1933 ile 1945 arasındaki havadan utanan ve şok geçirenler kaldıramayacakları
bu suçu paylaşacak başka toplumlar arıyorlar
Yaşı 65 civarındaydı, Viyanalıydı ve konuşması sık sık bu lehçeye kaçıyordu.
Viyana lehçesini sevmediğimi ve anlamakta güçlük çektiğimi söylediğimde, "Ben de
sevmiyorum ama doğduğum ve büyüdüğüm yerin alışkanlığı" derdi. 1971'de
tanımıştım. Savaştan önce Viyana Teknik Yüksek Okulu'nda, yani bugünkü Teknik
Üniversite'de okuyanların çoğu gibi iyi bir mühendisti. Teknik tarih konusunda
ne biliyorsam onun heyecanlı izahlarından öğrenmişimdir.
Sonra Türkiye'ye bizi ziyarete geldiğinde; "1938 yılı 10 Kasım'ından beri ben
artık Avusturyalı değilim" demişti. Oysa Viyanalı yüksek mühendis Rudolf
Karlburger çok Avusturyalıydı. Son görüşmemizde beni Viyana'dan Floransa'ya
uğurlarken hareket eden vagonu şapkasını çıkartarak selamladığını hala
hatırlıyorum. Ailesi 1938 Mart'ında Prag'a sığınmış ve orada meşum sondan
kurtulamamıştı. O ise Dachau toplama kampından Çin'e kaçabilmişti. Avusturya
Nazileri de Avusturyalıydı; rüşveti severlerdi ve beynelmilel Yahudi komitesinin
ara sıra sızdırdığı rüşvetlerle bazı şanslı mahkumlar böyle kurtulabiliyordu.
1938'in 9 Kasım'ı "Kristal Gecesi"dir. Tertipli olarak Yahudi dükkanları yerle
bir edilmiştir. Ertesi gün 10 Kasım'da ise kaçacak imkanı olmayan Yahudiler
toplanmaya başlamıştı. Onların arasında genç mühendis Karlburger de vardı ve
kendisine ırki ve dini kökenlerini unutan, Almanlık ve Avusturyalılıklarıyla
övünen birçok Yahudi gibi o gün ne olduğu öğretildi.
Irk ayrımı 2 bin yıllıkbir yaşam biçimidir
Çar Rusya'sında kasabalarına kapanıp yaşayan Yahudiler her türlü hastalığın
sorumlusu görülürdü. Balkanlar'ı karıştırmakla yükümlü İstanbul'daki Büyükelçi
İgnatev 1877-78 savaşından sonra Rusya'nın içişleri bakanı olunca "pogrom"
denilen yağma olaylarının tertibi için "Yahudilik"in yeterli gerekçe olduğunu
söylemekten çekinmezdi.
1492'de Gırnata (Granada) ve Kordoba'yı alarak Endülüs medeniyetine son verenler
zulümden kurtulmak için din değiştiren Yahudilerin bu din değiştirmeyle temize
çıkamayacaklarını, kanlarının temiz olması gerektiğini söylediler. Antisemitizm
bir mirastı. Sadece dinle izah edilmez. Ortadoğu Hıristiyanları arasındaki
antisemitizm, Batı Hıristiyanlığındaki kadar kuvvetli olmadı hiçbir zaman. Irk
ayrımı 2 bin yıllık bir yaşam biçimidir. Avrupa antisemitizminin en kanlı ve
utanç verici tezahürü 1933-1945 arasında yaşandı. Neye uğradığını şaşıran Alman
Yahudilerine uygulanan zulmü Vichy Fransa'sı da aynen benimsedi. İşgalcinin
desteğiyle Fransa, Yahudi düşmanlığı mirasını kendi Yahudilerine ve ülkesine
sığınanlara uyguladı. İçlerindeki yabancıyı ne kadar kendi gibi olsa da
benimsememek bin yıllık bir mirastı.
Doğrusu hâlâ da devam ediyor. 1933 ile 1945
arasındaki havadan utanan ve şok geçirenler kaldıramayacakları bu suçu
paylaşacak başka toplumlar arıyorlar. Halen Türkiye'ye yöneltilen suçlamalar,
dünyadan ve tarihten bihaber parlamento üyelerinin aldığı kararlar, her şeyi
bildiğini sanıp hiçbir şey bilmeyen yargıçların Bernard Lewis gibi bilginleri
"soykırımı inkar etmekten" mahkum etmeleri; bazılarımızın biteviye tekrar
ettikleri gibi Türkiye'nin AB'ye alınmasını önlemek için değil. Olaylara bakkal
gözüyle bakmaktan vazgeçmemiz lazım. Toplumlar ruhsal temizlenme ihtiyacında ve
Shakespeare'in "Hamlet"indeki katil kralın deyişiyle; "kokusu göğü kaplayan leş
gibi suçlarını" yükleyecek başka ortamlar arıyorlar.
1914'te Türk İmparatorluğu'nu ve onun yorgun ve çilekeş ana unsuru olan Türkleri
lüzumsuz bir dünya savaşına sürükleyen, maceraperest, dar görüşlü, bilgisiz
yöneticilerin kontrol edemedikleri trajik olaylar hazırladıkları açıktır. Jön
Türk muhalefeti her zaman için, dün dedeleri bugün de torunlarıyla, Türkiye
adına olmadık yorumlar yaparlar. Ermeni tehciri ve katliamı tek taraflı
değildir, bir mukateledir.
Bu olaylar harbin ilk yılında vukua gelmiş de değildir. 1880'lerden beri Ermeni
bağımsızlık özleminin yanlış politikalarla fiile geçmesi ve imparatorluğun
parçalanması sırasında trajik boyutlara uzanmasıdır. Osmanlı da insanların
yaşadığı bir alandı ve cennet değildi ama yukarıdaki manzaralar bu
imparatorlukta yoktu. İnsanlar ve topluluklar kendi kompartımanlarında,
kozmopolit bir dünyanın içinde yaşıyorlardı. Kimsenin kimseden nefret edecek
iletişimi yoktu, ta ki ulusalcılık insanların cennette yaşayacaklarına
inandıkları bir farazi dünya kurana kadar... Her kavim ayrı bir ulusalcılık
akımı ve özlemi içindeydi. I. Dünya Harbi hepsini bir kanala döktü.
Harp sırasında bütün imparatorluk ulusları çatışma ve kargaşa içinde telef
olmuştur. Soykırım hukuki olaylarda muhakeme alışkanlığı olmayan ve tarih
bilmeyenlerin vereceği hükümle kesinlik kazanmaz. Üstelik soykırıma karşı çıkmak
milliyetçi olmak değildir çünkü bu suç zaman aşımına tabi değildir ve böyle bir
fiilde var olması gereken kültürel örgü dolayısıyla hem dedelerimize teşmil
edilir, yani sadece Enver ve Talat'ı değil, Fatih Sultan Mehmet'i de kapsar ve
sadece bugünkü kuşağı değil torunlarını da bağlar. Böyle ağır bir suç farazi
hükümlerle, olsa olsalarla benimsetilemez; maddi ve bilhassa manevi sonuçları
itibarıyla Türk kimliği ve pasaportu taşıyan her bireyi kapsar.
Soykırım suçlamaları karşısında hiç de milliyetçi bir örgütlenme ve yaşam biçimi
göstermeyen Avrupa'daki ve özellikle ABD'deki Türk grupların galeyana gelmeleri
ve birlikte hareket etmeye başlamaları onların gurbette bu gerçeği daha iyi
görmeleri ve kavramalarıyla ilgilidir. Ortadaki resmi tarih tezinin ne olduğu
belli değildir. Ama ulusun hukukunu savunmaya kalkan herkesin de bu konuda
canının istediği gibi konuşmasını kabul edemeyiz çünkü hakikaten vahim sonuçlar
getirecek bilgisizce ifadelere rastlanıyor. Titiz ve bilgili uzmanların
çalışmalarına müracaat edilmelidir. "Söz hürriyeti" gelecek kuşakları sıkıntıya
sokacak sorumsuzluk demek değildir.
Fax: (0312) 427 20 64
Milliyet Pazar
06/05/2005