Sabahın karatavuk vaktinde tüfek sesiyle uyandım, erkekler avlanıyor, keklik
var buralarda, karatavuklara da ateş ediyorlar, ama kekliklerin peşindeler,
keklikler kanat patlatarak uçuşup kaşıyor...
Türkiye'de kaç kadının ruhsatlı tabancası vardır acaba... Tüfeği, av çiftesi?
Polis, asker kadınlar arasında iyi nişancılar var mıdır? Ağaran güne karşı
düşünüyorum, kuşu gözünden vurup kafasını koparmış, atmış çantasına...
Erkek öldürür, kadın pişirir derler, kota uygulaması, fermuar sistemi, Ka-der
açmazı, ne pişireceğiz Meclis'te biz kadınlar, düşünüyorum alacakaranlıkta...
Peru'da mı olmuştu bu, muhalefet partisinin kadın milletvekilleri, ellerinde
demir çubuklarla meclisi basıp iktidar partisinin erkek milletvekillerini
dövmüşlerdi, yatırmışlar yere adamları, demir kırbaç, başa sar, bir daha göster,
şaşkın mutlu seyretmiştim, şiddetin güzeli, hoşu olmaz, insanın yüreği coşuyor
diyelim...
Otuz santim uzunluğunda, az biraz paslanmış, benim de bir demir çubuğum var,
ellili yıllarda annemin tüfeği vardı, evimizde tüfek vardı daha doğrusu, babam
uzaklara gittiğinde, annem, o tüfeği kullanabileceğini hissettirirdi bize, benim
demir çubuğum ot sökmek için...
İşçi kızları tokatlayan ustabaşı kadınları düşünerek, eli sopalı kadın
gardiyanları, kadın satıcısı kadınları, üvey anne masallarını, zalim
kaynanaları... Nükleer santral kurmak isteyen dişi patronları... Hitler'in tatlı
bebeğini, uçuşan entarisiyle o ağaca, bu ağaca sarılıp kır bayır
şarkılar mırıldanan, hasretinden kelebek olmuş, başı hülyalı, doğrulup bahçeye
indim, bahçede ot sökmenin tadı yok bu sene...
Toprağı yaz çiçeklerine hazırlamanın sevinci, coşkusu yok... Kadınıyla,
erkeğiyle biz insanlar, baharın ömrünü kısalttık, otuz gün kısalttık, mayıs
ortasında kuruyan otlar, nisan ortasında sararıp kavruldu, kadınlar mecliste
hesabını sorabilecek mi bunun, hesabını verebilecek mi açmayan çiçeklerin...
Buralarda köylülerin Güzel Osman dedikleri, bir sap üstünde gök pembesi açan
soğanlı bir bitki var, açmadı bu bahar, kılıçsı, zarif yaprak-larıyla yamaçlarda
cansız düştü, defnelerin gölgesinde bir sap pembelendiyse...
Dudağımızın üstüne atmış ikiden tavşan yapıp da gireceğimiz mecliste, baharın
ömrüne sahip çıkabilir miyiz? Dünyanın sürüklendiği felaket kadar ağır, derin
bir yüzleşme gerekiyor, ertelenemez bir yüzleşme...
Dünyanın geleceği için kadınlar harekete geçmek zorunda, harekete geçtiler,
evet, kadınlar da ümit var, bir zamanlar yeryüzünde yaşanmış mutlu bir hayatın
hatırasını saklıyorlar içlerinde, o ruh dilini kurup da, içimizde olanı dışımıza
çevirebilirsek ancak, dünyada yeni bir hayat yeşerebilir...
O ruh dilini nasıl kuracağız peki, erkek öldürdü, biz pişirdik ama bizi
birbirimize düşürmek isteyenlere karşı cins birliği yapalım, konuşmayalım
bunları dersek eğer... Suyu, bulutu insana küsmüş, sarı rüzgârların estiği
kurumuş bir dünyada, biz kadınlar meclise girersek, meclisin ortasından ırmaklar
akmayacak.
Birbirimizin ağzını kapatıp susma siyaseti yapmazsak akabilir, kurumuş göllere
su yürüyebilir, renklenir çiçekler, bütün açıklığımızla, sakladığımız o uzak,
derin hatıranın temizliğiyle konuşabilirsek...
Birgün
14/04/2007