Cumhurbaşkanı giderayak konuşmasında 'ılımlı İslam' üstüne de bir şeyler
söyledi. Şimdiye kadar söylediği pek çok şey gibi bunların da gerçeklikle ilgisi
bir hayli tartışmalı.
Sorun, Amerika'nın Türkiye'yi 'ılımlı İslami' rejime sahip bir ülke olarak
görmek istediği iddiasına dayanıyor.
Sezer, birçok Müslüman ülkede böyle bir durumun bir ilerleme olabileceğini, ama
Türkiye için bunun bir gerileme olacağını söyledi.
Ancak, Amerikalıların 'ılımlı İslam' derken böyle anlaşılabilecek bir şeyden söz
ettiklerini sanmıyorum. 'Ilımlı İslam' denince günde beş kere değil, ama bir
kere namaz kılmanın, yılda 30 gün değil ama bir hafta oruç tutmanın zorunlu
olduğu, dört değil ama iki kadınla evlenilen bir rejim anlamıyorlar -daha
doğrusu, 'rejim' anlamıyorlar.
Demokratik rejimin kurallarını, bu kurallar çerçevesinde iktidara gelip gitmeyi
kabul eden bir partiden (veya 'partiler'den) söz ediyorlar. Sık sık kullanılan
benzetmeyle, genel olarak 'Hıristiyan-demokrat' modeline uygun bir
'Müslüman-demokrat' parti, örneğin. Ya da bir başka benzetmeyle, gene aynı
kurallar içinde siyaset yapmayı kabul eden ve 'devrim'i, iktidarda 'zor'
kullanımını gündeminden çıkarmış komünist partiler gibi bir İslamcı parti.
Amerika, bu sonuncuyu benimsemekte daha fazla zorlanırdı, komünizmin komünizm
olduğu dönemlerde. Ama sonunda bunu kabullenmek durumundaydı, hoşlansa da,
hoşlanmasa da.
Sezer'in, 'ılımlı İslam'ın Türkiye için bir gerileme anlamına geleceği tespiti
ne kadar doğru?
'Giderayak' konuşmasında 'rejim'in tehdit altında olduğunu iddia etti.
Böyle bir iddia, dün Taha Akyol'un da yazdığı gibi, cumhurbaşkanlarının ağzından
sık sık işitilir bir şey değildir dünyada. 'Demek ki durum çok ciddi,
cumhurbaşkanı böyle konuşmak zorunda kaldı' diye düşünmemiz gerekiyor herhalde.
Ama durum bu kadar ciddiyse biz 'radikal İslam'ın bir siyasi 'tehdit' olabildiği
noktadan pek fazla uzaklaşmış olamayız. Bu tespit doğruysa 'Müslüman dünyanın
tek laik ülkesi' olarak bizim için de 'ılımlı İslam' pek o kadar faydasız bir
şey olmasa gerek.
Ama bunu uzatmayalım, çünkü o sıfat ülkedeki rejimi anlatmak için değil,
ülkedeki İslamcı siyasi hareketin özelliğini anlatmak için kullanılıyor.
Nitekim, burada, böyle bir hareket var. AKP, şimdi dört yılı aşkın bir süredir
iktidarda. Hakkında bütün söylenenlere rağmen, henüz, şeriatı getirmek üzere
ciddi bir girişimde bulunduklarını görmedik. 'Onlar ister ama bırakmıyorlar'
denebilir denmesine, ama zaten bu da hikâyenin bir parçası: Evet, bu toplum
kendisi de o çeşitten arayışlar, özlemler içinde değil.
AKP, böyle bir gelecek vaat etmediği için en fazla oy alan parti.
Dolayısıyla felaket tellallığı yapmanın, bir hareketin iteliğini 'rejim'in
niteliği olarak sunmanın, 'rejim' tehdit altında diye gerilim yaratıp bunu da
Amerika'ya sıçratmanın bir âlemi yok. Bunlar, içinde yaşadığımız şu ampirik
dünyanın bize sunduğu olgulardan çıkarılacak anlamlar değil.
Radikal
17/04/2007