Bu vakitten sonra alfabede mühim değişiklikler yapılamaz. Ama 32 harften söz
edene saldırmak da gerekmiyor
Türk dili bilinen 1500 yıllık edebi tarihinde tamam dört adet esas, üç tane de
yardımcı alfabe ile yazıldı. Yani devlet olarak Göktürk, sonra Uygur, sonra Arap
alfabesi ve Latin alfabesi kullanılmıştır. Bu yaygın alfabelerden birisi yani
Uygurca, Cengiz Han'ın Moğol kançılaryasında da kullanılmıştı.
Yani Uygurca gibi işlek bir yazı sayesinde Türkçe de imparatorlukta temel
geçerliliği olan bir dildi.
Başka dinlere giren Türk topluluklarının kullandığı alfabeler de var; Kırımçak
ve Karay Yahudiler İbrani alfabesi, Lemberg veya Lviv şehrinde bulunan mezar
taşlarındaki Armeno-Kıpçak denen Ermeni harfli Kıpçak Türkçesi, gene 19'uncu
asırda Ermeni harfli ve Karamanlı dediğimiz Yunan harfli Türk edebiyatını da
zikredelim.
Enver Paşa'nın tavrı
Ermeni harfli Türkçe edebiyatın bilinen en iyi örneği Osip Vartan Paşa'nın
romanıdır. Sayısız başka eser de vardır. Karamanlı Türkçesi dediğimiz Yunan
harfli edebiyatın ise bibliyografya listeleri ciltlerle ifade ediliyor. Hiç
şüphesiz Müslüman olduğu için Sırp-Hırvatçayı Arap harfleriyle yazan Bosnalılar,
Arap harfi kullanan Arnavutlar ve Müslüman Yunanlılar da Osmanlı kültürünün
yansımalarıdır.
Bütün bu alfabeler içinde Türkçeye en az uyum sağlayan Arap harfleridir. Hocamız
olan İranlıların yaptığı değişikliklerle kabul ettiğimiz bu alfabede de,
maalesef Türkçenin sekiz adet ünlüsünün yani a ve e, ı ve i, o ve ö, u ve ü'nün
karşılanamadığı açıktır. Arap harflerinde elif, a ve e için kullanılır. Ya harfi
hem i hem y hem de ı'dır. Vav ise hem v'dir hem de o ve u, ö ve ü'dür.
Tanıdığımız kelimeleri karineyle okuruz. Bilemediğimiz isimler eğer Goethe gibi
ecnebi bir isimse köte de olur güte de. Ecdadın isimleri ve yer adları ise bir
meçhuldür. Ç ve p harflerini İranlılar ilave etmiştir. 19'uncu yüzyılda
Şemsettin Sami gibi büyük adamlar, sekiz sesliyi ifade için çok gayret sarf
etmiştir. Bu gibi temkinli ıslahatçıların yanında Latin harflerinin kabulünü
önerenler çıkmıştır. Nitekim Türk tiyatrosunun öncülerinden Azerbaycan'ın ünlü
yazarı Mirza Feth Ali Ahundzade bizim Tanzimat ricaline böyle bir Latin alfabesi
taslağını da sunmuştur. Doğrusu Mirza'yı terslemedikleri açık; hatta bir
mecidiye nişanı ile taltif edilmişti.
Enver Paşa harp içinde yazışmalar kolaylaşsın diye başta, sonda, ortada farklı
yazılan harfleri kaldırdı, daha doğrusu bitişik yazmayı yasakladı; bu yazıya
Enveri yazı denir. Şu sıra İtalyan Havayolları verdiği yiyecek paketinde domuz
eti olmadığını belirtmek için herhalde düzgün Arapça bilen birini bulamadı veya
matbaanın azizliğine uğradı ki Arapçayı aynı şekilde Enveri teknikle yiyecek
kutusuna bastırmış, okuyan gülüyordu.
İmla meselesi gazete yayıldıkça, bürokrasi büyüdükçe Türk düşüncesini işgal
etmeye başladı. Alfabe değiştirmek kolay değil; 1928 Kasım'ında alfabe
değiştirmeye cesaret eden pek azdı. Bizden önce bir tek Azerbaycan'da bir deneme
söz konusu oldu. Türkiye'yi takiben bütün Rusya Türkleri önce Latin alfabesine
geçtiler, ardından da Stalin'in emriyle Rus Kiril alfabesi kendilerine
dayatıldı. Ama imla sorununu çözdükleri hiç söylenemez.
Alfabemiz mükemmel değil
Bizim Latin harfleri Latin harfi olduğu için en mükemmelidir. Zira Romalılar
eski Şark'tan Fenike ve Yunan alfabesinden süzülüp gelen en mükemmel imlemeyi
ortaya koydular. Bu alfabeyi kullanmak Türk dili için bir kazançtır. Hiç
şüphesiz, yüzde 100 mükemmel bir alfabeden söz edemeyiz. Kullandığımız kalın k (Kaf)
ve ince k (Kef) sorunu var, sonra uzun telaffuz edilecek a var. Baazı demek
lazım, bazı değil, lazım kelimesine de şapka lâzım; tüccarın kâr'ıyla, bu yıl
görmediğimiz kar nasıl yazılır... Daha hassas olunca ha ve hı farkı var ama biz
Türkler nasıl olsa o iki harfi farklı telaffuz edemiyoruz. Ayn harfini
karşılayacak bir harf lazım mı? Doğrusu tartışılır. Bu vakitten sonra alfabede
mühim değişiklikler yapılamaz. Ama 32 harften söz edene saldırmak da gerekmiyor.
Nitekim Murat Bardakçı bu hafta bu konuda ilginç bir yazı yazdı.
Dil de hayat gibi değişiyor. İnsanların dilleri üzerine düşünmeleri hem
kaçınılmaz hem de gerekli. Kaldı ki, teknolojik değişikliklerin, bilgisayarın
alfabelerin başına ne dertler açtığı herkesin malumu. Üç harf fazladan
konuşanları eleştirmek mümkün ama bilgisayarda "çatlaşırken-chat" dilimizin ve
imlamızın içine edenleri eleştirmek pek çare olmuyor. Alfabe bu, dile kolay; 5
bin yıldır değişiyor. Korumamız için çok uyanık olmamız lazım.
Fax: (0312) 427 20 64
Milliyet Pazar
15/04/2007