Yahu bu nasıl bir gizli örgüttür? Bu, Nasreddin Hoca türbesi gibi üç yanı
kapalı, bir yanı açık, kapısı kilitli fakat arka duvarı olmayan bir yer midir?
Şibolet... Bu nasıl paroladır ki bizim kapıcı bile biliyor? Arkadaşlarla
aramızda gırgır olsun diye, el sıkarken iki parmağımızı karşımızdakini bileğine
hafifçe vuruyoruz, bu nasıl gizli işaretleşmedir ki dalgasını geçebiliyoruz?
Masonlarda şimdi de toplu istifalar başlamış... Say ki, Sınırlı Sorumlu
Çörtüklüpörtük Güzelleştirme ve Kalkındırma Kooperatifi yönetim kurulu...
Geçen yıl büyük üstadın (“maşrık-ı azam” terimini böyle çağdaşlaştırmışlar)
paraları kendi çıkarına harcadığı ileri sürülmüş, iki yöneticiyle birlikte
“ihraç edilmişti”... Mafya ya da gizli servisler gibi masonluktan da çıkış
yoktur, “uykuya yatmışlardı”...
Bu skandala katlanamayan birçok mason da (aralarında tanıdıklarım da var) kendi
kendilerini uykuya yatırdılar, localarına gitmemeye başladılar. (Böylece o
çocukça ritüellerden de, konuşmalar sırasında esneyip uyuklamaktan da
kurtuldular.)
Şimdi de eski bir büyük üstad, beş yönetim kurulu üyesi ve de üç yedek üye toplu
istifa etmiş! İki ay sonra genel kurul varmış, yeni büyük üstadı da orada
devireceklermiş... Say ki Galatasaray Spor Kulübü mali kongresi!
Eh, Türkiye’de faaliyet gösterebilmek için Dernekler Kanunu’a uymak zorunda
kalınca, anlı şanlı gizli örgütün de böyle suyu çıkar tabii... Yakında kurultay
yapmak için spor salonu da kiralarsınız!
İnsanlığın “özgürlük, eşitlik, kardeşlik” gibi büyük bir idealini
gerçekleştirmek amacıyla yola çıkmış bir kuruluşu Sultanhamam’da floş
kaçakçılığı yapan uyanıkların kantinine çevirirseniz, bunlara da
katlanacaksınız.
Birçok mason, masonluğa, Thoth’un yani Hermes Trismegistus’un eski Mısır
uygarlığına aktardığı büyük sırrı öğrenmek için değil, “işlerinde yararlı olacak
bir çevre edinmek” amacıyla giriyor... Ve de Venüs gezegeniyle ya da Sirius
yıldızıyla ilgili gerçekleri öğrenmeye değil, biraderlerinden indirimli mal ya
da beleş hizmet almaya bakıyor...
Zaten üst düzey masonlar da “bizde ilk üç derece önemlidir, sırrımız falan da
yoktur” diye lafı geçiştirip çömezleri oyalıyorlar...
Böyle sırlar var mı, yoksa mesele yalnızca Nil Nehri’ni yıldızın taşırdığını
sanıp ona tapan ilkellerin saçmalıklarından mı ibaret, o da tartışmalıdır ha...
Süleyman tapınağının en dibinde gerçekten “bir şey” mi saklıydı yoksa bütün
bunlar bir “vehimden” mi ibaret?
“Templiers”, yani Tapınak Şövalyeleri kavramını bile duymamış mason tanıdım ben
yahu, siz ne diyorsunuz? Bazı konuları Dan Brown denilen piyasa yazarının
kaleminden, daha da beteri, Audrey Tautou ile Tom Hanks’in oynadıkları kötü
filmden öğrenip hayretlere düşen mason bilirim...
Çünkü locada onlara “bu örgütü duvarcıların kurduğu” gibi palavralar aşılanır.
Okumazlar, öğrenmezler. Daha kötüsü, merak da etmezler. Locada öğretilenlerden
daha fazlasını kurcalamak makbul karşılanmaz! Kendi ait olduğun derecenin sır
olmayan dandik sırlarıyla yetineceksin ve de ilk üç dereceyi bir an önce geçmek
için sıkıntıdan patlayacaksın!
Burak Eldem’in dediği gibi, “senin deden bir zamanlar devrimciydi yavrum”... Dul
kesesine “herkes görüyor, ayıp olmasın” diye beş lira atanlardan değildi...
Yazık... Büyük Fransız Devrimi’ni, Amerika Birleşik Devletleri’nin kuruluşunu
örgütleyen kahramanların torunları, “gizli örgütçülük oynamaya heves eden orta
yaşlı zenginler” olmaktan ileri gidemeyecekler mi?
Akşam
03/04/2007