Davullar dövülüyor kapımda, kalk doğrul, İstanbul'u söküyorlarmış rüyamda,
kanalizasyon uçurumu, menhol çukuru, üstü açık kalmış bütün deliklerinin, rögar
nöbeti tutacakmışım gecenin uğursuz vaktinde, pencere, balkon demiri
bırakmamışlar, yangın merdiveni, salıncak zinciri, trafik levhası, park
korkuluğu, dilimde bir tekerleme, mırıldandıkça yüreğim ağzıma geliyormuş, sis
olup bulutlanıyormuş göğsümde, eskiyormuşum yüzümden tırnağıma...
Gel İstanbul, yiyeyim, içeyim, hoş muradına geçeyim, sizin tavuk, bizim tavuk...
Hurdaya çıkarmışlar Beşiktaş'ı, Beyoğlu'nu, Dolmabahçe sarayının işlemeli dökme
kapılarına kadar söküp götürmüşler, minarelerden dualı anons yapılıyor, ayetler
okunuyor, yüksek uzun kamyonlarda vinç gezdiriyorlarmış cadde sokak, kentsel
dönüşüm dozerlerini çalıp parçalamışlar belediyenin, eritip demir bilye, demir
sapan yapmışlar, ateş kaynıyormuş suyunun içinden, kestane zamanıymış
İstanbul'da, lapa lapa kar yağıyormuş üstümüze, alev almış denizi,
çırpını-yormuş sahillerde insanlar, Kız Kulesi tutuşmuş, yılanı kül olacakmış
masalın...
Zehir duman soluyarak kar altında döne döne kestane dağıtıyormuşum, kim
kazanmış, kim kaybetmiş oldu sonunda, dört yüzlü çeşmelerini İstanbul'un,
manolya ağaçlarını, dut bahçelerini? Duygusal bir ortam oluşuyormuş, dertleşmeye
başlıyormuşuz ayaküstü, çığlığı duyuluyormuş insanların, kim yönlendiriyor bu
vicdansız hırsızları, dünya kültür başkenti olmasına iki yıl kalmış İstanbul'un
şurada... Küresel ısınma vurmuş kavurmuş ağaçlarını zaten, Belgrad ormanındaki
barajın suyu çekilmiş, toprağı çıkmış, geleceğimiz yok bu şehirde...
Sahne değişiyormuş rüyamda, araştırmacı televizyoncuymuşum meğer, ekip olarak
olayın üstüne gitmeye ant içmişiz, ihbar yağıyormuş halkımızdan, reytingimiz
tavana vurmuş, yüzümde pudralar katmanlaşmış, kendime ayıracak saniye boş vaktim
yok, masamın üstündeki bilgisayarda Genelkurmayın sitesi açık, Emniyet müdürünü
sıkıştırıyormuşum televizyon ekranında...
Sökücülerin eritme üniteleri yüzer durumda ki gemilerde mi? Asya'ya hoş geldiniz
levhası şu anda kimlerin elinde? Milletçe derin işbirliğiyle mi karşı
karşıyayız, canlı yayında masa altında diz dize gelmişiz müdür beyle, malum
odaklarca hakkımda karalama kampanyası yürütülüyormuş, aylığım yüz bin dolarmış
diye, fazla da üstüne gidemiyormuşum konunun, rögar mafyasının kadını ilan
etmişler beni...
Gidişatı durdurmanız mümkün olabilecek mi? Karla karışık kıvılcım yağıyor
İstanbul'un üstüne, denizi kaynar kazana dönmüş...
Minare kurşunlarına, kubbe bakırlarına kadar soyulmuş şehir... Reklamlar için
ara veriyormuşuz, bir haber ulaşıyormuş o arada ekibe, tramvay, metro rayları,
Bebek Arnavutköy arasında, park halinde bekleyen tır kasalarında ele geçirilmiş,
hırsızları karakola teslim eden bölge halkını içeri atıp çete elemanlarını arka
kapıdan dışarı etmişler, İçişleri bakanlığının konuyla ilgili açıklama yapması
bekleniyormuş, sahne değişiyor rüyamda, yüzümde kar maskesi, elimde yangın
eldiveni...
Kafamda iki temel soruyla rögar nöbetimi devretmiş, şehrin kızıla çalan göğüne
bakarak keder içinde yürüyormuşum.
Devletimizin depreme karşı aldığı bir önlem mi bu yoksa? Yıkım öncesi demir
kurtarma operasyonu gerçekleştiriyor olabilirler mi?
Korkutup kaçırtma politikası mı uyguluyorlar, önümüze atılmış bilgi
kırıntılarından gerçeğe ulaşmak zormuş, kar incelip tozumaya başlamış, sır
tanecikleri eriyormuş yüzümde, İstanbul'u insan kalabalığından arındırıp semt
semt satışa mı çıkaracaklar?
Birgün
31/03/2007