Ranajit Guha, sömürge halkları tarihsizleştirme pratiğinin işleyişini çözmeye
çalışıyor. Yazar kitabında, tarihsiz bırakılmış halkların tarihini yazmak için
kavramlar da öneriyor
Dünya Tarihinin Sınırında Tarih, Batı tarih anlayışının eleştirel çözümlemesine
yeni düşünceler getiren bir kitap. En yetkin kavram ve ifadelerinin Hegel'de
bulunduğu Avrupa merkezli tarih anlayışının, çözümlenmesi niteliğinde.
Hegel şöyle diyordu: "Tarihin olması için bir devletin ve bir yazının olması
gerekir. Ancak devlet yazar tarihi ve devletin tarihi yazılır ancak; devlet
yoksa tarih de yoktur." Bu düşünce aslında Rönesansla birlikte oluşmuş bir
sömürge çağı düşüncesi. Batıdan kalkan gemiler, o gemilere binen çapulcu
fatihler, Amerika'yı ve Güney Asya'yı, yağmalamaya koyulduklarında, aslında
uygarlık adına büyük bir vahşeti de tarihe kaydetmişlerdi.
Ülkelerini istila ettikleri halkların öyküsü, kendilerinin o ülkeye ayak
basmasıyla başlıyordu Batı tarihyazımında. Eski Dünya, keşfettiği Yeni Dünya'nın
gerçeğine karşılık bulmak için yeni isimler, yeni kavramlar, yeni kategoriler
icat ediyorken, buldukları kavramlardan biri de 'Tarihsiz halklar' kavramıydı.
Batı'nın Doğu'yu istilası sırasına yerlileri işaretleyen 'öteki' tanımı,
Batılının da kendini tanımasında önemli bir etken olmuştu aslında. 'Bu
ilkeller', 'bu vahşiler' karşısında 'biz uygarlar' diyorlardı kendilerine.
'Özgürlük nedir bilmeyen' yerlilere özgürlüğü öğretiyorlardı. Yerlilerin
ellerine bir İncil, ayaklarına bir çift pabuç tutuşturmayı Yeni Dünya'ya
uygarlık götürmek sandılar. Batı uzun süre bu tanımlardan övünç duydu.
Ranajit Guha, bu anlayışın felsefi kavramlarını irdeliyor. Sömürge halkları
tarihsizleştirme pratiğinin nasıl bir zihinle işlediğinin şifrelerini
çözümlerken sıkı bir kavram analizi ve karşılaştırması yapıyor. Edward Said'in
başlattığı Şarkiyatçılık tartışmasını yeni bir aşamaya çıkarıyor Guha.
'Tarihinizi başınıza çalın'
Kitaptaki örnekler, daha çok Hint kaynaklı. Hegel'den alıntılanan şu söz,
sayfalar boyunca yapılan çözümlemenin konusunu oluşturuyor: "Hindistan'ın hem
kadim dinsel kitapları ve harika şiir yapıtları hem de antik hukuk kitapları
vardır...; fakat hâlâ bir tarihi yoktur." Bu anlayıştaki egosantrizm, Guha'nın
eleştirel hedefi.
Bu eleştirilerin, ünlü Hintli şair Rabindranath Tagore'un ukdesini vasiyet gibi
hissetmiş bir tarihçi tarafından yazıldığı apaçık. Hintli tarihçi Ranajit Guha,
Madun Araştırmaları Grubu'nun kurcusu olarak da biliniyor. Guha, tarihi yalnızca
imparatorların, kralların ve onları yaptığı kamusal işlerin kaydı olarak gören
indirgeyici Batı tarihyazımı anlayışı karşısında, şiirin, destanın içindeki
yaşantıların tarihini de yazmış olan büyük şair Tagore'un şu serzenişini asla
unutmamış: "Tarihinizi alın da başına çalın!" Bu serzenişin ardındaki gerçeklik,
Hint şiirinin, destanının, efsanelerinin nasıl bir tarih değeri taşıdığına
yönelik çözümlemeler, kitabın aslı gövdesi. 'Şiirin işlevi', 'deneyim',
'hayret', 'itihasa' gibi ('aynen öyle oldu' anlamında), 'anlatıcı', 'dinleyici'
gibi bazı kavramların Batı'da olmayan ya da farklı biçimdeki anlamları, Hint
yazınındaki özellikleriyle betimleniyor. Bu kavramların belirli anlatı
ritüellerindeki işlevleri, Doğu kültürünün anlaşılması için de önemli anahtar
niteliğinde.
Gelgelelim, sonuçta yenilenin hesabıyla galibin hesabı aynı değil, tarihi yazan
galip efendi oluyor. Sonlara doğru şöyle diyor yazar: "Neticede paradigmalar
muharebesini kazanan Batı olmuştur. Deneyim hayret'e, Dünya-tarihi itihasa'ya
galebe çalmıştır." Peki, her şey bitti mi? Hayır! Ranajit Guha, dilsiz,
tarihsiz, nesirsiz bırakılmış dünyanın, madunların, tarihsiz bırakılmış
halkların tarihini, getirdiği kavramlar ve yeni paradigmalarla yazmaya inançla,
bilinçle davet ediyor.
Madun Araştırmaları Grubunun bir başka üyesinin, Partha Chatterjee'nin
Milliyetçi Düşünce ve Sömürge Dünyası, önceden çevrilmişti Türkçeye. Bu kitap
da, antiemperyalist savaşları kazanan sömürgelerin modernleşme sürecinde
zihinlerindeki karmaşayı çözümlüyor. Elde var iki; 'madun araştırmaları'
literatürün Türkçede iki önemli kaynağı oldu.
Bir düzelti: 'Batı'da Din ve Devlet Savaşları' adlı yazıda (09/03/2007),
Shakespeare'in 'Love's Labour's Lost' (Aşkın Boşa Giden Emeği) adlı oyunun "Türkçeye
çevrilmediğini sandığım"ı yazmıştım. Sanımda yanılmışım. Bu oyun, 'Aşkın Çabası
Boşuna' adıyla, Ali H. Neyzi'nin zevkli çevirisiyle, Mitos/Boyut Yayınlarınca
2002'de yayımlanmış. Kitapçıda bulunca mahcup oldum.
DÜNYA TARİHİNİN SINIRINDA TARİH
Ranajit Guha, Çeviren: Erkal Ünal, Metis Yayınları, 2006, 139 sayfa
* * *
MAHMUT TEMİZYÜREK
Radikal Kitap
06/04/2007