Karakutu
Karakutu.Com - Kültür Sanat
Ana sayfa
Galeri
Haberler
Karakutu Tv
Forum
Ekart
Ana Konular
Arşiv
Sanat Ajandası
Sinema
Müzik
Medya Rehberi
Sesli Kitap
Kitap Tahlili
Metin Listesi
Metin Hali
Üye Paneli
Üye Günlüğü
Özel Mesaj
Metin Gönderme
Tavsiye Edin
Künye
İletişim

Reklam


Google Arama



Arama



Online üyeler
Şu an sitemizde, 226 Üye Adayı ve 6 Üye bulunuyor.

Henüz Sitemize üye olmamışsınız, buraya tıklayarak ücretsiz üyemiz olabilirsiniz.

Reklam



Forum Son Başlıklar

 SON CELLAT
 nicht allein
 İçimde Bir Ben Var...
 Bilgi Kuramı
 deprem
 O SEN MİSİN?
 ışıklı kentin sokak süpürücüleri
 vahşi
 Rüya
 Bizler geçmişteki insanlardan daha mı akıllıyız?
 Yaz Dedi Tanrı
 Melekler ağladığında
 Kanadım
 VELEVKİ TARTÜF
 Duan dileğindir...
 Kısa cümleler yazacak bu kalem
 İçinden at başlığını
 atlet giyen tanrıça
 Nazım Hikmet / Masallar
 Mucize Bu!

Karakutu.com-Kültür Sanat Forumu


Giriş Sayfanız Yapın
Favorilere Ekle!
İletişim Formu

Önemli Linkler
BBC Türkçe
İngilizce Dersler
DW-World Türkçe
VOA Türkçe
Google
Yahoo
Msn
Zoque
Resim Yükle

Karakutu - RSS - Alexa

Alexa - Karakutu internet gezgini

Site RSS
Forum RSS


Dücane Cündioğlu: Bir parıltıyı sezince...
Tarih: 08.04.2007 Saat: 17:34 Gönderen: karakutu
 

'Sezgi' üzerine düşünmeye devam ediyoruz. Düşünme, soruyla yola düştüğüne göre, çocukluk yapmaktan korkmayalım da soralım:

- Nedir şu sezgi dedikleri?

Güneşin doğduğu topraklarda 'hads', battığı topraklarda 'intuition' dedikleri sezgi'nin İlm-i Mantık açısından yapılan en kısa tanımı şudur: “fikr-i âni”.



Bu tanım, bu yönüyle sezgi'yi akıl yürütmenin/düşünme'nin (fikir, tefekkür) karşısına koymakta. Çünkü aklın, nedenlerden sonuçlara veya sonuçlardan nedenlere doğru hareketine verilen ad olmak itibariyle fikir, bir süreç içerisinde gerçekleşirken, fikr-i âni, bir anda, bir defada (def'aten) aklın herhangibir sonuç önermesinin öncüllerini bulmasından ibarettir. bu buluş o kadar ânidir ki -Mantık terimleriyle söyleyecek olursak- herhangi bir yargının hadd-i evsatını (orta terim) bulduğumuzda, nasılını izah bile edemez duruma düşer ve zihnimizde olup biteni aslâ 'düşünme' olarak adlandıramayız. Nitekim bu yüzden âlimlerimiz, bu mânâsıyla sezgi'yi 'bedihî' ve 'zarurî' bilginin sınırları içine sokmakta tereddüt etmemişlerdir. Sezgi'ye 'müşahede' denilmesi de bundandır. [“Müşahede-i dahiliye” (iç gözlem) karşılığında 'vicdaniyat' teriminin kullanıldığına bu vesileyle işaret edelim.]

Meselenin tafsilatından kaçınmakla birlikte sormaktan çekinemeyiz:

- Bu şekilde tanımlanan 'sezgi'nin, âni de olsa en nihayet fikrin/düşünmenin bir türü olduğu ifade edilmiş olmuyor mu? Yani düşünme'yi 'âni' ve 'gayr-ı âni' olmak üzere ikiye ayırırsak, bu durumda fikr-i âni, ister istemez fikrin kapsamında yer almış sayılmaz mı? O takdirde, biz sezgi'ye nasıl olup da düşünme'nin karşıtı olarak ilan edebiliyoruz?

Bu tür sorularla başa çıkmak için, öncelikle duyuların ve aklın idrak ettiği kavramlara karşılık 'suret' (form) sözcüğünün kullanıldığını ve ilkinin, dış dünyadaki tekil nesnelere ilişkin suretler (suret-i cüziyye), ikincisinin ise sadece zihinde varolan tümellere ilişkin suretler (suret-i külliye) olduklarını hatırlamamız gerekiyor. Çünkü beş dış duyumuz aracılığıyla algıladıklarımıza da, aklımız aracılığıyla algıladıklarımıza da 'suret' (form) denirken, iç duyulardan kuvve-i vahime'nin (faculté estimative) dış duyulardan gelen 'suret'lerde algıladıklarına 'mânâ' denir.

Hikmet-i Kadime'nin dilinde 'mânâ', suret'te algılanan, müşahede edilendir; lezzet-elem, fayda-zarar gibi. Basite irca ederek söylemeyi denersek, dış duyularımla algıladığım 'bir adam'dır (=suret); o adamda bir de tehlike algılıyorsam, bu ikincil idrak de 'mânâ'dır. Nitekim Şeyh-i Ekber'in eserlerinde sıklıkla rastladığımız 'suret-mânâ' çifti buradan köken alır. Suret ile kastedilen, tabiatıyla, suret-i cismaniye olduğundan, mânâlar da meânî-i cüziye düzeyinde olacak, yani dış dünyanın sınırlarıyla sınırlı kalacaktır.

Yukarıda aklın idrak ettiği kavramlara da yine aynı şekilde 'suret' (form, idea) dendiğini zikretmiştik. Fakat bu suretler duyularınkinin aksine tümel olduğu için 'suret-i külliye' olarak adlandırılırlar.

Aklen kavranabilen işbu suret-i külliye'lerde, akıl, ayrıca mânâlar da bulmaz mı?

Pekâlâ bulur, bulabilir. O zaman bunlar da 'meânî-i külliye' (tümel anlamlar) şeklinde adlandırılır.

Bu kısa ve kaba özet üzerinde biraz düşünülürse görülecektir ki 'sezme', 'sezinleme' işlemi, gerçekte suretlerde değil, mânâlarda cereyan etmekte, sonuç böyle olunca da sezgi'yi 'düşünsel' (fikrî) ve 'duygusal' (vehmî) olmak üzere ikiye ayırmak kaçınılmaz hâle gelmektedir. Yani bir bilim adamının, bir kâşifin, bir mucidin, bir matematikçinin sezgileriyle, bir dervişin, bir sanatçının, meselâ bir şairin sezgisi, ister istemez birbirinden farklı alanlarda gerçekleşmektedir.

Yargılarını delillendirmekte güçlük çekenler hakkında 'Ne de evhamlı!' demekten kendimizi alamayız. Çünkü cüzî mânâları idrak eden vahime yetisidir (kuvve-i müvehhime). Bu yüzden vehim ile sezgi arasında doğrudan bir ilişki vardır; aradaki farkları tartışmak ise şimdilik lüzumsuzdur.

Görüyorsun değil mi ey talib, sezgi'nin üzerine hikmet-i kadime'nin parıltılarını düşürmek için attığımız bu ilk adımda bile, kavramayı arzu ettiğimizin ne kadar uzağına düşüverdik!

Cemalinin iştiyakiyle kavrulduğumuz sevgili, bunca çabamıza karşın peçesini açmakta hâlâ gönülsüz; belki içtenliğimizden kuşkulandığı için, belki de herkesin ortasında cemalini görmeyi taleb ettiğimiz için gönülsüz. “Gönülsüz olduğunu nereden biliyorsun?” diyeceksin. Oysa bilmiyorum, seziyorum. Bilseydim eğer, göz göre göre 'belki' kaydını kullanır mıydım?


Yenişafak
08/04/2007


 
İlgili Bağlantılar
· Daha fazla Deneme
· Haber gönderen karakutu


En çok okunan haber: Deneme:
DOĞRULUK KAYGISI


Haber Puanlama
Ortalama Puan: 5
Toplam Oy: 3


Lütfen bu haberi puanlamak için bir saniyenizi ayırın:

Mükemmel
Çok İyi
İyi
İdare Eder
Kötü


Seçenekler

blink it

tag on del.icio.us

digg this

Wi Live

furl it

reddit this

search technorati

Save to YahooMyWeb 
Yazdırılabilir Sayfa Yazdırılabilir Sayfa

 
Bu Haberi Arkadaşına Gönder Bu Haberi Arkadaşına Gönder




 ADnet Reklamları

Siz de reklam verin »


İlgili Haberler

DOĞRULUK KAYGISI

"Bir parıltıyı sezince..." | Hesap Aç/Yarat | 1 yorum | Tartışma Ara
Yorumlar yazarlarına aittir. İçeriklerinden karakutu.com sorumlu tutulamaz.

Anonim kullanıcı yorum yazamaz, lütfen kayıt olun

Re: Bir parıltıyı sezince... (Puan: 1)
Gönderen: aover Tarih: 10.04.2007 Saat: 17:45
(Kullanıcı Bilgisi | Mesaj Gönder)
Dücane Cündioğlu : Tasavvuf terimlerini,madde ve manaya bakış açısını bıkmadan usanmadan anlatmaya çalışan Şeyh-i Ekber'in günümüzdeki mütercimi gibi. Kelimelerle anlatılamıyacak bir şey ne kadar anlatılırsa onu anlatıyor.Bunu en iyi yapanlardan birisi.Türkiye'de çok garip bir şekilde anlaşılamadığını düşünüyorum.Takip edilmesi gereken yazılar.Kaçırmayın


 




 

Karakutu.Com - Karakutu.tv - KaraSozluk.Com - MustafaYuce.Com
 


 Karakutu.com Sitemap RSS - Sadece Başlıklar RSS - ÖzetliAdd to Google

PHP-Nuke