Karakutu
Karakutu.Com - Kültür Sanat
Ana sayfa
Galeri
Haberler
Karakutu Tv
Forum
Ekart
Ana Konular
Arşiv
Sanat Ajandası
Sinema
Müzik
Medya Rehberi
Sesli Kitap
Kitap Tahlili
Metin Listesi
Metin Hali
Üye Paneli
Üye Günlüğü
Özel Mesaj
Metin Gönderme
Tavsiye Edin
Künye
İletişim

Reklam


Google Arama



Arama



Online üyeler
Şu an sitemizde, 229 Üye Adayı ve 16 Üye bulunuyor.

Henüz Sitemize üye olmamışsınız, buraya tıklayarak ücretsiz üyemiz olabilirsiniz.

Reklam



Forum Son Başlıklar

 SON CELLAT
 nicht allein
 İçimde Bir Ben Var...
 Bilgi Kuramı
 deprem
 O SEN MİSİN?
 ışıklı kentin sokak süpürücüleri
 vahşi
 Rüya
 Bizler geçmişteki insanlardan daha mı akıllıyız?
 Yaz Dedi Tanrı
 Melekler ağladığında
 Kanadım
 VELEVKİ TARTÜF
 Duan dileğindir...
 Kısa cümleler yazacak bu kalem
 İçinden at başlığını
 atlet giyen tanrıça
 Nazım Hikmet / Masallar
 Mucize Bu!

Karakutu.com-Kültür Sanat Forumu


Giriş Sayfanız Yapın
Favorilere Ekle!
İletişim Formu

Önemli Linkler
BBC Türkçe
İngilizce Dersler
DW-World Türkçe
VOA Türkçe
Google
Yahoo
Msn
Zoque
Resim Yükle

Karakutu - RSS - Alexa

Alexa - Karakutu internet gezgini

Site RSS
Forum RSS


Makale: Prof.Dr. Necati Polat: Irkçı olmak
Tarih: 06.04.2007 Saat: 06:14 Gönderen: karakutu
 

Irkçılığın, bu kavramla bir biçimde bağlantılı bir dizi olguyu ihata eden, genel (generic) bir ifade olarak kullanılıyor olması, sadece Türkiye'ye özgü değil. Bu eğilimin, neredeyse cinsel ayrımcılığı bile bir tür ırkçılık olarak algılayan, Anglo-Amerikan popüler kültürüne hakim "siyaseten doğruculuk" ile ilişkilendirilmesi mümkün.

Bu nedenle, milliyetçiliğin, ırkçılığın bir türevi gibi algılanmasına şaşırmamak gerekir. Doğal olarak, bu tutum karşısında, milliyetçilik ile ırkçılığın ayrı tutulması gerektiğini ısrarla dile getirenler de var. Doğrusu, bırakalım ırkçılık ile milliyetçilik arasındaki kavramsal farkı, bizatihi milliyetçilik olgusu etrafında, biri ötekine benzemeyen çok sayıda ara rengin sözünü edebiliriz.



Örneğin, milliyetçiliğin, tarihsel olarak sömürgecilikle mücadelenin araçlarından biri olduğu, bu yüzden de özgürleştirici bir fonksiyonunun bulunduğu düşünülür. Buna karşılık, aynı zamanda, akli ya da ahlaki bir temeli bulunmayan, millet partizanlığı ya da taraftarlığı şeklinde temayüz eden şovenizme de milliyetçilik yaftasını uygun görmekteyiz. Yine, ulusal çıkar duygusuna dayalı agresif dış politika (jingoism) da milliyetçilik olarak karşımıza çıkmaktadır, yabancıya yönelik kuşku (xenophobia) ve etnik azınlıklara karşı geliştirilen ayrımcı siyasalar da. Dahası, kişi ile ülkesi arasında organik bir devamlılık duygusunu varsayan ruh hali (patriotism) ile özgüveni yüksek, genellikle Batı coğrafyasında yer alan ulusların, göze görünür görünmez, bütünüyle içselleştirilmiş, sıradanlaştırılmış, rutin olarak siyasal aidiyet empoze eden ideolojileri de (Michael Billig, "banal milliyetçilik" diyor), sözünü ettiğimiz ara renkler arasında yer alıyor.

Milliyetçilik ve ırkçılık

Bu ara renkler arasında önemli farkların bulunduğunu düşünebileceğimiz gibi; paradoksal olarak, siyaseten doğrucu yaklaşımların "kabul edilebilir" bulduğu kimi türevlerin, diyelim banal milliyetçiliğin, yol açtığı sonuçlar itibariyle en saldırgan milliyetçilik kadar (hatta, "sinsi" bir niteliğe sahip olduğu için, belki daha çok) tahripkâr bir fonksiyona sahip olduğunu da iddia edebiliriz. Bir başka deyişle, açıkça saldırgan olan ve bu nedenle kolayca çevrelenebilen, diyelim Sırp milliyetçiliğinin aksine, banal Amerikan milliyetçiliğinin daha tehlikeli olduğunu düşünebiliriz. Bu durum, söylem düzeyinde kabul edilebilir bulunan milliyetçilik ile kabul edilebilir bulunmayan milliyetçilik arasındaki farkı âdetâ önemsizleştirmektedir.

Benzer bir durum, kavramsal olarak ırkçılık ile milliyetçilik arasındaki ilişki bakımından da geçerli olabilir. Kısaca, Türkiye'de milliyetçiliği ırkçılık olarak tanımlayan liberal söylem (diyelim Murat Belge'nin söylemi), sadece "ırkçı" suçlamasının yaslandığı cazip siyasal ve ahlaki yaptırımlardan yararlanmayı ummuyor; bu anlamda, sadece "stratejik" değil. Ayrıca, sonuçları itibariyle ırkçılıktan daha az tehlikeli olmayan, karanlık milliyetçi ideolojinin bu ülkede sahip olduğu saygınlığa da bir biçimde muhalefet etmiş oluyor. Bu arada, milliyetçilik, saygınlığını sadece merkezden beslenen aydınlardan almıyor. Seçmenin en çok itibar ettiği politikacı olduğu anlaşılan Başbakan Erdoğan, doğrudan milliyetçilikle ilgisi olmayan bir politikacı olsa da, kamuoyu yoklamalarında en milliyetçi lider olarak belirleniyor. "Gerçek" milliyetçileri oldukça şaşırtan bu durum, bir yandan milliyetçiliğin popüler kültür bakımından nasıl anlaşıldığını gözler önüne sererken; bir yandan da, haklı olarak alarm haline geçen Murat Belge gibi aydınları, saldırgan milliyetçiliği "ırkçılık" olarak tanımlama noktasına itiyor.

Tekrar etmek gerekirse, bu yaklaşımı anlamak zor değil. Konjonktürel olarak milliyetçilik, ırkçılıktan daha tehlikeli olabilir; zira, her şeyden önce, ırkçı olmak "kolay" değil, ırkçılığa iliştirilmiş ağır bir siyasal ve tarihsel bagaj var; oysa milliyetçilik (en azından bu ülkede) açıkça teşvik ediliyor. Geniş bir siyasal yelpaze içinde farklı siyasal görüşlerin temsil edildiği televizyon tartışmalarını düşünelim. Bu tartışmalarda, konuklardan birinin milliyetçi olmaması, şahsını ya da temsil ettiği siyasal görüşü milliyetçilik karşıtı bir noktada konumlandırması neredeyse mümkün değil. Söylemeye gerek var mı, Batı Avrupa'da, bu durumun tam tersi bir keyfiyetle karşı karşıya olurduk; hatta, normal şartlarda milliyetçi görüşün bu tartışmalarda yer bulamayacağını ileri sürmek mümkün.

Durumu bu şekilde belirledikten sonra, ırkçılık ile milliyetçilik arasındaki farkı "görmek", bu farkı önemsemek, olağanüstü ölçüde zorlaşıyor. Bu zorluğun bilincinde olarak, "ırkçılık" ile "milliyetçilik" arasındaki ayrımın kaybolmasının niye, her şeye rağmen, sorunlu olabileceğini düşünmeye çalışalım. Öncelikle, stratejik bir sakıncanın sözünü edebiliriz. Saldırgan milliyetçiliği ırkçılık olarak algılayan yaklaşım, bir yandan milliyetçiliğin bu "yeni" tanımını kabul ettirme yönünde büyük bir dirençle karşılaşırken; ayrıca, dikkat etmek gerekir ki, "milliyetçiliği" de sonuç itibariyle hırpalamadan bırakmaktadır, çünkü muhatap milliyetçilik değil ırkçılıktır. Bir başka ifadeyle, Dimyat'a pirince giderken evdeki bulgurdan olma riski söz konusudur. Dimyat'a pirince giden yol büyük ölçüde tıkalı görünüyor, çünkü milliyetçiliğin ırkçılık olarak tanımını kabul ettirme yönünde sadece ideolojik ve popüler bir direnç yok; milliyetçi ideologlar, ırkçılık ile milliyetçilik arasındaki analitik farkı kullanmak suretiyle entelektüel bir direnç de oluşturmaktadırlar. Nitekim, günümüzde Türkiye'de tartışmanın kilitlendiği yer tam da burası olmuştur.

Analitik fark önemli; çünkü, kabul edelim ki, milliyetçiliği ırkçılık olarak tanımlayan yaklaşım, hem anlam üretebilme kudretimizi önemli ölçüde sınırlamaktadır; hem de bizi, savunulması zor bir tarih-dışılığa mahkûm etmektedir. Milliyetçilik gibi, ırkçılık da, kadim ya da aşkın değil, tarih içinde vuku bulan, spesifik bir olgudur ve kendine özgü dinamikleri vardır. Irkçılığı "teşhis" etmemizi mümkün kılan, ırkçılık kavramını fonksiyonel yapan, bu durumdur. Örneğin, tarihsel olarak ırkçılığı besleyen iki damarın varlığından söz edilir; bunlardan biri romantik etnik milliyetçilik, öteki ise ırkı doğallaştıran, nesnelleştiren, hatta açık ya da örtülü olarak ırksal üstünlük teorilerini özümseyen "bilimsel" söylemdir. Her iki olgu da modernlikle, yani 17. yüzyıl sonrasıyla ilgili olup, arızîdir. Yine modernlikle ilgili ve arızî olan, kendine özgü damarlardan beslenen milliyetçilik ise zorunlu olarak bir ırksal üstünlük tasavvuru içermeyebileceği gibi, aksine, bizatihi ırk kavramının kültürel, siyasal, kısaca imal edilmiş bir değer olduğunu varsayabilir.

Türkiye'de ırkçılığın dinamikleri oluşmadı...

Irkçılığın esasen ırkla bir bağlantısının bulunmadığını; ırk fikrinin, daha derindeki dinamiklerin yön verdiği birtakım toplumsal uyuşmazlıklarda tarihsel olarak kullanılan bir "bahane"den öte bir şey olmadığını, kısaca ırkçılığın ne olduğuna değil ne yaptığına bakmamız gerektiğini ileri sürmenin bir anlamı yok. Bu keyfiyet, şayet doğruysa, çok "genel" olduğu ve muhtemelen bütün toplumsal uyuşmazlıklara teşmil edilebildiği için, bir açıklama bile değildir; ve hâlâ, sözü edilen "bahane"leri birbirinden ayıracak, onların tarihsel görünümlerini belirleyecek ölçütlere ihtiyaç bulunmaktadır. Örneğin, sömürgecilikle emperyalizmi, genel olarak aynı tarihsel dinamiklerin neden olduğu tarihsel birer "bahane" olarak algılasak bile, "ayırma" ihtiyacı duyabiliriz. Bu ihtiyaç, anlam üretme gücümüzü derinleştirme kaygısı ile ilgilidir.

Sıradan şartlarda, emperyalizm kavramını sömürgeciliği tanımlamak üzere kullanmak büyük bir entelektüel yitime yol açmayabilir. Nitekim, sadece kıraathane sohbetlerinde değil, saygın entelektüel tahlillerde de bunun yapıldığına tanık oluyoruz. Oysa, sömürgeciliğin, geriye, 16. (hatta 15.) yüzyıla kadar uzanan bir fenomen olduğu, emperyalizmin ise çok daha sonra, 19. yüzyılın sonlarına doğru, bu zaman dilimi içinde oluşan (özellikle tekelci kapitalizmin yarattığı) dinamiklerin bir ürünü olarak karşımıza çıktığı bilgisi, açık bir analitik derinlik sağlamaktadır.

Bu tür bir derinliğe ihtiyaç duymadığımızda, sözgelimi eski Yunan'da statükoyu temsil eden düşünürlerin "ırkçılığından", aynı dönemde statükonun karşısında bulunan Sofistlerin ise "liberal" eğilimlerinden elbette dem vurabiliriz. (Örneğin, Karl Popper tam da bunu yapmıştır.) Ancak, bu çok genel bilgi ile yetinmeli miyiz? "Evet" diyorsak, ayrıntıya ve hafızaya hakaret eden bir tarih-dışılık arasında tercih yapacaksak, Türkiye'de saldırgan milliyetçiliği ırkçılık olarak tanımlayabiliriz. Tabii bu, modern Türkiye'de, ırkçılığın değilse bile, ismine layık bir ırkçı düşüncenin olmadığı anlamına gelmiyor. Toplumsal bir ağırlık taşımasa da (çünkü bu ülkede ırkçılığın dinamikleri oluşmadı), özellikle Cumhuriyet Türkiye'sinde ırkçı düşüncenin sürekli temsil edildiğini, hatta bir dönem siyasa-yapıcılar için çekicilik taşıdığını hepimiz biliyoruz.
 

* * *

PROF. DR. NECATİ POLAT - ORTADOĞU TEKNİK ÜNİVERSİTESİ ÖĞRETİM ÜYESİ

Zaman
06/04/2007


 
İlgili Bağlantılar
· Daha fazla Makale
· Haber gönderen karakutu


En çok okunan haber: Makale:
Bir Fabl Olarak Fare ile Kedi Hikâyesinin Arkasındaki Mesaj


Haber Puanlama
Ortalama Puan: 5
Toplam Oy: 2


Lütfen bu haberi puanlamak için bir saniyenizi ayırın:

Mükemmel
Çok İyi
İyi
İdare Eder
Kötü


Seçenekler

blink it

tag on del.icio.us

digg this

Wi Live

furl it

reddit this

search technorati

Save to YahooMyWeb 
Yazdırılabilir Sayfa Yazdırılabilir Sayfa

 
Bu Haberi Arkadaşına Gönder Bu Haberi Arkadaşına Gönder




 ADnet Reklamları

Siz de reklam verin »


İlgili Haberler

Bir Toplum Mimarı Olarak Yahya Kemal
Bir İmparatorluğun Sonu
Kasırgalar yerine, hafif bir meltem biraz da...
Bir Fabl Olarak Fare ile Kedi Hikâyesinin Arkasındaki Mesaj
Kalkınma yöntemi olarak sosyalizm
‘Muhafazakâr sinema yazarı’ tam olarak ne demektir?
Dağ fareyi doğurmak üzere
Coca Cola Ve Fare
Dünya Klasikleri ile aranız nasıl?
Selim İleri: Bu şehirde Edip Cansever'le...
İsrail ablukasını ‘Onur’la deldiler
Kara Kedi
Aynı evin kedileri
Obez kediler
Büyükanıt: Örgütün arkasındakilere bakın
Keskin bir mesaj....
Hasan Cihat Örter'den mesaj var

"Prof.Dr. Necati Polat: Irkçı olmak" | Hesap Aç/Yarat | 0 yorum
Yorumlar yazarlarına aittir. İçeriklerinden karakutu.com sorumlu tutulamaz.

Anonim kullanıcı yorum yazamaz, lütfen kayıt olun
 




 

Karakutu.Com - Karakutu.tv - KaraSozluk.Com - MustafaYuce.Com
 


 Karakutu.com Sitemap RSS - Sadece Başlıklar RSS - ÖzetliAdd to Google

PHP-Nuke