“Savaş Üzerine" adlı çarpıcı kitabının bir yerinde Carl von Clausewitz
(1780-1831), savaş meydanındaki komutanın karşılaşabileceği güçlükleri dile
getirirken, içinde harekâta giriştiği arazi hakkında bilgi sahibi olması
gerektiğinden ve bunun zorluğundan bahsederken şunları söylüyor: "Savaşta
komutan, içinde harekâta girişti-ği alanı müttefiki saymalıdır. Bu alanı
gözleriyle ölçüp biçmesine, ne kadar şiddetle arzu ederse etsin baştan başa
yoklamasına ve durmadan meydana gelen değişiklikler nedeniyle tam olarak
tanımasına ve keşfetmesine imkân yoktur.
Kuşkusuz düşman da genellikle aynı durumdadır; ama zorluk iki taraf için aynı da
olsa, yine zorluktur ve yeteneği veya tecrübesi sayesinde onu yenmeyi başaran
taraf daha elverişli bir duruma geçer; bundan başka, bu zorluk ancak genel
olarak iki taraf için eşittir, yoksa özel durumlarda bu mutlaka öyle
olmayabilir, hatta bu durumlarda genellikle taraflardan biri (savunmada olan
taraf) araziyi öteki taraftan daha iyi bilir. Bu çok özel güçlüğü yenmek kendine
özgü bir zihnî yetenek ister ki, buna, biraz dar bir deyim de olsa "ortsinn"
(yön tayini sezgisi) diyoruz (Savaş Üzerine, May Y. İst. 1975, s. 102).
Bu sezgi, gene yazarın ifadesiyle, herhangi bir ülkenin veya bölgenin geometrik
durumunu süratle kavramak ve böylece her zaman kolaylıkla yolunu bulmak
yeteneğidir. Bunun bir hayal etme işi olduğu açıktır. Bu idrak kuşkusuz kısmen
gözle kısmen zekâ ile elde edilir. Ancak bu bütünün zihnimize canlı bir şekilde
yansıyabilmesi, beynimize çizilen bir harita örneği sabit kalabilmesi ve
teferruatının durmadan kopup ayrılmaması için, hayal gücü dediğimiz bir zihnî
yeteneğe ihtiyacımız vardır. Hayal gücünden nasibimiz olmazsa, her şeyi yerli
yerinde, berrak ve tutarlı bir şekilde, sanki gözümüzün önünde imiş gibi görmek
imkânsızlaşır.
Asker-yazar, mütalâalarını sürdürüyor: Alışkanlık ve tecrübenin, kavrama
yeteneği ile birlikte bu konuda (araziyi tanıma: yön tayini) büyük bir rol
oynadığında kuşku yoktur. Komutanın, ülkenin coğrafî yapısını çabuk ve net bir
şekilde kavrayabilmesi için gerekli yeteneğin işlerini geniş ölçüde
kolaylaştıracağı, harekâtı daha sağlam bir şekilde yürütmesini sağlayacağı, onu
daha bağımsız kılarak bir çeşit manevî beceriksizlikten kurtaracağı şüphe
götürmez… Genellikle sade ve iyi bir askeri, düşünen bir beynin, zengin fikirler
ve buluşlarla dolu parlak bir zekânın, göz kamaştırıcı bir kültürün tam tersi
olarak görmeye alışmışızdır. Bu bütün bü-tün temelden, yoksun bir yakıştırma
değildir; ancak iyi bir asker olmak için sadece cesaretin yeterli olduğunu,
belirli bir beyin faaliyetinin ve yeteneğinin hiç gerekli olmadığını kanıtlamaz.
Savaşta kafasız bir kabadayının büyük şeyler başarabileceği yolundaki yaygın bir
kanıya karşı okuyucularımızı uyarmak istiyoruz. Komutan, gerçeği bütünlüğü
içinde görebilme sezgisinden yoksunsa, içinden çıkılmaz bir görüş ve düşünce
keşmekeşinin içine düşer. Bu durumda, yolunu tayin etmesine yardım edecek bir
fikir edinmesi imkânsız hale gelir.
Savaş alanındaki komutanın sahip olması gereken nitelikler hakkındaki yukarıdaki
mülâhazalara göz atarken, siyasal bir mücadele yürüten bir devlet adamının
taşıması gerektiğini düşündüğüm nitelikleri tahayyül ettim:
İbda edici ve araştırıcı bir kafa taşıyan, derinlemesine ve genişliğine bir
zekâsı olan, ateşli fakat aynı zamanda dengeli dimağı bulunan böyle bir devlet
adamı, sadece içinde savaşım verdiği mıntıkanın mevzii şartları hakkında değil,
ülkenin bütün coğrafyası hakkında bilgi ve fikir sahibi olmalıdır, diyorum.
Küçük yenilgiler ve küçük kazançlar, onu aslî hedefine ulaşmaktan alıkoymamalı
ve hedefini şaşırtmamalıdır
Sahip olduğu üstün ve yüksek kavrayış gücü, gecenin karanlığında bile, ona
yolunu tayin etmede rehber olabilmelidir.
Dünyayı, dünyanın politikasını, nerden gelip nereye gittiğini bilmesi, onu
günübirlik lütuflara, ihsanlara, tavizlere veya tehditlere prim vermekten
alıkoymalı ve hele oportünizme hiç yüz vermemelidir. Aklının ve imanının yüksek
yetenekleri ve kalbinin ilham ettiği doğrular onun Allah'ın rızası istikameti
yolunda yürüme şevkini ve cesaretini çoğaltmalıdır. Onun varlığı yalnızca kendi
şahsını değil, fakat milletini temsil etme mevkiinde bulunmaktadır.
Yenişafak
12/04/2007