
karşısına çıkıyordu. Metafiziğe meraklıydı; kısa bölümlerden oluşan, grotesk
karakterlerle dolu, hafif tertip felsefe paralayan şeyler yazıyordu; en sevdiği
numaraysa, var olmayan şairlerden alıntı yapmaktı. Kimilerine göre Trout,
Vonnegut'un alter egosuydu; aynı endişeleri, aynı bilimkurgu sevgisini, aynı
evren merakını paylaşıyorlardı. Bilemem; Vonnegut bu karakteri, kendisiyle dalga
geçmek için de yaratmış olabilirdi bana kalsa.
Vonnegut'un sekiz öğütü
İlk öyküsünü yazdığı sıralarda General Electric'te çalışıyordu Vonnegut. Öyküyü
'Collier's' dergisine yolladı; öyküyü okuyan editör Knox Burger, öykünün aksayan
yanlarını ve nasıl düzeltilebileceğini gösterdi genç Kurt'a. Vonnegut editörün
dediklerini yaptı ve öyküsünü 750 dolara sattı. İkinci öyküsünden 950 dolar
kazandı ve GE'deki işinden istifa edip yazmaya başladı. Ölümünden kısa bir süre
önce verdiği bir söyleşide, "Şunu da kayda geçirmek istiyorum, aşağı yukarı
akranım olan Knox Burger, o dönemde diğer editörlerin tümünden daha çok sayıda
iyi genç yazarı keşfetmiş ve desteklemiştir. Bu hiçbir yerde yazmaz. Sadece
yazarların bildiği bir şeydir ve eğer yazılmazsa kolayca ortadan unutulabilir,"
diyecek kadar kadirşinas bir adam olan Vonnegut'un, genç yazarlara sekiz öğüdünü
buraya almak istiyorum:
1.Sizin tam anlamıyla yabancınız olan birinin zamanını öyle kullanın ki, bu
zamanın boşa harcanmış olduğunu düşünmesin.
2.Okuyucuya, bağlanabileceği en az bir karakter verin.
3.Her karakter bir şey istemelidir bu bir bardak su bile olabilir.
4.Her cümle şu iki şeyden birini yapmalıdır: Karakteri ortaya koymak ya da olay
örgüsünü ilerletmek.
5.Sona mümkün olduğu kadar yakın bir yerden başlayın.
6.Sadist olun. Baş karakterleriniz ne kadar tatlı ve masum olursa olsun,
başlarına korkunç şeyler gelmesini sağlayın; okuyucular, onların gerçek yüzünü
görsün.
7.Tek bir kişinin hoşuna gitmek için yazın. Pencereyi açıp bütün dünyayla aşk
yaşamaya kalkarsanız, zatürree olursunuz.
8.Okuyucularınıza mümkün olduğu kadar çok bilgiyi mümkün olduğu kadar çabuk
verin. Gerilimin canı cehenneme. Okuyucular nelerin, nerede ve neden olup
bittiğini öyle iyi bilmeli ki, karafatmalar son birkaç sayfayı yese bile
hikayeyi kendileri tamamlayabilmeli.
Gore Vidal'in "Kurt asla sıkıcı olmadı; biz gerçekçiliği Amerikan yazınının
resmi biçemi haline getirdiğimiz sıralarda Kurt buna kulak asmadı; olağanüstü
bir hayalgücü vardı," dediği, Norman Mailer'ınsa "Bizim kuşağın Mark Twain'i"
olarak selamladığı Vonnegut, şimdi harmonium'ların gezegeninde, kedi beşiğine
uzanmış tıngır mıngır sallanıyor ve şampiyonların kahvaltısını atıştırıyor olsa
gerek. "So it goes".
Radikal
20/04/2007