Merve Kavakçı (seçilmiş bulunduğu) Meclis'ten o korkunç sahnelerle atılırken
yerin dibine geçmiştim.
Seçilmiş bulundukları Meclis'in merdivenlerinden alınıp götürülen ve
hayatlarının on yılını hapishanede geçirmek zorunda bırakılan DEP'liler adına
duyduğum mahçubiyet ve utanç kadar yoğun bir utanç söz konusu olamaz, pek tabii
ki. Kadınlarımızın yarısı başörtülüyse, onların Meclis'te temsil edilmiyor
olması benim için kabullenilir gibi değil.
Bir türlü sayısını bilmedğimiz (6 ila 20 milyon) Kürt vatandaşımızın Meclis'te
temsil edilmemesi de öyle.
Muhakkak, bu memlekette bir TEMSİL SORUNU var. Nasıl burası hakiki bir demokrasi
değil de, bir nevi (şahsına münhasır) Askeri Demokrasi (hybrid) ise, siyaset
arenasındaki partilerimiz de öyle. Onlar da askeri yapılanma mı diyelim,
emir-komuta zinciri mi, mutlak lider sultası mı- Kendi partilerinin içinde
demokrasiyi işletmeye dair en ufak bir niyet ve kararlılık göstermeyenlerin, BU
topraklara hakiki demokrasiyi getirmeye namzet olduğundan söz edemeyiz, değil
mi?
Benim için başörtülü kızlarımızın üniversitelerde okuyamaması, devlet memurluğu
yapamaması; bunlar 'Madem başı bağlı, otursun evinde, görünmesin gözümüze'
elitist 'Cumhuriyet'in kurucusu kollayıcısı' dayatması ve alabildiğine
anti-demokratik, kadın düşmanı, temsil hakkını hiçe sayıcı ve ayrıca ifade
özgürlüğüne karşı yaklaşımlar.
İnanç özgürlüğü var ise; dini inancın ifade edilmesi hürriyeti olarak dahi ele
alınabilir başörtüsü bir hak olarak. Ama bu ülkede inanç özgürlüğü de yok
indimde tam anlamıyla, ifade özgürlüğü de. Ruhban Okulu da açılmıyor açılmıyor.
Vicdani red de inanç özgürlüğü, bir insanlık hakkı. Başörtüsü de. Ermeni
kahramanını romanında nasıl konuşturduğun da ifade özgürlüğüne giriyor;
İsviçreli bir gazeteciye röportaj verirken neler söylediğin de.
AK Parti iktidar oldu ama muktedir olamadı bir türlü. AKP'ye iktidar nasıl
olunacağını anlatmak kuşkusuz bana kalmadı.
Ama tabanının hatırı sayılır bir çoğunluğu başörtülü kadınlarımızdan, onların
babalarından, eşlerinden, oğullarından, hısımlarından oluşan bu parti TEK BAŞINA
iktidarda olduğu yıllar boyunca bu konuda (başörtüsü özgürlüğü) hiçbir girişimde
bulunmamış, hiçbir mücadele vermemiş, tam anlamıyla 'arazi olmuş', stratejik
olarak 'bu tarz' mevzularla uğraşmak (ve belki de alaşağı edilmek riskini almak
yerine) bambaşka mevzulara yoğunlaşmış ise- Buyrun hanımlar, beyler sizin
partiniz budur! Mebzul miktarda oylarınızla işbaşına getirdiğiniz parti bu son
derece önemli konuyla uğraşmak yerine, güç ve para dağılımını yeniden (kendi
tugaylarına) sağlamakla geçiriyor ise iktidar günlerini, konsantrasyonu 'tamamen
manevi' konularda ise- Bi kere benim iktidar alerjim var.
Genelgeçer iktidar alerjim bir yana, bi zamanlar farklı bir şeyler
yapıp/söyleyebileceğine inanmış olabildiğim için kendimi son derece enayi yerine
konulmuş/kandırılmış hissettiğim AKP'ye dair son sıralarda duyduklarım 'alerji'
kelimesini, acıbadem ezmesi filan kılıyor.
301 daha çıkmadan (ve mayınlı daha bir sürü madde) Gazeteciler Cemiyeti'nden
Basın Konseyi'ne yazı/çiziyle ilgisi olan bir sürü kurum/dernek bi davul çalmadı
'Yapmayın, etmeyin!' diye.
'Uygulama da uygulama!' diye tutturdular. Gördük uygulamalarını! 301'e karşı
çıkmayanlar/onu eleştirmeyenler/ sonra da 'inadım inat' modeliyle kaldırılmasını
kabul etmeyenler, bu gerçeği pek tabii ki şiddetle reddedeceklerdir: Ancak o
rezil madde/onun kötüye kullanım imkânları ve bilinçli olarak salıverilmiş
teşhir/hedef gösterme gücü olmasaydı, Hrant Dink de şu an baharın ilk günlerini
bizlerle yaşıyor olacaktı.
Peki başörtüsü meselesine bizlerden destek bekleyenler, 301'de yanımızda yer
aldı mı? Dindarların gıkı çıktı mı, çıkıyor mu vicdani redle alakalı? Oysa inanç
özgürlüğü ya vardır, ya yoktur. Böyle 'Şu dilimini alayım' bir pasta değil.
E, kendi meselesine sahip çıkmayanlar, AKP'nin yeni ihale zenginleri yaratmasını
(kendi aralarından) ve sadaka dağıtma mantığıyla varoşları vs. nemalandırmasını
kifayetli bulanlar, oy vermiş oldukları partiden başörtüsüne dair tısss
çıkmamasını 'kabullenilir' karşılayanlar, dilimizde bu haller için çok güzel bir
kelime var: 'kendine Müslümanlar' tam anlamıyla. Kendine Müslümanlık, bu.
Şimdi mazur görürler eminim beni (hem bu kadar ferah 1 mazur görme kapasiteleri
var birbirlerini) ben AKP iktidardayken türban da takmam, 'Türban takmak bir
haktır!' diye çenemi de yormam.
Bunca yorganladıkları başörtüsü mevzuunu KADER'in kampanyasını vesile bilerek,
ansızın masaya sürenlere de sormak isterim: "Neden hep bu meşhur olanla, güçlü
olanla, zengin olanla özdeşleşme arzusu?"
Başörtüsü mevzuunu yine gündeme taşımak söz konusu ise (ki çok da yerinde olur)
AK Parti kadın kollarının çok büyük emeği söz konusudur, hakkı vardır BU
iktidarın üstünde. Bakan eşlerinin, başbakan eşinin başı bağlı iken, onlara
seslerini duyurmak bunca kolay ve mantıklı iken, niçin illa billa bazı başı açık
kadınlar türban takıp son derece 'fantazi' bir biçimde kameralara 'poz'
versinler?
'Köprüyü geçinceye kadar' mantığı söz konusu ise, hakikâten ekonomik/elitist/'kurucu'
Cumhuriyetçi bir yanı da var başörtüsü düşmanlığının. 'Evime temizliğe gelen,
tarlada çalışan, varoşta didinen kadının başörtüsü TAMAM DA' mantığı var
hakikâten. Böyle bir kültürel DE üstünleme kendini.
Yeterki KURUCULARIN alışveriş merkezlerinde/gittikleri otellerde
motellerde/seçkin zannettikleri her nevi yerde/üniversitelerde/Meclis'te filan
yükselmiş/statü sahibi başörtülü kadın görmesin gözleri!
Şimdi AKP, Hermes'tir, Chanel'dir, Louis Vuitton'dur, zarttır zurttur İhale
Kardeşliği/Belediye Nemalandırmaları yöntemleriyle, bu markalarda başörtüsü
takan kadınlarının oranlarını artırmayı hedeflemiş idi ise: Tebrikler! arttı
hakikâten Yeni Güç Sahipleri'nde paranın oranı. Gücün el değiştirmesi (ekonomik
olarak) gerçekleşir gibi oluyor.
Anlaşılan amaç buydu. O nedenle yoksul başörtülü kız, memleketinde üniversiteye
gitme hakkını senden esirgeyen BU iktidara, BU tercihlerinin hesabını soracak
mısın, sormayacak mısın işte bütün mesele BU.
Radikal
03/04/2007