Kalk uyan, rüyamda kırmızı benekli şapkalı mantar kavurdum, Amanita muscaria,
dünyanın en zehirli mantarı, etek dolusu toplamışım bahçelerden, Marmaris
sırtlarında bahar balosu yapılıyormuş, başımda aşçı kukuletası, elimde eldiven,
çadır mutfağa sızmışım, amanitaları kavurdukça tırnaklarım uzuyor, kalbim
katılaşıyormuş, otur yatağın içine, yüz değiştirme balosuymuş bu, helezonik
kabusa dönüşüyor rüyam bir anda...
Sıyırıp göğsüme sokmuşum kukuletamı, geziniyorum tabak elimde, kimin kim olduğu
belirsiz, haberlerde adı geçen herkes oradaymış, arılar mantara üşüşmüş, tabağın
kenarını yabani orkideyle süslemişim, gül yaprağı bastırmışım kavurmanın orta
yerine, biri varmış içlerinde, ona yedirecekmişim mantarı, adını söyleyesim yok,
kuşak hesaplaşmasıymış sözde, gezindikçe artıyormuş şaşkınlığım...
Hükümet edenler, basın amiralleri, televizyon generalleri, derin camia balosu,
ihale kodamanları, muhalif patronlar, kalk doğrul, başımı arı vızıltısı sarmış,
animasyon zirvesindeyim sanki, büyük organizasyon, Hacivat, Karagöz maskesi
takmış dersin, zehirleyeceğim şahsı arıyormuşum davetliler arasında, maske
yüzlerle herkes birbirini perdeleyip gizliyormuş, ümitsizliğe kapılmak
üzereymişim artık, baş döndürücü bir yüz karmaşası, bir numara düşünmek için
sıyrılıyormuşum kalabalıktan, müzik yükseliyormuş, dansı ona açtırabilirlermiş,
ihtimal dahilindeymiş bu, konuşma yapacak olursa tanırmışım sesinden, ne oyun
etsem de çıkarttırsam yüz maskelerini derken bir uğultuyla dalgalanıyormuş
kalabalık...
Diz boyu papatya, ballı baba, ebegümeci,yonca, davetlilerden biri yığılıp kalmış
yerde, papatyalar ortasında köpükleniyormuş ağzı, maskesini çıkarıp
alıyorlarmış, şaşkınlıkla bü-yüyormuş gözlerim, mantarı yedireceğim zat!...
Bir
bacak titremesiyle çekilip gidiyormuş nefesi, saniye geçmeden bir başkası
yığılıyormuş yere, davetliler ona hamle etmişken, pat yeni bir talihsiz daha,
jeton düşüyormuş bende, Amanitaların zehrini az biraz hafifletmek için tuzlu su
yapıp kaynatmışım, yedirdikten sonra yanından çekilip gidecek kadar vaktim olsun
diye, unutmuşum mantarı haşladığım suyu dökmeyi, acı bir iç çekişle tabağı
arkama saklayıp geri basıyormuşum kalabalıktan, tavuk suyu sanmışlar zehirli
suyu, erişte salıp çorba pişirmişler işte, başbakanımız, muhalefet liderimiz
hepsi davetliler arasındaymış, inşallah çorba içmemişlerdir diyerekten kendimi
bir çalılığın arkasına atıp göz menzilindin çıkana kadar o ağaçtan bu ağaca
sürünüyormuşum odarın üstünde, Tanrım, biri içtiyse biri içmemiş olsun bari...
Bademleri ahlatları generallerden, kuşları insanlardan daha çok seviyormuşum,
sivri bir taşla iki çukur açıyormuşum toprakta, kaçırdığım tabakla mantarı ayrı
ayrı çuloırlara gömüyormuşum, taş kapatıyormuşum çuloırların üstüne, kuşlar
gagalayıp eşelemesin diyeymiş, hatıra olarak saklayacakmışım aşçı kukuletamı,
eldivenlerimi, bir havlama padayıp kopuyormuş yukarıdan aşağıya, köpekler peşime
düşmüş, kalbimde bir çarpıntıyla kuru bir dereye atıyormuşum kendimi, kuş
çığlıkları, havlamalar arasında uçarcasına koşuyormuşum Günlük ormanının
derinliklerine doğru, koştukça irileşiyormuş ayağım altında taşlar, dere
yatağının sağından solundan baldıranlar fışkırmış...
Conium maculatum...
Soluklanmak için duraladıkça kokudan kapanacak oluyormuş gözlerim, baldıranlar
top top çiçek açmış, zehir vanilya tutuyormuş burnumda, defneler sarıyormuş dere
yatağını, önüm kapanıyormuş, baldıran ağusu, yılan otu kokusu, bir kök fırlamış
derenin yamacından, zehirlenmek üzereyken köke tutunup bir bahçeye çıkıyormuşum,
günlük güneşlik...
Birgün
10/03/2007