Nasıl mutlu biri Deniz Baykal!
Nasıl yerli yerinde; nasıl ışıldıyor, parlıyor mutluluktan tavandan sarkıtılan
aynalıparçalı disko topları gibi.
Bi tane kırışık, buruşuk, sivilce, yara, Şarkçıbanı, samyeli, ülkerfındıkezmesi
yok yüzünde. Allah tarafından botokslanmış gibi. Hatta kendine mütemadiyen
maksimum özeni gösteren bu adamın kullar tarafından da düzenli olarak
botokslandığı rivayetleniyor. (Ben rivayeti çıkaranın rivayetçisiyim.)
O bi kere yüzünü her gün defnesabunuyla yıkıyor. Saçlarını da öyle.
Onun için fışır fışır dalgalanıyor saçları. Arada bir alnına düşünce, nasıl
edalı işveli geriye itiyor. Günde iki saat yüzüyor Antalya'da. Günde üç
saat yürüyor Ankara'da. Tüm bu güzel güzellik aktiviteleri için bolkepçe
bolkepçe vakti var. Torunlarına bile zaman ayırabiliyor. Hemen kameraları
çağırıyor.
Bi sürü parası var CHP'nin. Nereye harcayacaklarını bilemedikleri kadar,
Atatürk'ten filan miras, bi dolu, çil çilyon paraları var.
Hop: Akıllı Parti binası yaptırıyorlar.
Küt: içini ne biçim döşetiyorlar.
Baykal kapıda belirdiğinde Akıllı Parti 'Hoş gelmişsiniz efem' diye kapılarını
sonuna kadar açıyor. Baykal o gençliği, güzelliği, dinamikliği hiç tükenmeyen
adımlarıyla bi yandan Akıllı Parti'sinden içeri girerken, diğer yandan (2'si
aynı anda yaaaa!) etrafa neşe saçıyor. (Kâfiye de düşmüş oldu.)
Bi ara bir Edep Ali Felsefe(ci)liği üfürmüştü.
Çok etki yaratmıştı kitlesinin üstünde. Çoook. Üfür üfür etkişanlanmalar.
Sonra unuttu.
Michael Jackson'ı da unuttu. Hani parti kongresine çalsın Michael'lar/oynasın
adımlar hoplaya zıplaya merdivenlerden 1 iniş inmişti. Sis ve gece bombaları
atılmıştı.
Çok havalıydı.
Michael Jackson'ı en son Japonya'da hayranlarıyla para karşılığı tanışırken,
üstünde aslancıklar aslancıklar desenli kadife takım elbisesiyle görmüştük
medyalamadan.
Ünlü mü ünlü 1 jinekoloğumuzun kızı Jackson'la kafayı çizdiği için, o da
uçuvermişti Big in Japan'e, parayı bastırmış ilahına utkularını ve tutkularını
çabucak anlatıvermişti. (O da: 'I see' demişti bilge bilgeç.)
Baykal da öyleydi. Yani: Big in Japan/Small in Turkey'di. Pardon: Small in Japan
(zira Japonya'da her şeyin miniminnacığı -örn.: bonzai- makbuldür) Big in
Turkey'di.
Hakikaten extra extra larj bi insandı Baykal. Gamsızlığın bu kadarı
görülmemişti. Duyulmamıştı. Emsalsizdi.
Bi Allah'ın kuluna muhalefet partisi liderliği bu kadar mı yakışırdı? (Şarkı: 'Bi
kulunu çok tuttum/O beni bırakmıyor').
Eh o da bunun farkındaydı. Dünyaya yakışmak için geldiğinin yani. Nasıl da
girdiği her ortama, her münazaraya, her iklime yakışıyordu. Yeşertiyordu.
Mesela tutturuk yaptığı iktidara mevzular, müthişti: Hani Erdoğan vakti
zamanında Öcalan'a 'Sayın' demiş.
Nasıl güzel 1 yerden yakalamış, bırakmamış da bırakmamıştı. En yakın zamandı.
301'e sahip çıkışı, ordusuna kayıtsız şartsız bağlılığı, kendinden ve
partisinden aşırı memnuniyeti, Bülent Ersoy'la girdiği personalite savaşından
tazminat alarak çıkması filan- her şeyiyle müthişti.
CHP hiç de 'sosyal' değildir, 'demokrat' değildir, 'solumsu' bile değildir.
Hiçbir zaman olmamıştır, olmayacaktır. Devletin has partisidir: yasakçıdır,
orducudur, antidemokratiktir, baskıcıdır- üstelik ta kuruluşundan beri böyledir.
İşte CHP üstünde oynanan oyunlara, CHP böyle tek parti mantığıyla kurulmuş 1
parti değilmiş de, solumsuymuş da/demokratmış da/ilericiymiş de vari illüzyon
yaratma arzularına, sağolasın Baykal açıkseçiklik getirmişti. Darbeyi
indirmişti.
Akla karayı hiperrealist üslubuyla, yani aşırı karman çormanlığıyla, en kara
günlerde bile hiçbir şey dememesiyle/diyememesiyle, yalnızca üfürükten
tayyarelere sardırıp onlarla neşe ve tutku içinde oynamasıyla-
Ay ne şen, ne gamsız, ne şahane biri Baykal. Eşini de sepet gibi yanında
taşımaz. Sırtında da yumurta küfesi taşımaz.
Bi tek arka cebinde ılgıt ılgıt defnesabunu defnesabunu kokan saçlarını taramak
için şimşir tarağını taşır.
E 1 şimşir tarağın ağırlığı ne ola ki bre Gaffar?
Öyle 'tez ayaklı Aşil gibi' koş oraya, koştur buraya! Bu dinamik hayat stiline
ayak uydur uydurabilirsen hantal bücük! Bücükler çoğunluğu!
Ona baktıkça ne kadar şişmanız. Ne kadar bahtsız ve karamsar, ne denli umutsuz
ülkemizin gidişatından, nasıl da karalar bağlamış, hakikatperver garibanlarız.
('We are freaks!' diye bağırdı Michael Jackson.)
Ne bi parti serveti var üstünde bulunmaktan kendimizi 'feel good' edeceğimiz, ne
ılgıt ılgıt defnesabunu kokan saçlarımız; ne yüzümüz Made in China bebekler gibi
yanakyanak kırışıksız buruşuksuz, ne hoplaya zıplaya merdivenlerden
inebiliyoruz, ne de sis ve yasemin bombaları atıyor muhteşem partililerimiz.
Yapayalnızız.
Baykal'la lütfen kendini kıyaslama ey yolcu! Olan sana oluyor, heba oluyor zaten
başlamadan bitmiş gençliğin, güzelliğin.
Seni artık Filinsan Bülentersoy'un estetisyeni dahi kurtaramaz kaderin
ellerinden. Oyuncak oldun sen. Ben nasıl kurtarayım bi hancı olaraktan? Netice
itibarıyla sen ve ben aynı filikadayız. Lost'uz, Lost! dost, ey dost! eeey dost!
Radikal
07/04/2007