Cep telefonuma bir mesaj geldi, 'Paper-moon'da yemekteler...' Yat uyu sen,
ayaktayım bu gece, Ertuğrul Özkök 'le Devlet Bahçeli, onlarca yıl gecikmiş bir
buluşma, iki makul şahsiyet, duygularımı karıştıran bir dip dalgası oluştu
içimde, itiraf ediyorum heyecanlandım...
Düşüncelerim yemek ötesi bir boyutta titreşmeye başladı, kafelere nişangâh,
mahallelere poligon, bir yanda sezgilerim, öte yanda başka sezgilerim, çek
yorganı başına, dekman oynayan gazeteci oğlanlar için meydanlara korkuluk.
Gel benimle ol, anlamlı ve önemli sonuçlar doğuracak ilginç bir konuşma
gerçekleşiyor, Sezen Aksu'yu arayıp direkt ümidimi paylaşmak istedim, Sen
ağlama... Zihnim bu paralel kurguyu nasıl ve neden yarattı? Sevimli minik
serçemizin yaz başından bu yana yaşadığı yüksek değişime takıldı kafam,
dinlenmeye çekilmiş, telefon düştü elimden...
İlk samimi tahminim, günün ilerleyen vakitlerinde masaya onun için bir tabak
ilave edecekleri oldu, açık konuşacağım bu gece, eleştirilerden yoruldum,
yazdıklarıma küçük kızlar için büyük sözler diyenler çoğunlukta, bu önemli
günde, içimde sıkışmış öfkeyi aktarmak zorunda kaldığım için utanıyorum, boşa
kürek çekiyorlar, acıyorum hepsine..
İmbat ve rüzgâr, Ertuğrul Özkök:
Dünyanın her yerindeki genel yayın yönetmenlerden farklı, herkesin saatini ona
göre ayarladığı sermaye bilgedarı, tavşan ruhlu bir kimlik.
Devlet Bahçeli:
Yavruları para ettiği için kurtların satıldığı bu ülkede, bütün düşüncelerle
arasına mesafe koymuş, ülkücü gençlerin üniversitelerde maraza çıkarmasına engel
olan siyaset adamı.
Babamın beni sevinçle kucakladığı o mutlu sabaha uyanmış gibi hissediyorum
kendimi, Bolivya'h, Meksika'n bir general, halkına böyle huzur dolu bir sabahı
istese de bahsedemez, milletçe affedildiğimiz o kritik dakikaları ne çabuk
unuttuk.
Ses olsun evin içinde, aç televizyonu... Ağır bir seyir izliyor bakışlarım, on
iki eylül gecesinin o kekremsi karanlığı koyulaştı boşlukta.
Ne kulağım duysun, ne gözüm görsün, Kapat çabuk, saçı ağarmış medyatik ajan,
hangi şampuanı kullanıyor acaba, saçları bukle bukle yumuşayıp dökülmüş, üç ayrı
teşkilatın muhbirleri götürsün seni, kalk yüreğim ağırlaştı istihbarat-art
diyeceği var bunun...
Alt kategorideki bütün gazetelerin yayın yönetmenleri ve köşe yazarları bu
duygumu paylaşacaktır, bugün Papermoon'da geleceğimizin temeli atılıyor. Mesajı
gönderen arkadaşıma teşekkür etmeyi unutmadım.
Katil olacak çocukları derin meşru milliyetçi zemine çekip şahlanmış ateş etme
arzularını söndürecek ikilidir bu...
Birgün
10/02/2007