Karakutu
Karakutu.Com - Kültür Sanat
Ana sayfa
Galeri
Haberler
Karakutu Tv
Forum
Ekart
Ana Konular
Arşiv
Sanat Ajandası
Sinema
Müzik
Medya Rehberi
Sesli Kitap
Kitap Tahlili
Metin Listesi
Metin Hali
Üye Paneli
Üye Günlüğü
Özel Mesaj
Metin Gönderme
Tavsiye Edin
Künye
İletişim

Reklam


Google Arama



Arama



Online üyeler
Şu an sitemizde, 233 Üye Adayı ve 16 Üye bulunuyor.

Henüz Sitemize üye olmamışsınız, buraya tıklayarak ücretsiz üyemiz olabilirsiniz.

Reklam



Forum Son Başlıklar

 SON CELLAT
 nicht allein
 İçimde Bir Ben Var...
 Bilgi Kuramı
 deprem
 O SEN MİSİN?
 ışıklı kentin sokak süpürücüleri
 vahşi
 Rüya
 Bizler geçmişteki insanlardan daha mı akıllıyız?
 Yaz Dedi Tanrı
 Melekler ağladığında
 Kanadım
 VELEVKİ TARTÜF
 Duan dileğindir...
 Kısa cümleler yazacak bu kalem
 İçinden at başlığını
 atlet giyen tanrıça
 Nazım Hikmet / Masallar
 Mucize Bu!

Karakutu.com-Kültür Sanat Forumu


Giriş Sayfanız Yapın
Favorilere Ekle!
İletişim Formu

Önemli Linkler
BBC Türkçe
İngilizce Dersler
DW-World Türkçe
VOA Türkçe
Google
Yahoo
Msn
Zoque
Resim Yükle

Karakutu - RSS - Alexa

Alexa - Karakutu internet gezgini

Site RSS
Forum RSS


Latife Tekin: Bir tüfek patlıyor sırtımın derinliklerinde...
Tarih: 01.04.2007 Saat: 22:42 Gönderen: karakutu
 

Kalk uyan, savaş çıkmış hayvanlarla aramızda, gündüzün kuşları giderse, gecenin yıldızları da silinir gözlerimizden, bin yıllık fare geriliminden boşanırsak ne olur halimiz, canımla dişimle bunu düşünüyormuşum rüyamda, domuzları, tavşanları püskürtmüşüz ilk etapta, bir sızı kaplamış yüreğimi, medeniyet ormanımızdan dağlara çekilmişler, otur yatağın içine, saf değişti-recekmişim, kurbağalar susarsa ne büyük bir ses boşluğu doğar...



Kedilerimiz köpeklerimiz gidip dönmez olmasın, çek yastığı sırtına, haberlere bakarken içim geçmiş azıcık, uyumuşum koltukta, nohut büyüklüğünde kümeleme taşla kanat kanada vermiş ebabil kuşları havalanmış dağlardan, Putin'in Amerika'ya çıkışını dinlerken kopmuşum sevinçten, televizyon kumandası elimde kalmış, ifadesi soğuyup donmuş yüzümde, Sibirya beyazı bir gerilim, soluk hızıyla karışıyormuş kafam, akrepler, yılanlar...

Kabuklu böcekler, insan ırkına karşı zehirlerini kusup biriktiriyormuş yer altı haznelerinde, karıncalanıyormuş ellerim, sorular oluşmuş zihnimde, haber kanalından belgesel masal kanalına çekilmiş parmaklarım...

Hayvanların komutanı Mahmud adlı büyük bir fil...

Penceremin camına bir kuş çarpıp düşüyormuş, yaralanan kuşları kedilerden korumaya yarayan bir sepetim varmış terasta, kuşu o sepetin altına almak için firlıyormuşum dışarı, bir ses gürlüyormuş kulağımda, Genel İnsan Kurmayının haykırışıymış bu, ikinci bir emre kadar yasaklanmış hayvanlara yardıma koşmak, "Dokunma o kuşa asker!" Sarı turuncu baştankara yavrusu, iki ayrı kutuptan nükleer bomba fırlatacakmışız dağlara...

Rusya'dan Amerika'dan bastırıp kazanacakmı-şız savaşı, sansar gribi göstermesin hayat bize, yılan, loırbağa gribi, Nato komutanları bir haritanın üstüne eğilmişler, kalk doğrul, serçelerin, kırlangıçların çekildiği göğe nasıl bakacağımız düşünürken hayvanlarla anılarım canlanıp karıştı rüyama... Dört bahar önce, Yatağan'ın küllerinin döküldüğü tepeden antik Stretonikea kentine bakarken, aşağılarda kuyruklanıp uçan bir tilki görmüştüm, son tilki sevincim o...

Boynunun ılıklığı boynuma işliyor baştankaranın, gagasından kan sızdırıp ölüyor tüylerini savurarak, "Albayım komutanım, biz insanlar kuşların uçuşuyla biliyoruz göğün mavisini, kuşlar olmazsa boşluğun derinliğini hissedemeyiz...

Tilkiler, kurtlar, kirpiler gibi kuşlar da bizi terk edeceğe benziyor, unutmuşuz o masalı, göğün kendisi mavi bir kusmuş zaten, kalk otur konuşalım şu rüyayı, ebabiller nohut iriliğinde taş yağdırıyor üstümüze, mermi hızıyla delip geçiyor kolumuzu bacağımızı taşlar...

Adı Zekmar olan anne kurt uluyormuş göğün penceresinden, hayvanlar yenilecek olursa, ay da kendini kapatıp kaybolurmuş boşlukta, çenemden göğsüme öyle bir keder sızıp süzülüyor, dolunay gecesiymiş o gece, rüyadan rüyaya geçtiğimi düşünerek ağır ağır yürüdüğüm bahçede, bir yumuşaklık geliyor adımlarıma, ayın beyaz ışığıymış beni öyle ağırlıksız bırakan, farkına varıyorum birden, hafifledikçe hafîfliyormuş gövdem...

Güneşin yakıcı, kavurucu olduğunu nasıl dünyaya vuran ışığından anlayabiliyorsak, ay da ışığıyla bize onu söylermiş ki, "Üstümde yumuşak adımlarla uçuşarak yürünür benim..."

Her şeyin bilgisi yansıttığı ışıkta saklıymış böyle, bu fark edişle, hem dünya bahçesi, hem ay bahçesi oluyormuş bahçem, o ağaçtan o ağaca uçar adım dolaşırken, kuyu başında ululaşmış çınarın dallarında bir kuş yuvası çarpıyor gözüme, uzanıp söküyorum yuvayı yerinden, dağılıp çözülecek oluyor elimde, geveşecik örgüsü yuvanın, cıvıltı serserisi bir kuş işine benziyor, karatavuk yuvası!..

Rüzgâr çıkıyor bir anda, havalanıyor otlar, saf değiştiremeyecekmişim artık, çok önce vermeliy-mişim kararımı, hayıflanıyorum buna inceden, çu-kurlaşıp göçüyor ayağımın altında toprak, sıçrıyorum yer hışırtısıyla, sansarların tüneliymiş bu, coşuyorum yürek dolusu, ruhum çocukluğuma akıp gidecek oluyor, koca bir delik açılmış toprakta, sevincim çırpınıp geri tepiyor komutanın emriyle.

Çerle çöple tuzak örüyorlarmış bize, patlıyormuş yuvaları kuşların, karatavuk mayınıymış elimdeki...

Ürküntüyle geri basıyorum delikten, ellerim bir kemik sızısıyla çekilip omuzlarıma yürüyor, zorlu bir sınava dönüşüyor rüyam, bir alakarga vurulup düşmüş gökten, en sevdiğim kusmuş bu benim, tüyleri saçılmış otların üstüne, karnında açılmış delikten ağır ağır can veriyormuş yerde, siyah, mavi, kahverengi, üç tüyünü alıp saçıma takarsam kanatlanıp uçacakmış ay çığlığıyla, bir sihir oluşacak-mış kuş gribine karşı, kitlenecekmiş füzelerimiz...

Sonsuz hışırtısı, uğultusuyla evrenin, vahşi, pa-ralayıcı bir çığlıkmış bu, dünyanın dönüş hızıyla kapanıyor gözlerim, mekiksi bir çekilişle gerilip boşalıyor hava, bükülüp katlanıyor üstüme uzay, gökten yere heyecan sıçratarak uçarmış alakargalar, bölünüp parçalanıyor kalbim, boşluğun karanlığını yoklayarak uzatıyorum elimi, bir tüfek patlıyor sırtımın derinliklerinde, sökülüp dağılıyor kemiklerim omuzlarımdan.

Kalk uyan, alakarga sızlıyor göğsüm bağrım, aç kanatlarını, kimin neyin komutanıymış bu, emir veremez olsun fillere, tilkilere karşı... İnsan yaşadıkça usanır kendi derdini çekmekten, yıpranıp eskir üzüntüsü, sevinci çocuk kalır cıvıl cıvıl, tüy fışkırsın suratından, hayat bir canlı fırtınası, o zamansız sevinci komutanlara borçlu değiliz biz, kuşlar kelebekler tazeliyor sevincimizi.

 

 

Birgün
17/02/2007


 
İlgili Bağlantılar
· Daha fazla Deneme
· Haber gönderen karakutu


En çok okunan haber: Deneme:
DOĞRULUK KAYGISI


Haber Puanlama
Ortalama Puan: 0
Toplam Oy: 0

Lütfen bu haberi puanlamak için bir saniyenizi ayırın:

Mükemmel
Çok İyi
İyi
İdare Eder
Kötü


Seçenekler

blink it

tag on del.icio.us

digg this

Wi Live

furl it

reddit this

search technorati

Save to YahooMyWeb 
Yazdırılabilir Sayfa Yazdırılabilir Sayfa

 
Bu Haberi Arkadaşına Gönder Bu Haberi Arkadaşına Gönder




 ADnet Reklamları

Siz de reklam verin »


İlgili Haberler

DOĞRULUK KAYGISI

"Bir tüfek patlıyor sırtımın derinliklerinde..." | Hesap Aç/Yarat | 0 yorum
Yorumlar yazarlarına aittir. İçeriklerinden karakutu.com sorumlu tutulamaz.

Anonim kullanıcı yorum yazamaz, lütfen kayıt olun
 




 

Karakutu.Com - Karakutu.tv - KaraSozluk.Com - MustafaYuce.Com
 


 Karakutu.com Sitemap RSS - Sadece Başlıklar RSS - ÖzetliAdd to Google

PHP-Nuke