Geçenlerde bir bilim adamı bana demokrasiden dert yandı:
"Alfabeyi bulanla, okuma yazması olmayan aynı oy hakkına sahip... Böyle
adaletsizlik olur mu?" dedi.
Bu yakınmaların nedeni, AKP'yi iktidar yapan sandığın, Erdoğan'ı da Köşk'e
taşımak üzere olması...
Bunu kabullenemeyen, ama elinden de bir şey gelmeyenler, bir imam hatiplinin
Köşk'e çıkacak olmasının suçunu demokrasiye yüklüyor.
"Cahile oy hakkı verirsen sonu böyle olur" demeye getiriyor.
Devrimler tam oturmadan çok partili demokrasiye geçilmesinin karşı-devrime
fırsat verdiği, otoriter bir rejimle devrimlerin sürdürülmesi gerektiği, pek
tekrarlanan bir görüştür.
* * *
Bugün Köy Enstitülerinin kuruluş yıldönümü...
Oradan örnek vereyim:
Enstitüler, Cumhuriyet'in aydınlanma projelerinden biriydi. Amaç, taşranın
tutuculuğunu kırmak, değişimi köylere yaymaktı. Hasan Ali Yücel'in deyişiyle,
"Köye imam yerine devrimci düşüncenin adamını göndermeyi" planlıyorlardı.
Yaptılar da...
Hem de Nazilerin Trakya'ya yürüdüğü yıllarda...
40 bin köyün 31 bininde okul yoktu.
Köy çocuklarının yüzde 81'i okula gidemiyordu.
Anadolu'nun dört yanında 20 enstitü planlandı. Lakin devletin parası yoktu...
Kim kuracaktı okulları?..
İnönü'ye sordular:
"Her köyde cami yok mu? O camiler nasıl yapıldıysa okul da öyle yapılacak" dedi.
Öyle yapıldı.
Anadolu çocukları, köylülerle el ele kurdular enstitüleri...
O okullarda okuyacaklar, mezun olunca 20 lira aylıkla 20 yıl mecburi hizmet
yapacaklardı.
Kemal Tahir gibi pek çok aydın, "Köy çocukları, azla yetinmelerinden istifade,
ağır işlerde çalıştırılıyor; köylerine mahkûm ediliyor" diye eleştirdi
uygulamayı...
Demokratik miydi?
Hayır.
Sonuç verdi mi?
Kısmen...
Köy çocukları, kız-erkek birlikte okudular. Modern zirai teknikleri öğrendiler.
Sanatın, edebiyatın ışığıyla tanıştılar. Aralarından değerli yazarlar çıktı.
Bunun üzerine İnönü, "20 enstitüyü 60'a çıkaralım" dedi. "Kadro da yok, para da"
diyenlere şu cevabı verdi:
"Bunu şimdi yaptık, yaptık. Savaştan sonra hiçbirini yaptırmayacaklar."
Savaştan sonra demokrasiye geçileceğini ve o zaman bu politikalara fırsat
verilmeyeceğini biliyordu.
Nitekim sandık kurulunca, ucuz işgücüne el konan köy ağaları Meclis'e baskı
yaptı; gericiler karma eğitimi dile doladı; "Komünistlik öğreniyorlar" suçlaması
yaygınlaştı. Seçimlere 3 ay kala, CHP'nin bundan oy kaybedeceği anlaşılınca
enstitüler, bizzat İnönü tarafından kapatıldı.
Erdal İnönü'nün deyişiyle, "Köy Enstitüleri, demokrasinin ilk kurbanı oldu".
* * *
Başa döneyim:
Suçlu demokrasi gibi görünüyor değil mi?
Oysa demokrasinin alternatifinin diktatörlük olduğunu ve demokrasideki
sakıncaların geçmişteki askeri rejimler altında çok daha ağır yaşandığını
unutmamalıyız.
Evet, seçim sisteminin sakıncaları var; ama bunlar daha çok temsille ilgili...
Asıl sorun, daha derinde:
Cumhuriyetçi kadroların, demokrasi içinde yeni kalkınma hamleleri, yeni
toplumsal projeler üretememesinde...
"Laik devlet" vurgusunun "sosyal devlet"i ertelemesinde...
"Adalet" ve "Kalkınma" hedefinin sağ partilere terk edilmesinde...
Bilmeliyiz ki, alfabeyi bulmak yetmez; okutmak da gerekir.
Alfabeyi bulan, okuması yazması olmayana el uzatmazsa gün gelir, okuması yazması
olmayan, alfabeyi bulanı devirir.
Milliyet
17/04/2007