Karakutu
Karakutu.Com - Kültür Sanat
Ana sayfa
Galeri
Haberler
Karakutu Tv
Forum
Ekart
Ana Konular
Arşiv
Sanat Ajandası
Sinema
Müzik
Medya Rehberi
Sesli Kitap
Kitap Tahlili
Metin Listesi
Metin Hali
Üye Paneli
Üye Günlüğü
Özel Mesaj
Metin Gönderme
Tavsiye Edin
Künye
İletişim

Reklam


Google Arama



Arama



Online üyeler
Şu an sitemizde, 223 Üye Adayı ve 16 Üye bulunuyor.

Henüz Sitemize üye olmamışsınız, buraya tıklayarak ücretsiz üyemiz olabilirsiniz.

Reklam



Forum Son Başlıklar

 SON CELLAT
 nicht allein
 İçimde Bir Ben Var...
 Bilgi Kuramı
 deprem
 O SEN MİSİN?
 ışıklı kentin sokak süpürücüleri
 vahşi
 Rüya
 Bizler geçmişteki insanlardan daha mı akıllıyız?
 Yaz Dedi Tanrı
 Melekler ağladığında
 Kanadım
 VELEVKİ TARTÜF
 Duan dileğindir...
 Kısa cümleler yazacak bu kalem
 İçinden at başlığını
 atlet giyen tanrıça
 Nazım Hikmet / Masallar
 Mucize Bu!

Karakutu.com-Kültür Sanat Forumu


Giriş Sayfanız Yapın
Favorilere Ekle!
İletişim Formu

Önemli Linkler
BBC Türkçe
İngilizce Dersler
DW-World Türkçe
VOA Türkçe
Google
Yahoo
Msn
Zoque
Resim Yükle

Karakutu - RSS - Alexa

Alexa - Karakutu internet gezgini

Site RSS
Forum RSS


İlber Ortaylı: "Soykırım" üzerine
Tarih: 06.04.2007 Saat: 17:14 Gönderen: karakutu
 

1933 ile 1945 arasındaki havadan utanan ve şok geçirenler kaldıramayacakları bu suçu paylaşacak başka toplumlar arıyorlar

Yaşı 65 civarındaydı, Viyanalıydı ve konuşması sık sık bu lehçeye kaçıyordu. Viyana lehçesini sevmediğimi ve anlamakta güçlük çektiğimi söylediğimde, "Ben de sevmiyorum ama doğduğum ve büyüdüğüm yerin alışkanlığı" derdi. 1971'de tanımıştım. Savaştan önce Viyana Teknik Yüksek Okulu'nda, yani bugünkü Teknik Üniversite'de okuyanların çoğu gibi iyi bir mühendisti. Teknik tarih konusunda ne biliyorsam onun heyecanlı izahlarından öğrenmişimdir.



Sonra Türkiye'ye bizi ziyarete geldiğinde; "1938 yılı 10 Kasım'ından beri ben artık Avusturyalı değilim" demişti. Oysa Viyanalı yüksek mühendis Rudolf Karlburger çok Avusturyalıydı. Son görüşmemizde beni Viyana'dan Floransa'ya uğurlarken hareket eden vagonu şapkasını çıkartarak selamladığını hala hatırlıyorum. Ailesi 1938 Mart'ında Prag'a sığınmış ve orada meşum sondan kurtulamamıştı. O ise Dachau toplama kampından Çin'e kaçabilmişti. Avusturya Nazileri de Avusturyalıydı; rüşveti severlerdi ve beynelmilel Yahudi komitesinin ara sıra sızdırdığı rüşvetlerle bazı şanslı mahkumlar böyle kurtulabiliyordu. 1938'in 9 Kasım'ı "Kristal Gecesi"dir. Tertipli olarak Yahudi dükkanları yerle bir edilmiştir. Ertesi gün 10 Kasım'da ise kaçacak imkanı olmayan Yahudiler toplanmaya başlamıştı. Onların arasında genç mühendis Karlburger de vardı ve kendisine ırki ve dini kökenlerini unutan, Almanlık ve Avusturyalılıklarıyla övünen birçok Yahudi gibi o gün ne olduğu öğretildi.

Irk ayrımı 2 bin yıllıkbir yaşam biçimidir

Çar Rusya'sında kasabalarına kapanıp yaşayan Yahudiler her türlü hastalığın sorumlusu görülürdü. Balkanlar'ı karıştırmakla yükümlü İstanbul'daki Büyükelçi İgnatev 1877-78 savaşından sonra Rusya'nın içişleri bakanı olunca "pogrom" denilen yağma olaylarının tertibi için "Yahudilik"in yeterli gerekçe olduğunu söylemekten çekinmezdi.

1492'de Gırnata (Granada) ve Kordoba'yı alarak Endülüs medeniyetine son verenler zulümden kurtulmak için din değiştiren Yahudilerin bu din değiştirmeyle temize çıkamayacaklarını, kanlarının temiz olması gerektiğini söylediler. Antisemitizm bir mirastı. Sadece dinle izah edilmez. Ortadoğu Hıristiyanları arasındaki antisemitizm, Batı Hıristiyanlığındaki kadar kuvvetli olmadı hiçbir zaman. Irk ayrımı 2 bin yıllık bir yaşam biçimidir. Avrupa antisemitizminin en kanlı ve utanç verici tezahürü 1933-1945 arasında yaşandı. Neye uğradığını şaşıran Alman Yahudilerine uygulanan zulmü Vichy Fransa'sı da aynen benimsedi. İşgalcinin desteğiyle Fransa, Yahudi düşmanlığı mirasını kendi Yahudilerine ve ülkesine sığınanlara uyguladı. İçlerindeki yabancıyı ne kadar kendi gibi olsa da benimsememek bin yıllık bir mirastı.

Doğrusu hâlâ da devam ediyor. 1933 ile 1945 arasındaki havadan utanan ve şok geçirenler kaldıramayacakları bu suçu paylaşacak başka toplumlar arıyorlar. Halen Türkiye'ye yöneltilen suçlamalar, dünyadan ve tarihten bihaber parlamento üyelerinin aldığı kararlar, her şeyi bildiğini sanıp hiçbir şey bilmeyen yargıçların Bernard Lewis gibi bilginleri "soykırımı inkar etmekten" mahkum etmeleri; bazılarımızın biteviye tekrar ettikleri gibi Türkiye'nin AB'ye alınmasını önlemek için değil. Olaylara bakkal gözüyle bakmaktan vazgeçmemiz lazım. Toplumlar ruhsal temizlenme ihtiyacında ve Shakespeare'in "Hamlet"indeki katil kralın deyişiyle; "kokusu göğü kaplayan leş gibi suçlarını" yükleyecek başka ortamlar arıyorlar.

1914'te Türk İmparatorluğu'nu ve onun yorgun ve çilekeş ana unsuru olan Türkleri lüzumsuz bir dünya savaşına sürükleyen, maceraperest, dar görüşlü, bilgisiz yöneticilerin kontrol edemedikleri trajik olaylar hazırladıkları açıktır. Jön Türk muhalefeti her zaman için, dün dedeleri bugün de torunlarıyla, Türkiye adına olmadık yorumlar yaparlar. Ermeni tehciri ve katliamı tek taraflı değildir, bir mukateledir.

Bu olaylar harbin ilk yılında vukua gelmiş de değildir. 1880'lerden beri Ermeni bağımsızlık özleminin yanlış politikalarla fiile geçmesi ve imparatorluğun parçalanması sırasında trajik boyutlara uzanmasıdır. Osmanlı da insanların yaşadığı bir alandı ve cennet değildi ama yukarıdaki manzaralar bu imparatorlukta yoktu. İnsanlar ve topluluklar kendi kompartımanlarında, kozmopolit bir dünyanın içinde yaşıyorlardı. Kimsenin kimseden nefret edecek iletişimi yoktu, ta ki ulusalcılık insanların cennette yaşayacaklarına inandıkları bir farazi dünya kurana kadar... Her kavim ayrı bir ulusalcılık akımı ve özlemi içindeydi. I. Dünya Harbi hepsini bir kanala döktü.

Harp sırasında bütün imparatorluk ulusları çatışma ve kargaşa içinde telef olmuştur. Soykırım hukuki olaylarda muhakeme alışkanlığı olmayan ve tarih bilmeyenlerin vereceği hükümle kesinlik kazanmaz. Üstelik soykırıma karşı çıkmak milliyetçi olmak değildir çünkü bu suç zaman aşımına tabi değildir ve böyle bir fiilde var olması gereken kültürel örgü dolayısıyla hem dedelerimize teşmil edilir, yani sadece Enver ve Talat'ı değil, Fatih Sultan Mehmet'i de kapsar ve sadece bugünkü kuşağı değil torunlarını da bağlar. Böyle ağır bir suç farazi hükümlerle, olsa olsalarla benimsetilemez; maddi ve bilhassa manevi sonuçları itibarıyla Türk kimliği ve pasaportu taşıyan her bireyi kapsar.

Soykırım suçlamaları karşısında hiç de milliyetçi bir örgütlenme ve yaşam biçimi göstermeyen Avrupa'daki ve özellikle ABD'deki Türk grupların galeyana gelmeleri ve birlikte hareket etmeye başlamaları onların gurbette bu gerçeği daha iyi görmeleri ve kavramalarıyla ilgilidir. Ortadaki resmi tarih tezinin ne olduğu belli değildir. Ama ulusun hukukunu savunmaya kalkan herkesin de bu konuda canının istediği gibi konuşmasını kabul edemeyiz çünkü hakikaten vahim sonuçlar getirecek bilgisizce ifadelere rastlanıyor. Titiz ve bilgili uzmanların çalışmalarına müracaat edilmelidir. "Söz hürriyeti" gelecek kuşakları sıkıntıya sokacak sorumsuzluk demek değildir.


Fax: (0312) 427 20 64

Milliyet Pazar
06/05/2005


 
İlgili Bağlantılar
· Daha fazla Tarih Üzerine
· Haber gönderen karakutu


En çok okunan haber: Tarih Üzerine:
Sarkozy'nin beğenmediği Kapadokya


Haber Puanlama
Ortalama Puan: 4
Toplam Oy: 1


Lütfen bu haberi puanlamak için bir saniyenizi ayırın:

Mükemmel
Çok İyi
İyi
İdare Eder
Kötü


Seçenekler

blink it

tag on del.icio.us

digg this

Wi Live

furl it

reddit this

search technorati

Save to YahooMyWeb 
Yazdırılabilir Sayfa Yazdırılabilir Sayfa

 
Bu Haberi Arkadaşına Gönder Bu Haberi Arkadaşına Gönder




 ADnet Reklamları

Siz de reklam verin »


İlgili Haberler

Sarkozy'nin beğenmediği Kapadokya

""Soykırım" üzerine" | Hesap Aç/Yarat | 0 yorum
Yorumlar yazarlarına aittir. İçeriklerinden karakutu.com sorumlu tutulamaz.

Anonim kullanıcı yorum yazamaz, lütfen kayıt olun
 




 

Karakutu.Com - Karakutu.tv - KaraSozluk.Com - MustafaYuce.Com
 


 Karakutu.com Sitemap RSS - Sadece Başlıklar RSS - ÖzetliAdd to Google

PHP-Nuke